Breadcrumb
Sigara şirketlerinin deprem fırsatçılığında yeni sayfa: KT&G’nin Kızılay bağışçılığı
Meryem Vitni
Yayın Tarihi: 02.03.2023 , 10:43 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Güney Kore merkezli sigara şirketi KT&G, 10 Şubat’ta yayınladığı basın açıklamasında Türkiye’deki depremzedeler için acil yardım ve hızlı onarım amaçlı kullanılmak üzere 300 milyon KRW (yaklaşık 4,3 milyon TL) bağışta bulunduğunu açıkladı. Açıklamada, Kore Kızıl Haçı üzerinden aktarılan bağışın KT&G çalışanlarının yaptığı katkıların şirket tarafından ikiye katlandığı özel bir yardım fonundan sağlandığı belirtildi. KT&G bu yolla son on yıl içinde Filipinler’de tayfun, Nepal ve Endonezya’da deprem, Güney Kore’de orman yangınları ve sel felaketleri için 7,3 milyar KRW (yaklaşık 105 milyon TL) bağışta bulunmuş.
Söz konusu açıklama uluslararası medyada ve 20 Şubat günü Türkiye’de İHA tarafından haberleştirildi. Haberde, KT&G Türkiye yöneticisi Kim Kwan-Jung’un sözlerine de yer verildi: "Çok üzgünüz. Umuyoruz bu desteğimiz, bizi kardeş ülke bilen Türkiye'deki insanlara bir nebze yardımcı olur. Bizler Türk halkının bir parçası olarak, sizlere katkı sağlayacak sosyal sorumluluklarımızı devam ettireceğiz".
Böylece KT&G, Philip Morris International’dan (PMI) sonra, deprem bağışı açıklaması yapan ikinci ulusötesi sigara şirketi oldu. 13 Şubat’ta soL’da yayınlanan “Philip Morris’ten deprem yardımına hayır!” başlıklı yazımızda ve bunun devamında soL’da yer alan haberlerde, PMI’nin Maraş depremlerine ilişkin 2 milyon USD yardım fonu oluşturduğuna dair basın kuruluşlarında “advertoriyal yayın” yaptırmasına dikkat çekilmişti. Uluslararası bağlayıcı bir antlaşma olan Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’nin tütün endüstrisinin her türlü reklamını ve kamu idaresinin endüstriden bağış kabul etmesini kesin biçimde yasaklayan hükümlerini delmek için PMI’nin deprem fırsatçılığı yaptığının altı çizilmişti. AKP iktidarının ise, altını kendisinin imzaladığı Sözleşme hükümlerini, başta PMI olmak üzere sigara şirketlerinden defaten bağış kabul ederek, açıkça çiğnediği hatırlatılmıştı.
Euractiv’de konu hakkında yayınlanan 22 Şubat tarihli ilginç bir haberde, yaptığı bağışa itirazlar hakkında görüşü sorulan PMI’nin yazılı olarak, “Bazı örgütlerin insani trajediyi fırsat bilerek, belli firmalara karşı kendi siyasi gündemlerini ilerletmeye kalktığı” yönünde yansıtma yaparcasına bir yanıt verdiği anlaşılıyor.
KT&G’nin hikayesi
Şirket birleşmeleri ve özelleştirmeler yoluyla, Çin haricinde, dünya tütün piyasaları üzerinde hakimiyet kuran üç buçuk şirketten oluşan küresel oligopolün “buçuk” ile ifade ettiğimiz bölümünde yer alan, Türkiye’de de üretim üssü bulunan şirketlerden biri KT&G. Çin haricinde kalan dünya sigara piyasasının % 2,6’sını elinde bulunduran şirketin verilerine göre, 2022 yılı cirosu 4,857 trilyon KRW (yaklaşık 70 milyar TL), faaliyet kârı ise 1,268 trilyon KRW (yaklaşık 18 milyar TL).
Şirketin hikayesi bir bakıma, Kore modeli ile Türkiye modeli olarak ifade edilen siyasi programların benzer koşullar karşısında farklılaşan tercihlerini gözler önüne seriyor. TEKEL ve KT&G, birer devlet tekeli olarak tütünün stratejik ürün sayıldığı her iki ülkede yıllarca benzer işlevler görürken, 1980 sonrasında neoliberal kapitalizmin baskısına verilen farklı tepkiler sonucu farklı akıbetlere savruluyorlar. Biri yok pahasına özelleştirilip yok edilirken, öteki emperyalist ülke merkezli dev sigara şirketlerini taklit eden yayılmacı ulusötesi şirket rolüne bürünüyor.
