Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ayrancılılar kentsel dönüşüme karşı mücadeleyi konuştu: 'Belirleyici olan halkın tepkisi ve örgütlenmesi'

Ayrancı’da semtin dokusunu bozan kentsel dönüşüm uzun zamandır gündemde. Bu sorun emekli yargıç Bülent Seyitdanlıoğlu ve çevre mühendisi Ömür Yaşayan’ı katıldığı bir etkinlikle ele alındı.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 25.12.2023 , 07:43 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Ayrancı’da yaşatılmaya çalışılan dayanışma kültürüyle uyumsuz rezidans türü yapıların yaygınlaşmasından semt sakinleri rahatsız. Konutların rant konusuna dönüşmesi, evinin sahibi olan semt sakinlerini evlerini barınma yerine “yatırım” aracı olarak görmeleri yönünde baskı altına alıyor, kirada olan semt sakinlerini doğrudan tehdit ediyor. Dönüşüm sonucunda konutlardaki yaşam tarzı ve semt sakini profilini de değişmeye başlıyor. Ayrancı Semt Evi’nin düzenlediği Kentsel Dönüşüm ve Ayrancı’nın Geleceği etkinliğinde ele alınan bu sorunlar mahalle muhtarlarından ve Semt Meclisi bileşenlerinden katılımla tartışıldı.

Ayrancı Semt Evi adına etkinliğin açılış konuşmasını yapan Coşkun Gök, kentsel dönüşümün çevresel ve hukuki sonuçları karşısında Ayrancı’nın geleceğinin Ayrancılıların mücadelesine bağlı olduğu belirterek kentsel dönüşümün hukuki ve çevresel yönlerini anlatmaları için konuşmacılara söz verdi.

'Kentlerin ruhları yok ediliyor'

İlk konuşmayı yapan imar hukukçusu ve emekli yargıç Bülent Seyitdanlıoğlu, 6360 sayılı yasa Afet Kanunu’na bakıldığında güzel bir amaçla çıkarıldığı izlenimi verildiğini anlattı. Gerçekte ise mülksüzleştirme yoluyla semtlerin birkaç müteahhide peşkeş çekildiğini ifade etti. “Mahkemelerde yüzlerce dosya görüldü ve görülmeye devam ediyor. Yargı üzerinde büyük bir baskı var. Kanun hali hazırda çözümsüz” diyen Seyitdanlıoğlu, yeni torba kanunun da Maraş merkezli depremin doğurduğu ivedi konut ihtiyacı nedeniyle yine yanıltıcı bir izlenim verdiğine dikkat çekti. Ekim ayında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın kurulduğunu hatırlatarak “Ülke genelinde olduğu gibi bu konuda da başkanlık sistemine geçildi, bu iş AKP’li bürokratlara verildi” dedi. Seyitdanlıoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Kentlerin ruhlarını yok edilerek, ranta ve küresel sermayeye peşkeş çekilmek isteniyor. 1930’lardan 1950’lerden beri Ayrancı’da bir kent ruhu oluşmuş. Şimdi bunu büyük sermayeye teslim etmek istiyorlar. Bu düzenlemeden sonra Dubai gibi ruhu kalmamış ütopik kentlerin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Kentin gerçek sahipleri mülksüzleştirilecek ve kentten uzaklaştırılacaklar.”

Yapılan düzenlemelerin yargıyı ve yargı kararlarını etkisiz hale getirdiğine dikkat çeken Seyitdanlıoğlu, yargısal süreçlerde mecburi kılınan arabuluculuk sisteminin emeğe karşı olduğunu ve güçlü olanların kazanmasına yol açtığının altını çizdi. Özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, hak arama özgürlüğü, adil yargılama hakkını insanların elinden aldığını belirten Seyitdanlıoğlu şunları ifade etti: “Mülki idare amiri tarafından yeterli kolluk kuvveti marifetiyle kapıların çilingirle açtırılmasına imkan tanıyor. Rezerv yapılarına ilişkin iptal kararlarını da geçersiz hale getiriyor. Mahkemeye erişim hakkını doğrudan ve dolaylı olarak ortadan kaldırıyor. 30 yıl yargıçlık yaptım, bu kadar hızlı bir yargılama usulü görmedim, adil yargılamayı olanaksız kılıyor. Yargıçlar ve bilirkişiler zor durumda kalacaklar.”

'Belirleyici olan halkın tepkisi ve örgütlenmesi'

Etkinliğin diğer konuşmacısı çevre mühendisi Ömür Yaşayan, İstanbul’daki yaşanan kapsamlı dönüşüm örneğini vererek “İstanbul’a başka bir kent inşa oluyor” dedi. 31 ekolojik yıkım projesi bulunduğu bilgisini paylaşan Yaşayan, sadece büyük kentlerde değil Türkiye genelinde durumun benzer olduğunu anlattı. Van Depremiyle başlayan rezerv alan ilan etme sürecinin şimdi Karadeniz’de Cengiz Holding’in taş ocaklarını sokmasına imkan tanıdığını, Maraş merkezli deprem sonrası düzenlemede güncelleme yapılarak Hatay’ın rezerv alan ilan edildiğini anlattı. “Yöneten erk ve onunla birlikte olan Meclis sermayeye teslim edilmiş durumda” diyen Yaşayan, Afet Kanunu Meclis’ten geçerken muhalefetin bir direnç oluşturmadığını ifade etti. “Mücadeleyi topyekün sömürü sınıfına karşı kavga ederek başlamak gerekiyor, gerekiyorsa muhafaletle de kavga etmek gerekiyor” dedi.

