Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Seçimler ve sonucu: Kandırılan kim?

'Emekçi sınıfın örgütsüzlüğü karşısında patron sınıfının ciddi bir örgütlülükle yönettiği bu ideolojik saldırıya karşı gelmenin ve değiştirmenin tek bir yolu var: Sınıf siyasetinde örgütlenmek.'

Cem Bayraktar

Yayın Tarihi: 01.06.2023 , 10:59 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Eğitimli insanların kandırılmadıklarını, kandırılmaya daha dirençli olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Dolandırıcı, tabii ki, manipülasyonunu muhatabına uygun olarak kuruyor.

Bu düzenin manipülasyon tekniği, emekçi sınıfı kimliklere bölmeye dayanıyor. Emekçi sınıfın kimliklere bölünmesi, emekçileri kuşatan geçinememe, barınamama, sağlığa erişememe, adaletten yoksun kalma, eğitimden yoksun kalma, cinsiyet eşitsizliği, yozlaşma, göçmenlik ve göçmen sorunu, şiddet, savaş, çevre felaketleri gibi sorunların da bu kimlikler üzerinden tarif edilerek birbirinden ayrıymış gibi görünmesini sağlıyor. Sorunların kimlikler üzerinden tanımlanması ile elde edilmek istenilenlerden biri, farklı “kimlikte” fakat aynı sınıfta bulunan emekçilerin birbirine düşmanlığı. Emekçi sınıfın kimliklere parçalanması ve bu kimliklerin birbirine düşmanlaştırılması bu düzenin egemenleri, yani patron sınıfı, için paha biçilmez bir değere sahip. Toplumun ekonomik sınıflardan değil kimliklerden oluştuğuna yönelik kurulan ve aralıksız beslenen, bu algı operasyonu; temelde patronların da bu kimlikler içinde tanımlanmasını ve suçlarının görünmez hale getirilmesine dayanıyor. Dünyamızda ve memleketimizde yaşananların sorumlusu, aslında suçlusu, tabii ki yeryüzündeki kaynakların ne için ve nasıl kullanılacağına karar veren sınıf, yani patron sınıfıdır.

Patron sınıfındaki insanların, kimlikler üzerinden tanımlanan sorunların çemberi içinde kalmadığını sınıfsal gözlükle baktığımızda kolayca görebiliriz. Kadın patronlar, kadın emekçilerin yaşadığı sorunları yaşamazlar; Kürt patronlar Kürt emekçilerin yaşadığı ayrımcılığa ve ağırlaştırılmış sömürüye maruz kalmazlar; Türkiyeli, ABD’li veya Rusyalı patronlar Suriye Savaşı’nda ölmezler; Türkiye’deki patronlar AKP gericiliğinden etkilenmezler. Bu liste sayfalar boyunca uzatılabilir. Bu noktada, çok benzeyen diğer bir listeden kısa bir fragman geçebiliriz: kadın patronlar sömürür! Kürt patronlar sömürür! Türk patronlar sömürür! Genç patronlar sömürür! Yunan patronlar sömürür! “Dindar” patronlar sömürür! “Modern” patronlar sömürür! Koçlar da sömürür, Sabancılar da, beşli çete de… PATRONLAR SÖMÜRÜR! Bu sömürü ve hırsızlık düzenin belli bir vadede devamlılığının önemli bir koşulu, bu gerçekliğin görünmez kılınmasıdır. Gerçekliğin görünmez kılınması ve emekçilerin, kurulan sahnenin gerçekliğine ikna edilmesi… Birkaç insanın elinde, herhangibir emekçinin elindekinin yüz binlerce katının birikebilmesi de ancak yüz binlerce insanın emeğinin sömürülmesi ile olabiliyor zaten.

Dediğim gibi emekçilerin algıları ve eylemleri çok çeşitli manipülasyon araçlarıyla yönetiliyor. Günün sonunda, yaşananlar çeşitlilik gösterse de tek bir şey garanti altına alınmış oluyor: patronların çıkarları! Bu noktada Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun, Akşener’in, CHP’nin, AKP’nin, İYİP’in veya HDP’nin, düzen siyasetinin tüm öznelerinin, ortak bir aklın temsilcisi ve yürütücüsü olduğunu görelim: bu düzenin devamlılığı; yani patron sınıfının egemenliğinin devamlılığı. Düzen siyasetinden herhangi bir “özne”nin bu “düzen” tarafından tanımlanan sorunlara ve bu sorunla ilişkilendirilen kimliklere hitap ettiğini, siyasetini burası üzerinden kurduğunu görebiliriz.

Son günlerde, yukarıda açıklamaya çalıştığım türden bir sınıf içi düşmanlığın yeniden yükseldiğini görüyoruz. AKP’ye oy veren emekçilere karşı geliştirilen bir düşmanlık… Bu düşmanlığa “cahiller”, “eğitimsizler”, “bizim tuzumuz kuru”, “keşke deprem yardımı yapılmasaydı” gibi ithamlar ve ifadeler eşlik ediyor. AKP’ye muhalif emekçiler, AKP’nin yalanlarına kanmayarak; bu düzenin dolandırıcılığını atlatabildiklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Bu düzen AKP destekçisi olmayan emekçilerin algısını yönetmek için tabii ki “AKP”yi değil kendilerine uygun aracı kullanıyor. Bu araç; kimilerimiz için örneğin “sokağa çıkmayın; bu AKP’ye yarar”, “Sorunların temeli eğitimsizlik.”, “Solcular sağcıları ürkütmemeli”, “Erdoğan gitsin de varsın AKP artıklarına çeşit çeşit gericiye oy verelim”, “Sandığı bekleyelim”, “Memlekete 418 milyar dolar getireceğim”, “meclis aritmatiği” ya da kimilerimiz için “beka”, Ayasofya’nın ibadete açılması, yerli silahların üretilmesi olabilir. Liste yine uzun. Düzenin buraya yaptığı yatırım çok büyük. AKP destekçisi olmayan emekçiler, örneğin, 25 yıl boyunca yine patron sınıfının belirleyiciliği altında memleketi saran gericiliğe, memleketi emek cehennemine çeviren sömürücülüğe karşı hiçbir şey yapmadan sandık beklemeye ikna edildiler. Bu, kandırılmanın çok büyük bir örneği değil mi? Bu sırada farklı “kimliklerden” sınıf kardeşlerimiz de farklı araçlarla, farklı yalanlarla kandırıldılar; farklı şeylere ikna edildiler.

Bu seçimlere bakıp, tüm emekçi sınıf olarak görüntüde çeşitli fakat özde aynı olan bir saldırı altında olduğumuzu, siyasetin beş yılda bir beliren bir sandığa sıkıştırılamayacağını, emekçilerin siyasetini kurmanın tek yolumuz olduğunu görmeliyiz. Bu düzenin siyasetçileri, tüm emekçi kesimleri patron sınıfının çıkarlarını garantileyecek, sömürü düzeninin yıkılması yönünde oluşabilecek örgütlülükten ve iradeden uzak tutacak bir şekilde manipülasyona maruz bırakıyor. Yalanlara kanmamak için eğitimli olmak, kitap okumak, kültürlü olmak, ilerici olmak yetmiyor maalesef. Emekçi sınıfın örgütsüzlüğü karşısında patron sınıfının ciddi bir örgütlülükle yönettiği bu ideolojik saldırıya karşı gelmenin ve değiştirmenin tek bir yolu var: emekçi sınıfın siyasetinde örgütlenmek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.