KT&G’nin açılımı Kore Tütün ve Ginseng Şirketi. 1908’de kurulmuş; ginseng ve ilaç sektöründeki faaliyetlerini bu yazının dışında tutacak olursak, ülkede tütün ekimini yönlendiren, tütün ürünlerini üreten, dağıtımını yapan, satışını düzenleyen maliye bakanlığına bağlı bir devlet tekeli. Kore savaşı ertesinde, Güney Kore’nin kalkınmasında önemli rol oynayan büyük bir KİT. KT&G’nin devlet tekeli niteliği nedeniyle, 1980’lere kadar Güney Kore’de tütün sektöründe doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına da, sigara ithalatına da izin verilmiyor. Kore vatandaşlarının yabancı marka sigara içmesinin bile yüksek yaptırımları var.
1980’lerde Amerikalı sigara şirketlerinin kurduğu ihracat birliğinin ABD hükümetinin Asya piyasalarını kendileri için açması için yaptıkları lobicilik, Seul’da düzenlenen 1988 Yaz Olimpiyatları öncesinde meyvesini veriyor. Güney Kore hükümetine uygulanan siyasi baskıyla, Kore’nin korumacı ticaret politikasının ayrımcı olduğu ve ABD ticaret açığını büyüttüğü iddiası Koreli hükümete zorla kabul ettiriliyor. Hassas jeopolitik ilişkiler nedeniyle ve ABD pazarına erişimi kaybetmemek adına hükümet 1986’da sigara ithalatı yasağında küçük bir gedik açıyor; yasağı bir miktar gevşetiyor. Güney Kore tütün piyasasının serbestleştirilmesi, ulusötesi sigara şirketlerinin piyasaya girişi bunun ardından çorap söküğü gibi ilerliyor, KT&G tekel niteliğini kaybediyor.
Asya, Latin Amerika ve Avrupa’daki birçok örneğin aksine, hükümet bu süreçte KT&G’yi özelleştirmiyor. Ancak, 1997 Asya mali krizinden en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Güney Kore’de benimsenen yeni programa göre KT&G’nin şirketleştirilerek satışı gündeme geliyor; hisseleri 1999’da borsada satışa arz ediliyor. Şirket web sitesindeki bilgilere göre, günümüzde hisselerinin % 40,5’i yerli sermaye, % 35,6’sı yabancı sermaye kurumlarına aitken, % 12,6’sı maliye bakanlığı, % 8,5’i sosyal sigorta kurumu ve % 2,8’i çalışanları hisse sahibi yapma programının elinde bulunuyor.
1990’lı yıllarda ulusal piyasaya giren ulusötesi şirketlerle rekabet etme ve 2000’li yıllarda ülkede tütün kullanım oranının hızla düşmesi sonucu yurtiçi piyasanın daralmasına çare üretme çabalarına paralel olarak, KT&G devletin ihracata dayalı kalkınma politikası doğrultusunda büyük bir dönüşüm geçiriyor. Bu amaçla hazırlanan orta ve uzun vadeli master plan doğrultusunda, benimsenen birinci strateji ihracat amaçlı yeniden yapılanma oluyor. Bunun için, otomasyona dayalı verimlilik artışı peşinde bazı fabrikalar kapatılıyor, 1996’da 9000 olan işçi sayısı dört yıl içinde yarı yarıya azaltılıyor, ihracata yönelik üretim kapasitesi artırılıyor, ihracat kanallarının açılması için uğraş veriliyor.
Benimsenen ikinci strateji doğrultusunda, küresel anlamda ulusötesi sigara şirketlerinin markalarıyla yarışabilecek ürün ve marka geliştirme çalışmaları yürütülüyor. Ülke içinde agresif pazarlama ile yabancı markaların hızla pazar payı elde etmelerine rağmen, KT&G tekel döneminden kalan güçlü dağıtım ağıyla ve düşük fiyatlı ama Batılı standartlara sahip yenilenen markalarıyla bugün hala Güney Kore sigara piyasasının % 65,4’ünü elinde bulunduruyor. Yeni nesil ürün geliştirme konusunda da dünya genelinde öncü bir şirket olarak sivriliyor.
Üçüncü ve en önemli strateji ise, ulusötesi sigara şirketlerinin yıllar önce çizdikleri rotayı izleyerek, tarımsal emeğin sömürüsüne dayalı süper kârlar peşinde üretim ve ticareti yurtdışına kaydırmak, başka ülkelerde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına girişmek oluyor. Tütün sektöründe, dünya tütün piyasası parsellendikten epey sonra, 2000’li yılların başından itibaren, ulusal karakterli bir şirket, sermaye birikim olanaklarını ulusal sınırların dışında aramaya, dünyanın çeşitli yerlerinde iştirakleri olan, hisseleri dünya borsalarında alınıp satılan ulusötesi bir sigara şirketi olmaya soyunuyor.