Öte yandan Yaşayan, mücadelelerin sonuç alıcı olabildiğine de işaret etti. Yaşayan, “Kentsel dönüşümde çevresel riskin planlanması gerekiyor. Çünkü yıkım ve riskleri, projenin halk sağlığının tespit edilmesi gerekiyor. Ancak bu yapılmıyor. Çevresel etki değerlendirme, ilk defa 1950’lerde bir kimya fabrikasına karşı ortaya çıkan halk hareketiyle konuşulmaya başlanmıştı. Halkın tepkisi yasa ve yönetmeliği rayından çıkarabiliyor. Bugün de 2023 Türkiyesi’nde yasa ve yönetmelikleri isterlerse kullanıyorlar, bazen hiç kullanmayabiliyorlar. Bunu belirleyecek olan halkın tepkisi ve örgütlenmesi” ifadelerini kullandı.

'Siz fakirler burada yaşayamayacaksınız mesajı veriliyor'

Yaşayan sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrancı’da da tekil tekil binalar yıkılıyor. Kentsel dönüşüm uygulamalarında mühendislerin, sosyologların, kültürel yapıyı bilenlerin, şehir bölge plancılarının, hatta sağlıkçıların olması gerekir. En başta asbest riski var. 2011 öncesi binaların çoğunda asbest olduğu biliniyor. 2011’de yasak geldiyse bile kontrol edilip edilmediği belirsiz. Yıkım yapıyorken çevrede bir halk sağlığı riski yaratıyor. Çünkü asbest akciğer zarında kanser riskine yol açar. Hatay’da yıkımlarda asbest hatta silikozis bile tespit edildi. Kontrolsüz yıkımda Çalışma, Çevre, Sağlık Bakanlıkları suçlu demektir. Yıkımın perdelenmesi, su bastırma sistemi olması lazım. Çalışanlar için de önlem alınması lazım. Bu Ayrancı için de yabana atılmaması gereken bir risk. Denetlenmesi için mücadele yürütmek gerekiyor. Hafriyat attığı, atıkların depolanması gibi birçok yönetmelik ve tebliğ var. Ancak uygulanması tartışma konusu. Kentsel dönüşümün asıl amacının ne olduğuyla ilgili mesele. Devletin bizi sağlıklı bir yaşam ve barınma hakkını güvence altına alması lazım.”

Kentin kültürel olarak dokusunun değişmesinin sınıfsal yönüne işaret eden Yaşayan, İstanbul örneğinde yeni havalimanı, yenişehir, Kanal İstanbul ve Kuzey Marmara otoyolu proje alanının bütününde “nitelikli nüfusun yerleştirilmesi” ifadesinin geçtiğini belirterek, “‘Siz fakirler burada yaşayamayacaksınız’ mesajı veriliyor” dedi. Dönüşümün tamamen sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirmesini Kuzey otoyolunun sermayenin lojistiğini karşılaması örneğiyle vurguladı.

'Ayrancı ahalisi kimdir diye sormak gerek'

Konuşmacılara soruların sorulduğu ve Ayrancı’dan deneyimlerin aktarıldığı söyleşide katılımcılar asansörlü, garajı olan yapıların “çağdaş” olmadığını, yaşam alanlarını, yeşil dokuyu bozduğunu ifade ettiler. Etkinlik katılımcıları arasında yazarımız Ali Rıza Aydın, “Ayrancı ahalisi kimdir?” sorusunu sormak gerektiğini dile getirerek dönüşümün ranta ve kiralama amacına yönelmesi sonucu Ayrancı ahalisini oluşturan emekçilerin barınma hakkının özelleştirildiğini vurguladı.

Diğer bir katılımcı TMMOB yönetim kurulu üyesi Hülya Küçükaras, TMMOB'a bağlı odalar tarafından daha önce yürütülen bilirkişiliğin gayrimenkul alanında şirketlere devredildiği bilgisini paylaştı. Etkinliğe katılan Semt Meclisi bileşeni ve Güvenevler mahallesi sakinleri, Ayrancı’yı içeren beş muhtarlığın azalarıyla bir çalışma yapılması ve Çankaya Belediye Meclisi’nin gündeminin bu doğrultuda belirlenmesi önerilerini dile getirdiler.

Ayrancı Semt Evi adına etkinlik sonunda söz alan Coşkun Gök, TKP’nin komünist belediyecilik anlayışıyla başta rezerv alan ilan edilen Hatay’ın Defne ilçesi olmak üzere, ranta kapalı, barınma ihtiyaçlarını kamusal bir hak olarak gören bir anlayışla mücadele edileceğini, Çankaya’da da bu doğrultuda bir çalışma yürüteceklerini belirtti.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.