Sayfa yolu
Sermaye zorda: Fransa'da yaşananlara dair dikkat çeken 3 konu
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 03.07.2023 , 09:58 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
soL yazarı Engin Solakoğlu bugünkü yazısında Fransa'da 17 yaşındaki Cezayir kökenli Nahel'in polis kurşunuyla öldürülmesinin ardından başlayan ayaklanma, bunun dünyadaki ve Türkiye'deki yansımalarına ilişkin üç konuya dikkat çekti.
Avrupa’da ve Fransa’da kitlesel yoksullaşmanın yadsınamayacak bir olgu olduğunu ifade eden Solakoğlu, geçen hafta Fransa'da yaşananlara ilişkin "Sosyal harcamaların kısılıp mali sermayeye kaynak aktarılmasının bir zamanların 'Refah devletlerinde' yarattığı öfkenin Fransızca dışavurumunu izledik geçen hafta. Bundan 250 yıl önce kral kellesi uçuran halkın topraklarında başka türlüsünü bekleyemezdik zaten" diye yazdı.
"Temel sorunun sıkışan sermayenin kudurması ve faşizme alan açması olduğunu söylersek büyük bir keşif yapmış olmayacağız. Evet, Fransa’da bir düzen sorunu var. O sorunun içerisinde de bir polis sorunu var" diyen Solakoğlu polis içindeki aşırı sağcı örgütlenmenin merkez sağ ve merkez sol iktidarlarca nasıl teşvik edildiğini yazdı.
'Taşların bağlanıp köpeklerin salıverildiği dönemin perdeleri açılıyor'
Solakoğlu "Reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte taşların bağlanıp köpeklerin salıverildiği dönemin perdeleri iyiden iyiye açılıyor. Merkez sağ ve merkez sol iktidarlar polisteki aşırı sağcı örgütlenmeyi engellemek bir yana teşvik ediyorlar zira sermayenin sorgulamayan ve sorgulayanları öldürecek bekçilere ihtiyacı yüksek" yorumunu yaptı.
Fransa'da aşırı sağcı iki polis sendikasının yaptığı basın açıklamasında eylemcileri "haşereler" diye nitelediğine dikkat çeken Solakoğlu, Sosyalist Partili Cumhurbaşkanı Hollande döneminde yapılan yasal değişikliği hatırlattı.
Solakoğlu yazısında Fransa'da yaşananlara ilişkin Türkiye'de iktidarın, milliyetçilerin ve liberallerin yaptığı yorumlardaki riyakarlıklara da dikkat çekerek olaylara dair üç konuyu maddeler halinde ele aldı.
Solakoğlu'nun yazısından bir bölüm şöyle:
"1) Çarşamba günü başlayan ve ben bu satırları yazarken sönümlendiği gözlenen olaylar sırasındaki en çarpıcı gelişmelerden biri aşırı sağın polisteki örgütlenmesinin ulaştığı cüret seviyesini ortaya koyan bir basın açıklaması oldu. Alliance ve UNSA isimli iki aşırı sağcı sendikanın ortak açıklamasında, Nahel’in katlini protesto için sokağa çıkanlar için “haşere” deyimi kullanılıyor, şiddet kullanan -siz onu sorgusuz sualsiz adam öldürecek diye anlayın- polisler için adli korumanın artırılması talep ediliyor ve metin şöyle sona eriyordu:
'Bugün polisler dövüşüyor zira savaştayız. Yarın direnişte olacağız ve Hükümetin bunun farkında olması gerekir'.
Fransa tarihini biraz bilenler metinde direnişe yapılan atfın ilk bakışta II. Dünya Savaşı’nda işgale karşı duran çoğunluğu sosyalist ve komünist direnişçileri kastettiğini ancak aslında Hükümete karşı bir silahlı ayaklanma tehdidi de barındırdığını anlayabilirler. Geçen hafta Wagner ayaklanması konuşurken “otoriter rejimlerde olur” makamından gıdaklayanlara ibret kabilinden, buyurun size Batı Avrupa’nın en ‘demokratik’ ülkelerinden birinde düpedüz faşist polis kalkışması.
2) BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin olaylara ilişkin açıklaması ve buna Fransa’nın verdiği yanıt. Komiserlik açıklamasında Fransız polisinde uzun zamandır görülen sistematik ırkçılık ve şiddet eğilimlerine dikkat çekiliyor ve buna çözüm getirilmesi isteniyor. Fransız devleti ise Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla verdiği yanıtta suçlamaları reddediyor ve kolluğun demokratik ve adli denetime tabi olduğu, ırkçılık ve ayrımcılığa karşı mücadele edildiği ileri sürülüyor. Bilmem size başka bir ülkeyi anımsattı mı?