KT&G’nin yayılmacı stratejisinin başlangıç güzergahının Türkiye olması tesadüf değil. Türkiye’de yabancı sermaye yatırımlarına tanınan kolaylıklar, neoliberal hukuk düzeni sağlayan Tütün Kanunu’nun varlığı ve ülke pazarının cazip hacminin yanı sıra, her ikisi de hızla büyüyen Orta Doğu ve Doğu Avrupa pazarlarına buradan açılma olanakları ve Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği halinde AB ülkelerine sınırsız erişim beklentisi bu kararda etkili oluyor. KT&G İzmir Tire’de inşa ettiği 2,6 milyar adet/yıl kapasiteli sigara fabrikasını 2008 yılında tamamlayarak üretime geçiyor, yerel piyasada ürün satışı ve Türkiye’nin bir ihracat üssü olarak kullanılması süreci başlıyor.
TEKEL özelleştirmesinde teklif veren yedi firmadan birisi olan KT&G bu ihaleyi alamıyor, ancak sadece 79 personel ile yürüttüğü Türkiye yatırımı genel olarak başarılı oluyor. Günümüzde yerel piyasada tek bir markasının altı adet alt-markası satılan, piyasa payı düşük olan şirket, ağırlıklı olarak ihracata yönelik üretim yapıyor. Bu başarı, kendisine sağlanan yatırım ve ihracat teşvikleriyle de perçinleniyor. 2012’de KT&G’nin cari fiyatla 1,3 milyon TL bedelli sigara imalatı amaçlı modernizasyon projesine KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti içeren bir yatırım teşviki veriliyor. Ayrıca, sigara ihracatı için Dahilde İşleme Rejimi çerçevesinde sağlanan teşviklerden düzenli olarak yararlandırılıyor.
Türkiye yatırımını, Rusya, İran ve Endonezya’da kurulan üretim tesisleri izliyor. Şirket web sitesine göre, günümüzde ürünleri 124 ülkenin pazarında satılıyor. Ancak, çok önceden parsellenmiş küresel piyasaya sızmak hiç de kolay değil. Üstelik, İran ve Rusya’daki yatırımların getirisi tehlikeye giriyor. Bu kısıtlar karşısında, KT&G’nin yasadışı ticarete bulaştığı ve İran, Afganistan ve Pakistan’da satışı yapılan kaçak sigaraların KT&G markalarından oluştuğu yönünde raporlar (burada ve burada) bulunuyor. Türkiye’de üretilip ihraç edilen sigaraların da izini takip etmek olanaksız. Bu konudaki kara deliğin üstünü örtmek için, önce TAPDK, şimdi Tarım ve Orman Bakanlığı tütün ürünlerinin ihraç ülkelerini yayınlamıyor.
KT&G ve Kızılay: 'Birlikte güçlüyüz!'
KT&G’nin deprem yardımını Kore Kızıl Haçı üzerinden gönderdiğini açıklaması, söz konusu bağışın Kızıl Haç tarafından Kızılay’a aktarılacağını düşündürüyor. KT&G ve Kızılay zaten birbirlerine yabancı değiller. Şirketin 2020 yılı sosyal sorumluluk raporuna göre, İzmir depremi için Kızılay’a 50 milyon KRW (yaklaşık 720 bin TL) bağışta bulunmuş. Bu bağışa ilişkin fotoğrafta yetkililer Kızılay ve şirket logolarının yer aldığı bir panoyla kameraya poz vermişler. Panoda “BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ! İzmir Deprem Bağışı” yazıyor.
Şirketin 2021 sosyal sorumluluk raporunda ise, İstanbul hastanelerine yapıldığı söylenen COVID tanı kiti bağışı konu ediliyor. Buna ilişkin fotoğrafta, yetkililer üzerinde KT&G ve bir kamu kurumunun logosu ile “COVID 19’U BİRLİKTE YENEBİLİRİZ!” yazısı yer alan bir panoyu kameraya gösteriyorlar.
Daha önce belirttiğimiz üzere, bağlayıcı bir uluslararası halk sağlığı antlaşması olan ve 30.11.2004 tarihli 5261 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yüksek himayeleri altında” faaliyet gösteren Kızılay’ın da, kamu kurumlarının da tütün endüstrisinden katkı, bağış kabul etmesini yasakladığı için, KT&G’nin paylaştığı bu fotoğraflar Kanun ihlalinin kanıtı olma niteliği taşıyor.
