Sayfa yolu
'Sanatımla devrim yapamam, ama devrim yapabilecek halka moral ve güç katabilirim'
Gözde Kök
Yayın Tarihi: 27.11.2022 , 11:02 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Paylaş Kiraz geçtiğimiz günlerde Zonguldak’ta yedinci karikatür sergisini açan lise çağında genç bir sanatçı.
Kendisiyle 'Emek-Sermaye' sergisinin ardından görüştük; sanatla kurduğu bağı, Zonguldak’ı ve umutlarını konuştuk.
Paylaş öncelikle okurlarımız için kendini biraz anlatır mısın? Senin sanata merakın nasıl gelişti?
2005’te Zonguldak’ta doğdum. Kalemi elime aldığımdan beri çizmeyi ve boyamayı seviyorum. Evimizin duvarlarını boyardım. Annem, babam bunu engellemezdi. Onların üniversite okumamış olmalarına rağmen aydın insanlar olmaları benim için şans oldu. Bana hiç sınırlama getirmediler. Duvarlardan başladım sonra kağıtlara geçtim. Babam da usta bir karikatürcü. Evimizde çok geniş bir karikatür arşivi var. Ben de bu kitaplardaki karikatürlere bakarak, bazen taklit ederek, daha çok da hayal ederek çizerdim. Okul defterlerimi karikatür defterlerine dönüştürürdüm. Bazen de karikatürlerimi babam değerlendirir, çizimime önerilerde bulunurdu. Büyümemle birlikte, devamlı da çizdikçe espri ve çizimlerimin kalitesinde gelişme oldu tabii.
Çok doğal bir yönelim olmuş senin için...
Kesinlikle. Kendimi sanatın içinde buldum ben. Buradan ekmek kazanamazsın diye beni caydırmaya çalışan olmadı. Bazıları sen sanatçı doğmuşsun diyor. Ben buna inanmıyorum. Koşullar çok önemli. Doğduğunda önünde kağıt kalem olmayan insan, içinde sanat aşkı olsa da kendini ilerletemez. Bu nedenle imkanların da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu imkanlardan biri de ilk sergimi açtığım Sergi Odası’ydı. Buranın sahibi fotoğraf sanatçısı İbrahim Akyürek bana her türlü desteği sundu. Hâlâ da sunuyor.
Yanılmıyorsam bazı karikatür yarışmalarına da katıldın...
Evet, ulusal ve uluslararası karikatür yarışmalarında derece ve ödüller aldım. Karikatür albümlerinde eserlerim yer aldı. B. Sadık Albayrak’ın İstanbul’da çıkardığı ‘’Yeni Gelen’’ dergisinde karikatürlerim yayınlandı. Zonguldaklı Hikmet Kuşhan ve Selma Aydın’ın kitaplarının desenlerini çizdim.
Bir yandan konservatuvarın tiyatro bölümüne hazırlanıyorsun. Tiyatro ile nasıl bir bağın var?
Dramaya 8 yaşımda başladım. Küçüklüğümden beri annemle Zonguldak’a gelen amatör, profesyonel tiyatroları, devlet tiyatrolarını her zaman takip ediyor ve seyrediyoruz. Tiyatro çalışmalarımızı Zonguldak’ta, daha sonra ‘’Birikim Sahne’’yi açacak olan Şenay ve Engin Çöl ile yapıyorduk. Küçüklüğümde Belediye Kültür Merkezi’nde çalışıyorlardı. Ben de onların 200 kadar öğrencisinden biriydim. Orada pek çok şiir dinletisi, skeç, tiyatro oyunu sahneye koyduk.
Ne gibi katkıları oldu sana tiyatronun?
Küçük yaşta drama çalışmalarının ve sahneye çıkmamın bana çok katkısı oldu. Kendimi ifadem güçlendi, tiyatroya ve sanata bakışım, ekip çalışması bilincim gelişti. Tiyatro da karikatür gibi benim için kendimi ifade etme yöntemim. İnsanları, doğayı, hayvanları, her şeyi karşımdaki seyirciye kendi bakış açımla aktarabilmek bence. Tiyatroyu şöyle tanımlarlar: ‘’İnsanı insana insanla insanca anlatmaktır.’’ Aslında bu tanımdaki insanların hepsi ayrı ayrı benim. Tiyatro yapmayı, izlemeyi, çalışması içinde bulunmayı, bu konuda sorumluluk almayı; en önemlisi başka insanlara da bu sevgimi aşılamayı seviyorum. Sevmeye de devam edeceğim.