Hepimizin bildiği gibi Fransa bir protesto ülkesi. Halkın, sorunları saray kapılarının arkasında halleden patronların dışındaki her kesimi hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda sokağa çıkıyor. Kitlesel gösteriler yapılıyor. Polisle çatışmalar, tahrip ve yağma olayları yaşanıyor. Bu arada başka ülkelerdeki kimi yarım akıllılar gibi kimsenin aklına polise çiçek vermek gibi abukluklar da gelmiyor. Gösterilerde yaralananlar, kolu-bacağı kırılanlar, gözü çıkanlar, nadiren de ölenler oluyor. Bolca gaz sıkılıyor, gazeteciler tartaklanıyor. Şiddetin bolca kullanıldığı olaylarda uzun yıllardır polis güçlerinin gösterici kılığında kışkırtıcılık yaptığı, camı çerçeveyi bizatihi bu amaçla oluşturulmuş polis güçlerinin indirdikleri de biliniyor. Buna karşılık polisin işlediği cinayetlerin ezici çoğunluğu bu olaylarda meydana gelmiyor. Cinayetler polisin zanlı kovalarken veya yol kontrolleri sırasında “dur emrine uymama veya polise itaatsizlik” şeklinde tanımlanan durumlarda meydana geliyor.
Komşu Almanya’ya kıyasla çok daha sık yaşanan bu cinayetlerin ortak yanı “polise itaatsizlik” ederken öldürülenlerin ezici çoğunluğunun göçmen kökenli filan da demeyeceğim 'esmer' olmaları. Burada Fransa’da iyi bilinen başka bir olgu devreye giriyor çünkü: Fiziki görünüme göre kontrol. Saçlarınızın kıvırcıklık derecesi veya teninizin koyuluğu salt bu kontrollere ‘yakalanma’ olasılığınızı değil, kaçmaya çalıştığınızda öldürülme riskinizi de belirliyor. Fransa’da bu olgu 'kolay tetik çekme' olarak adlandırılıyor.
Banliyölerde yaşayanlara 'haşere' gözüyle baktığını ayan beyan ifade eden polis teşkilatının bu kadar rahat davranabilmesinin bir sebebi de 2017 yılında, Sosyalist Partili Cumhurbaşkanı Hollande döneminde yapılan ve polisin adam öldürmesini kolaylaştıran bir yasal değişiklik. Yasada 'esmerse vur' yazmıyor elbette ama ne hikmetse öyle durumlarda tetik daha kolay çekiliyor.
Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasındaki adli ve idari denetim vurgusunun nafileliği bunları bilince daha da bir netleşiyor.
3) Son konu bizim çöplüğümüze dair. Fransa’daki olaylar Türkiye’de nasıl izlendi ve yorumlandı? Bir yanda iktidar yandaşı medyada 'Müslüman öldüren pis Fransa' ile 'Düzeni sağlayamayan beceriksiz ve çöküş halinde devlet' söylemleri, diğer yanda yerli ve milli faşistlerimizin 'pis Araplar yakıp yıkıyorlar' ile 'göçmen vebadır' ulumaları. Karışık bir duygu durumu anlayacağınız. Daha bir liberalimsilerde gördüğümüz 'ilk 2 gün iyiydi de yağma, talan hoş değil' sızlanmalarını da ekleyelim.
Standart liberalde şöyle bir duygu durumu var sanırım: Emekçilerin hakkını gasp edip, enflasyonla yoksullaştırıp yaşayamayacak duruma getirirsen 'bir yerde piyasa şeysi, derin yoksullukla mücadele şart'. Yok, sokağa çıkıp Nike mağazasını veya Rivoli sokağındaki lüks mağazaları yağmalarsan 'çok ayıp, haklıyken haksız duruma şey ettiler'.
İklim değişikliği konusunda dahi göçmenlere söverek rahatlayan yerli ve milli faşistlerimize ne diyeceğiz bilmiyorum. Muhtemelen anneannesi dahi Fransa’da doğmuş Nahel üzerinden olup biteni göçmene, Araba bağlamak rahatlatıyorsa devam etsinler. Bir şey söyleyince de alınıyorlar fena halde. Fikri ve vicdani yoksulluklarında boğulup gidecekler bu gidişle.
İktidar kanadının goygoyu ise riyakârlığın bir başka seviyesi. Müslüman öldüren polis bir tek Fransa’da mı var? Berkin’i, Dilek Doğan’ı, Kemal Kurkut’u Hristiyan, Budist ve Mecusiler öldürdü de biz mi haberdar değiliz?
Yazı uzadı ama konu basit değil. Sermaye zorda. Sermaye zorda olduğu sürece barbarlık artacak. Öyle görünüyor ki daha çok yazıp çizeceğiz bu konuda. Rosa Luxemburg’un ölümsüz formülüyle bitirelim:
Ya Sosyalizm ya barbarlık!"
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.