KT&G ve PMI arasında yeni anlaşma
PMI, 30 Ocak 2023 tarihli basın açıklamasında KT&G ile zaten 30 kadar piyasada sürdürülen pazarlama işbirliğini genişleten ve derinleştiren bir anlaşma yaptığını duyurdu. Bu yeni anlaşmaya göre, PMI, KT&G’nin yeni nesil tütün ve nikotin ürünlerinin Güney Kore dışındaki dünya piyasalarında 15 yıl süreyle (2038 yılına kadar) münhasır pazarlama hakkını elde etti. Yapılan duyuruda, PMI ve KT&G’nin hükümetlerden alternatif tütün ve nikotin ürünlerini uygun koşullar sağlayarak düzenleme altına almalarını talep ettikleri dile getirildi.
Anlaşmanın kapsamı o kadar geniş ki, bir tür şirket birleşmesi anlamı taşıdığı iddia edilebilir. KT&G’nin iddialı olduğu yeni nesil ürünler alanında, ürünlerin dünya piyasalarına girişi, esnek koşullarda düzenleme altına alınması ve saldırgan pazarlama yöntemleriyle satışı için PMI’nin kanatları altına girmeyi gerekli gördüğü anlaşılıyor. Şirketin dünyadaki ve Türkiye’deki sigara pazar payı oldukça ufak olmakla birlikte, ürün geliştirme planlamasının bir sonucu olarak, KT&G, üretim hacmi bakımından, PMI, BAT ve JTI’den sonra dördüncü sırada yer aldığı ısıtılan tütün ürünlerinde iddialı bir konuma sahip.
Bu açıdan bakıldığında, iki şirketin eş zamanlı olarak Türkiye’de deprem yardımı bahanesiyle hukuka aykırı reklam ve bağış girişiminde bulunmaları, AKP hükümeti nezdinde sürdürülen düzenleme pazarlıklarının kritik bir unsuru olarak değerlendirilebilir.
Sigara şirketlerinin deprem yardımına hayır!
Türkiye’de faaliyet gösteren bir başka ulusötesi sigara şirketi olan Japan Tobacco International’ın (JTI) CEO’su Masamichi Terabatake’nin 15 Şubat’ta Tokyo’da düzenlenen basın toplantısının başında, “Öncelikle Türkiye’de yakın tarihte gerçekleşen depremin felaketzedelerine ve ailelerine kalpten duygudaşlık hislerimi iletmek istiyorum. JT Holding, arama kurtarma gibi acil yardım hizmetleri sunmaya başladı. Herkesin güvenliği ve etkilenen yerlerin olabilecek en erken zamanda tekrar yapımı için içtenlikle dua ediyoruz.” şeklinde toplantı tutanağına geçen sözleri, bu şirketin de deprem fırsatçılığı yarışında olduğunu gösteriyor.
Sigara şirketlerinin deprem yardımı yapmaları normalleştirilemez! Anayasa’nın 90’ıncı maddesi doğrultusunda, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bağışların reklamının yapılması da, kamu idaresinin bunları kabul etmesi de usulüne göre yürürlüğe konmuş uluslararası antlaşma hükümlerine aykırıdır.
Deprem bölgesinde kalan ve Türkiye’nin çeşitli yerlerine dağılan depremzede halkın, her bir yurttaşımızın, çok zor koşullar altında verdiği yaşam mücadelesi ile bu bağışlar arasında bir ilişki kurulamaz. Tam da felaket yaşanırken, yaraların nasıl sarılacağı tartışılırken, hukuka ve halk sağlığının korunmasına gereksinim vardır.
Şirketler insan değildir. “Duygulanım”ları da, “içtenlik”leri de yoktur; iddia ettikleri gibi üzülemezler, dua edemezler, sosyal sorumluluk duyamazlar. Şirket kârlarını ve hasılatını maksimize etmek ve hissedarlarına en yüksek kazancı sağlamakla yükümlüdürler. Sosyal sorumluluk projeleri ve bağışlar ancak bu amaca hizmet ettiği şart ve koşulda anlamlı olur ve yapılır. Sigara şirketlerinin deprem bağışlarının da amacı ve hedefi sadece ve sadece “hükümetle ilişkiler”dir, yani daha fazla ürün satmak için lobiciliktir, halk sağlığı politikasına müdahaledir. Yaptıkları bağışların hangi kara delikte kaybolacağı da umurlarında değildir. Uluslararası hukukta bu bağışların yasaklanmasının ardındaki gerekçe bellidir: Bağışın ucunda ölüm vardır. Aynı sigara paketlerinin üzerinde yazdığı gibi, sigara şirketi bağışı öldürür!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


