Sayfa yolu
Sokullu'da Rönesans buluşmaları: Oğuz Oyan 'kapitalizme geçiş tartışmalarını' anlattı
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 25.12.2023 , 15:14 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Ankara Sokullu Semt Evi’nde bilim insanı, sanatçı, edebiyatçı ve mimarın eserlerini tanıtıp konferanslar verdiği "Sokullu’da Rönesans" etkinlikleri devam ediyor.
“Sokullu’da Rönesans” buluşmaları, dün ''Kapitalizme Geçiş Tartışmaları ve Osmanlı Toplumu'' başlıklı oturum ile iktisatçı Prof. Dr. Oğuz Oyan’ı ağırladı.
Sunuma üretim ilişkileri, üretici güçler, üretim araçları üzerindeki mülkiyet biçimleri kavramlarını tanımlayarak başlayan Oğuz Oyan feodal sistemi şöyle anlattı: “Feodal toplumda mülkiyet ilişkileri birden çok mülkiyet biçimini içerebilir. Bugünkü kapitalist sistemde de öyle; özel mülkiyet hakim ama devlet mülkiyeti de var, ortak mülkiyetler de olabiliyor. Feodal mülkiyeti özel mülkiyet olarak tanımlayanlar vardır, örneğin Şevket Pamuk bunlardan biridir, bunun üzerine bir kitap yazdı. Feodal mülkiyet ilişkisi çok katmanlıdır. Osmanlı’da bu anlamda mülkiyet ilişkileri feodal karakterde.
Mülkiyet bir araçtır, doğrudan toprak üzerinde ya da insanlar üzerinde kurulabilir, kölelik buna örnek. Toprak üzerindeki mülkiyet tek başına anlamlı değildir; eğer insan emeği yoksa, tarım yapıp ürün elde edemiyorsanız ne anlamı var! Feodal toplumda da, Osmanlı’da da işlenmeden duran bir sürü toprak vardır. Emek kıtsa işleyemezsiniz. Feodal toplumda emek kıttır, toprak daha geniştir. Ne kadar emeğe sahip olduğuna bağlı olarak feodal beyin gücü değişir.”
'Arazi Kanunnamesi mülkiyet biçimini dönüştürmüştür'
Devamında toplumsal formasyon, üretim tarzı-üst yapı-devlet ilişkileri tanımlarına değinen Oyan, “Feodal sistem yerel özelliklere çok açıktır. Feodal sistemi üst yapı üzerinden belirlemek her zaman mümkün değildir; ancak üretim ilişkileri bakımından daha tutarlı bir veri elde etmek mümkün” dedi.
Tımar sistemi örneğinde üç yıl toprağı ekmeyenin toprağının elinden alınacağını hatırlatan ve Osmanlı toprak vergi sistemini anlatan Oyan, tımarlı sistemin çözülüşünün imparatorluğun çok genişlemesi, bunun çok büyük maliyet yükler getirmesi, tımar sisteminin işleyiş sorunları, devletin bazı merkezi vergileri arttırma çabası, iltizam sistemine geçilmesi, Celali isyanları ve dış etkenlere gibi sebeplerle olduğunu söyledi.
Oyan, sözlerine şöyle devam etti: “16. yy Avrupa’da kapitalizme giriş çağı olarak değerlendirilir. Avrupa’da feodal sistemin çözülmeye başladığı 14-15. yüzyıllarda kurulduğu için Osmanlı tarihçileri Osmanlı’ya feodal demiyorlar. Aynı dönemde Avrupa’nın bazı bölgelerinde ikinci serflik dönemi başlıyor. Bu dönem önceki serflik dönemiyle aynı değildir. Emek artık kıt değildir, tarımdaki emeği zorbalıkla tutan, hatta angarya hükümlerini getiren bir sistem söz konusudur. Bu dönem serfliğin çözülme ve dönüşme dönemini ifade eder. Bertolucci’nin “1900” adlı filminde önemli bir sahne vardır. Filmde, Sicilya’da 20. yy. başında gece çalışanların kapıyı üstlerine kilitlediklerini, bu örnek feodal ilişkilerin günümüze kadar geldiğini göstermektedir.
18. yy. ayan ve derebeylerinin ortaya çıktığı, 19. yy. ortalarında çiftlik sahibi olma merakı yani yönetici sınıflarda toprak beyliğine yeniden dönüş çabaları görülmüştür. Balkanlar’da çiftlik hareketi Anadolu’dan daha önemlidir. 1858 Arazi Kanunnamesi mülkiyet biçimini perçinlemiş, dönüştürmüştür. Toprakların 5'e ayrılarak bir hukuki zemin oluşturulması süreci yaşanır. 1838 İngiliz Ticaret Antlaşması ile kapitülasyonların genişlemesi sürecini Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Mecelle, Meşrutiyet düzenlemeleri izlemiştir.
