Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Saray lastiği' hakaret değil: İsrailci rejisörün davasında mahkeme soL'u haklı buldu

DOB’u kıskaca alma peşinde olan bir ekipten bahseden Melis Gönenç, Saraydan Kız Kaçırma adlı opera üzerinden eleştirilerini yönelttiği yazısı nedeniyle davalık olmuş ancak beraat etmişti. İstinaftan benzer bir karar geldi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 06.08.2025 , 10:00 Güncelleme Tarihi: 06.08.2025 , 14:46

soL yazarı Melis Gönenç, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin (İDOB) sahnelediği Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma adlı operasını, 26-29 Ekim 2021 tarihleri arasında, 4 bölümlü, 217 sayfalık bir yazı dizisinde ele alıp, siyasal iktidarın İslamcı ideolojisine uygun biçime nasıl sokulduğunu ayrıntılarıyla göstererek eleştirmişti.

Yapıtın rejisörlüğünü üstlenen Caner Akın’ın, yazıda kendisine hakaret edildiği savıyla şikâyette bulunması üzerine, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/12/2022 tarihinde dava açılmıştı.

Yargılamayı yapan İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2023 tarihli kararıyla “Torpilli ergen rejisör”, “Abara dubara reji” ve “Saray lastiği” ifadelerinin hakaret olmadığı gerekçesiyle, Melis Gönenç hakkında beraat kararı vermişti. Kararı istinafa taşıyan Akın, Gönenç’in beraatini yerinde bulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi’nin 12/2/2025 tarihli kararıyla  yargıdan ret yanıtı almıştı. Bu kez istinaf mahkemesi kararına, “kanun yararına bozma” talebiyle itiraz etti. Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 20/3/2025 tarih ve 2025/1794 sayılı kararıyla, itiraz bir kez daha reddedilince, sonuç kesinleşmiş oldu.

Bu konu, İsrail saldırganlığının doruğa çıktığı günümüzde, siyaset-opera ilişkisine değişik bir açıdan bakmayı sağladığı için önem taşıyor.

Gönenç’in yazısında, Caner Akın’ın solist olarak ortalama bir yetenek olmasına karşın, rejisör olarak son derece yeteneksiz olduğu ileri sürülüyor. Kişisel hırsıyla yeteneği arasındaki makasın çok açık olmasının, sürekli “torpil” arayışı peşinde, kendisini etik açıdan tartışmalı durumlara sürüklediği vurgulanıyor. Örnek olarak, 31 Mayıs 2010’da, İsrail askerleri tarafından 10 Türk vatandaşının öldürülüp, 56’sının yaralanmasıyla sonuçlanan Mavi Marmara olayından yalnızca 8 ay sonra, Türkiye-İsrail ilişkilerinin dibe vurduğu çok gergin bir dönemde, çoksesli müzik, opera alanında son derece etkili olan Yahudi lobisinden destek bulabilmek amacıyla Tel-Aviv’de sahneye çıkıp, Alayın Kızı operasında rol alışına işaret ediliyor. Caner Akın’ın bununla yetinmeyip, sahnede asker rolündeki hiç kimsenin üniformasının değil ama, yalnızca kendisininkinin İsrail askeri üniformasına dönüştürülmesini de kabul ettiği, görsel kanıtlar sunularak belirtiliyor. O dönemde, Mavi Marmara olayının, "FETÖ" hariç, büyük bir ulusal tepkiye yol açtığına, "FETÖ"nün ise İsrail tarafında yer aldığına dikkat çekildikten sonra, Caner Akın’ın bu pervasız, ulusal duyarlılıktan yoksun, hem etik hem siyasal açıdan çok tartışmalı tutumunun, Gülencilerin tutumutla koşutluğu ileri sürülüyor.

a

Akın’ın bu eyleminin bir yandan Devlet Opera ve Balesi’nin (DOB) kurumsal gelenekleri, diğer yandan kamu vicdanı açısından asla kabul edilebilir olmadığı saptaması da dile getirilenler arasında.

Caner Akın, açtığı hakaret davasında, özellikle bu sav üzerinde durarak, bunun “maddi gerçeği” yansıtmayıp, doğrudan kişilik haklarına saldırı bağlamında iftira ve hakaret içerdiğini ileri sürüyor. Mahkemenin bu yönde bir karar vermesinin, sanatsal, siyasal ve etik sicilini temize çıkaracağı inancıyla, “eksik inceleme”, “maddi gerçeğin tam anlamıyla ortaya konulmamış olması” gibi gerekçeler ileri sürerek, çok istisnai koşullarda başvurulan, “kanun yararına bozma” talebinde bile bulunuyor. Ancak yargı sürecinin hiçbir evresinde, İsrail’de opera sahnesine çıkıp, İsrail askeri üniformasıyla rol almış olmasının, bunun da "FETÖ"nün siyasal kararı ile koşutluk taşıyor oluşunun, “maddi gerçeği yansıtmadığı” savı ciddi bulunmuyor. Böylece, beraat kararı kesinleşirken, Akın’ın sicili de temizlenmemiş oluyor. 

ca

Bu arada, İsrail’in Gazze’ye 2023 Ekim’inde başlattığı saldırıdan hemen sonra, Caner Akın, beklenmedik biçimde, İDOB başrejisörü yapılıyor. İsrail saldırısının vahşet boyutu kazandığı bir dönemde ise 13 yıl önce Tel-Aviv’de rol aldığı Alayın Kızı operasını, İstanbul’da sahneleme kararı alıyor. Ancak soL'un edindiği bilgiye göre Akın’ın yükselişinde rol oynayan Bakanlık cephesinden isimler, İsrail'in katliamının sürdüğü sırada bu cüretkar hamlenin siyaseten uygun olmadığını söyleyerek ertelenmesini sağlıyor. 

Bir yandan soL'a karşı açtığı ve kendini "İsrailci" pozisyonundan aklamaya çalıştığı dava sürerken diğer yandan İsrail'in katliamları sırasında İsrailciliğini pekiştiren Akın'ın durumu, İslamcı hükümetin, kamuoyu baskısı sonucu “İsrail ile ticari ilişkileri kestik” deyip el altından devam ettirmesinin DOB’a yansımış halini andırıyor.

Yazı Dizisi | Saraya Kız Kaçıran 4'lü çete (3)
o
Gürer Aykal yine kaybetti: Mahkeme Melis Gönenç'in yazısını 'hakaret' değil, eleştiri saydı
s

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.