Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Sanatın siyasetten öğreneceği çok şey var

Ne güzel! Aydınlarımızın sola gönül vermeleri geleneğini yitirmemişiz. Yalnız, geleneğimizin bazı temel doğrularını yitirmişiz, maalesef kimi aydınlarımız bunu hâlâ kanıtlıyor.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 21.01.2023 , 19:50 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Türkiye’de sanatın, kültürün tarihinden devrimci aydınları çıkarırsanız, elinizde pek bir şey kalmaz, sık dile getirilir bu gerçek. AKP ve genel başkanı Erdoğan dahi sık sık tekrar ederler bu gerçeği, “kültür alanında hegemonya kurmamız lazım” diye, gelgelelim bir türlü beceremezler istediklerini.

Gerçekten de Türkiye’de sanatçıların, aydınların yalnızca yüreklerinin solda atması değil, ellerini taşın altına da koymuş olmaları, mirasımızın gurur duyacağımız parçalarından biridir.

Türkiye’nin tanınan müzik gruplarından birinin kurucusunun, Yüksek Sadakat grubundan Kutlu Özmakinacı’nın Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) Kültür-Sanat Sekreteri olması da memnuniyet vericidir. Üstelik, Özmakinacı’nın, “Yüksek Sadakat grubunun kurucusu o partiye oy istedi” şeklindeki başlık atan bir yayına “O partinin adı TİP ben de Kültür Sanat Bürosu sekreteriyim Odatv… Bir daha adıyla sanıyla bahset benden ve partimden” diye çıkışacak kadar örgütünü benimsemesi de takdire şayan.

Ne güzel! Aydınlarımızın sola gönül vermeleri geleneğini yitirmemişiz, en azından kimi aydınlarımız bunu hâlâ kanıtlıyor. Yalnız, geleneğimizin bazı temel doğrularını yitirmişiz, maalesef kimi aydınlarımız bunu hâlâ kanıtlıyor.

Kutlu Özmakinacı, Duvar’dan Mahmut Çınar’a bir mülakat vermiş. Muhabir, mülakata, müzisyenin yukarıda andığımız tivitini hatırlatarak, sanatçıların siyasetle ilişkisine dair bir soruyla başlamış. Özmakinacı, soruyu şöyle yanıtlamış:

"Çok bilinen bir sözü hatırlatmak lazım: Sanatın politikadan öğreneceği bir şey yoktur ama politikanın sanattan öğreneceği çok şey vardır. Zaten Rönesans, feodalizmin aşılması, aydınlanma derken sanatçıların iktidarla olan hami/himaye edilen ilişkisinin yıkılmasıyla bu konu kapandı. Bizde hâlâ konuşuluyor ya da dillendirilebiliyor olmasının sebebi, benzeri bir ‘hami/himaye edilen’ ilişkisinin sanatçı ile devlet arasında devam etmesi. Elbette devlet tapınımı zirvede olan bir kültürümüz olmasının, geçmişte devletin ‘yoldan çıkan’ sanatçıları özgürlüklerinden mahrum bırakmaktan öldürmeye varan uygulamalarının bunda rolü olması ve bu tutumun özde hâlâ değişmemesinin de etkisi büyük."

Kendisini sosyalist olarak tanımlayan bir sanatçının “sanatın politikadan öğreneceği bir şey olmadığını” düşünmesi, kimilerimiz için zamanın ruhunun ne kadar değiştiğinin göstergesi. Ruhi Su’nun, Nâzım Hikmet’in, hepimizin aklına onlarcası gelecek aydınlarımızın herhangi birinin ağzından böyle bir söz duyduğunuzu hayal edebilir misiniz? Tüm sanat tarihi, aksinin, sanatçıların politikadan öğrendikçe büyük atılımlar sergilediğinin kanıtıdır zaten, bu gerçeği bir sanatçının dile getirmesine gerek yok.

Fakat, anlaşılan, zamanın ruhunun dayattığı yeni moda düşünme tarzı, hemen her şeyi tepetaklak etmiş. Özmakinacı’nın samimiyetinden şüphe duymaya gerek yok, demek ki, “siyaset”ten anladığı farklı. Siyaset, hiçbir meşruiyeti kalmamış bir mecliste önergeler vermek, kişisel çıkar peşinde koşmak, koltuk pazarlığı yapmak olarak algılanınca, Özmakinacı’ya hak vermemek elde değil. Sanıyorum Özmakinacı da aktif olarak siyasetin içerisinde yer alan bir insan olarak, bunu görüyor.

Ama zamanın ruhu sadece siyasetten anlaşılanı değil, hemen her şeyi tepetaklak etmiş. Misal: Rönesans, feodalizmin aşılması ve aydınlanmayla birlikte sanatçıların iktidarla olan hami/himaye ilişkisi yıkılmadı, pazara, “sanat piyasası” denilen paranın iktidarına tahvil oldu. Aydınlanma’dan bu yana, yüreği solda atan sanatçıların en büyük baş belası da tam olarak piyasa oldu. Devrimci aydın geleneğimizin ayrılmaz bir parçası hep halkçılık, kamuculuktu. Ruhi Su’nun, Nâzım Hikmet’in, işçi sınıfının iktidarı için kavga veren, piyasayı ortadan kaldırmak isteyen aydınlarımızın, temel çelişkiyi “sanatçıyla devlet arasındaki ilişkide” gördüğünü düşünebilir misiniz? Ömürleri liberalizmin bu tezleriyle didişerek geçenlerin gönlündeki toplumsal sistemde, sanatçıların, işçi sınıfı iktidarının, devletin himayesinde olması, geçim derdi olmaksızın halk için üretmeleri vardı. Bu yüzden “özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar”, hatta “öldürüldüler”.

Peki nasıl geldik bu noktaya? Nasıl teslim olundu zamanın ruhuna? Bu sorunun yanıtına kısmen Özmakinacı da işaret ediyor: “Çok yazılıp çizildi, aynı şeyleri tekrar etmek istemem ama 12 Eylül, amaçladığı üzere toplumun temel dengelerini bozan, solu yok ederek Türkiye toplumunu hasta bir topluma dönüştüren bir darbedir.” Doğru, ama açmak lazım: “Sol”u yok etmek esas olarak işkencelerle, katliamlarla yapılmadı. Geleneğimizin temel doğrularına saldırılarla yapıldı. CIA’dan fonlanıp sosyalist aydınlara “parti komiseri” yaftası yapıştıran antikomünist dalkavukların, sanatla siyaseti ayırma çabalarıyla yapıldı. Neoliberal düzenin amentüsü olan devlet kaynaklarını sermayeye peşkeş çekme fikrini, "devlet sadece ekonomiyi değil, her alanı sermayenin ellerine bıraksın" hissini yayarak yaptılar.

“Normalde kendimi herhangi bir siyasi hareketle özdeşleştirmeyecek kadar bireysel bir insanım ama en azından şimdilik bu ‘yalnızlığı’ rafa kaldırmak ve mücadeleye dâhil olmak gerekiyor” diyen birinin samimiyetinden sahiden de şüphe duymaya gerek yok. Özmakinacı, tüm bireyselliğine rağmen örgütlü siyasete girmeye karar vermiş.

Yalnız, her ne kadar Özmakinacı’nın parçası olduğu zamanın ruhu aksini iddia etse de, devrimci geleneğimiz aksini gösteriyor:

Sanatın ve bu arada Özmakinacı’nın, siyasetten öğreneceği çok şey var.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.