Osmanlı’da bir sanayi devrimi yok, çökene kadar olmamıştır. 1908 sonrası Milli İktisat politikası anlayışı yerleşmeye başlıyor. Kapitalizme geçiş yolları, ikili ayrım var. Devrimci yol, aşağıdan üreticinin bizzat kapitaliste dönüşmesi; evrimci yol, yukarıdan dönüşüm, uzlaşmacı yol da denebilir. Toprak ağasının dönüşmesi örneğin. İngiltere’de 3'lü bir model var: Klasik yol, İngiliz yolu denilebilir, Marks bunu esas itibarıyla incelemiştir. Toprak sahibi-kapitalist çiftçi-tarım işçisi, 3'lü bir ilişki. Kapitalist çiftçi işletmeci olmayı kabulleniyor. Köylü yolu, Fransız ya da Amerikan yolu da denebilir. Bu Lenin’e göre burjuva köylü yoludur. Burjuva toprak ağası yolu (Lenin’in tabiri), Prusya yolu ya da Junkerler. Hepsinin ortak noktası, çiftçinin giderek topraksızlaştırılma yoluna sokulmasıdır. Türkiye 2. ve 3.'nün sentezi denebilir; ancak bunlar mutlak ve net ayrımlar değil, hakim unsurlardır.”
'Feodaliteyi üstyapı üzerinden anlamak hatalı'
Kapitalistleşme sürecinin Cumhuriyetin ilk yıllarında neden olduğu sorunlara değinen Oyan, konuşmasına şöyle devam etti: “Cumhuriyet, Osmanlı’dan ve 1908’den de önemli bir kopuştur. Aşar ya da öşürün tasfiyesi önemlidir; bütçenin 1/4'ünü oluşturan bir vergiden vazgeçiliyor bir günde. Bu Türkiye İktisat Kongresi'nde talep edilen bir şeydi. İzmir’de yapılan Türkiye İktisat Kongresi. O dönemde İzmir’den başka yapılacak yer yoktu. Aşarın kaldırılması yeni rejime taban yaratılması ile de ilgili. Toprak Reformu göze alınamıyor 1945’e kadar. Lozan’da birtakım kısıtlar uygulanıyor, 1929’da bu kısıtlar kalkıyor. 30'lar korumacı devletçi sanayileşme. 1929’da büyük bir dünya krizi yaşanıyor. 1914 ile 1945 arasında dünyada hegemonya boşluğu oluşuyor, bazı ülkeler bu boşluğu dolduruyor sanayi gelişmeleri açısından. Türkiye de bu dönemde Sovyetler Birliği’nden çok destek alıyor.
1924 Anayasasına bir hüküm konuyor: “Değer pahası peşin verilmedikçe hiçbir mal kamulaştırılamaz”. Bunu sınıfsal desteğini almak istediklerini toprak ağalarını yanlarında tutmak için koyuyorlar. İsyanları önlemek için bazı yerlerde topraklandırma uygulamasına gidilmiştir. Dağıtılan topraklar ağa toprakları değil, hazine arazileridir. Osmanlı’nın daha önce yönetimi altında olan Balkan ülkelerinin tamamında toprak reformu yapılmıştır. Bir tek Anadolu’da yapılamıyor, 1937’de niyetleniyorlar; ama kendilerini sınıfsal olarak güçlü hissetmiyorlar.
Feodalizm tartışmalarında tarihsel sınıflandırmanın önemine işaret eden Oyan, buradaki saptamanın kapitalizme karşı mücadele stratejinin belirlenmesi için önemli bir unsur olduğunu vurguladı: "Kapitalizme geçiş/geçemeyiş tartışması bizde hep başat oldu. Feodaliteyi bir üretim ilişkisi üzerinden değil, bir feodal üst yapı üzerinden anladıkları için hatalı ve kolaycı değerlendirmeler olmuştur. Türkiye’de bizim Osmanlı tarihçilerinin yaptığı önemli bir hata var: Feodalizmin ne olduğunu tam tanımlamadan Osmanlı’yı feodalizmin herhangi bir dönemini alarak böyle sanki çağlar boyunca tek geçerli üretim ilişkileri kompozisyonu varmış gibi değerlendirmişlerdir. Feodalizm, 5. Yüzyıldan 15. Yüzyıla kadar, Fransa’da başka, İngiltere’de başka şekilde olmuştur. Bu, aynı zamanda Türkiye’de kapitalizme geçiş tartışmalarını köstekledi; sosyalizme geçiş tartışmalarını ya da sosyalizm mücadelesini de önemli ölçüde bulanıklaştırmaya sebep olmuştur."
Sunumun tamamlanmasından sonra Oğuz Oyan dinleyicilerin sorularını yanıtladı. Etkinlik, Oyan'ın “Feodalizmden Kapitalizme Osmanlı’dan Türkiye’ye” ve “Vergi-Ordu Sistemleri ve Geçiş Tartışmaları” kitaplarının okuyucu ile buluşması sonrasında sona erdi.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