Buradan Engin ve Şenay Çöl hocalara özel bir selam göndermek gerekiyor galiba...
Evet, benim tiyatroyu sevmem ve içinde bulunmam konusunda epey yardımı ve emekleri var. Bu konuda Zonguldak’ı geçtim, diğer şehirlerde de eşi benzeri bulunmasının zor olduğu hocalardır kendileri. Zonguldak’ta okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise çağındaki çocukların tiyatro ve drama etkinliklerine katılmalarına imkân sağlıyorlar. Ben de bu konuda Birikim Sahne’deki diğer arkadaşlarım gibi çok şanslı olduğumu biliyorum.
“Artiz Mektebi” oyununuzu izledim. Paralı eğitimin ne kadar sakil ve insani değerlere aykırı bir şey olduğunu çok iyi anlatıyorsunuz oyunda arkadaşlarınla birlikte.
Birikim Sahne, hayal gücü zaten zengin olan çocukları ve gençleri hayata hazırlamak, onlara soru sormayı, sorgulamayı, yanlış olana itiraz etmeyi öğretmek gibi bir misyonla hareket ediyor. Oyunlarını da bu doğrultuda seçiyor. Bu oyun da 35 sene önce yazıldığı halde günümüzü de anlatıyor. Çünkü her şeyin paraya döküldüğü bu sistemde eğitim de ticari. Bu oyunu 2 kez oynadık ve çok ilgi gördü.
Zonguldak’ın hala bir aydın damarını, kültürü, sanatı, ilerici değerleri besleyebilen bir yer olması çok hoş aslında...
Aslında biraz kent içinde kayboluyoruz. Çok şey yapılıyor ama halkın ne kadar ilgisini çekebildiği tartışmalı. Yine de söylediğiniz geçerliliğini koruyor kısmen. Zonguldak büyük yürüyüşlerin, eylemlerin gerçekleştiği bir yer. Maden ocaklarının açılmasından beri hep büyük mücadelelerin yaşandığı bir yer olmuş, bununla birlikte şimdi giderek azalsa da bir aydın kesim oluşmuş burada. Bu yüzden Zonguldak’ta yaşamamın sanata ve ilerici değerlere yönelmemde bir etkisi var. Çevremdeki insanlar genelde bu kişiler oldu ve bana hep destek verdiler. Onlardan çok şey öğrendim.
7. sergini açtın. Tekrarı olacak sergi odasında önümüzdeki günlerde. Başlığı Emek-Sermaye. Bu başlıkta bir sergi fikri nasıl ortaya çıktı?
Fikrin nereden çıktığı belli aslında. Ben doğduğumda mevcut iktidar üçüncü yılını doldurmuştu. 17 yaşındayım hala baştalar. Din sömürüsü yapmaya, doğal ve tarihi alanları yağmalatmaya, kendileri halka her türlü hakareti ederken en ufak eleştiriyi mahkum etmeye, yolsuzluk ve rüşvetle ekonomiyi batırmaya devam ediyorlar. Bunları yakından takip ediyorum. Türkiye’deki sermaye grubunun bunlarda parmağı olduğunu düşünüyorum. İktidarı destekliyorlar. Bu küçük grup biz ezilmiş büyük grubun tepesine çıkmışken bu bozuk düzeni görüp geçmeyeceğim. Karikatürlerime de bunu yansıtacağım. Çalışmadan hayatını geçiren sermaye grubu ile bu grup için çalışmadan, hayatını sürdüremeyen emek grubu arasındaki eşitsizliğe sessiz kalmayacağım. İşçi-patron ilişkisi, sınıf bilincinden yoksun işçiler, halkın mücadele gücünün azalması, o direncin yok olması, kadın erkek eşitsizliği, kadın cinayetleri, NATO vb. oluşumlarla Türkiye’nin ilişkisi, savaş karşıtlığımız, bağımsızlık arayışımız… Karikatürlerim bu temalardan oluşuyor. Bu konuları ifade etme ihtiyacı hissediyorum.
Sanatına bir işlev tarif etmiş oluyorsun.
Biraz duygularımı ve düşüncelerimi dışa vurma yöntemi benim için. Karikatürüme bakanlarla iletişime geçme yöntemim. Bu yöntem hem politik hem de duygusal. Ben sanatı bir aktarma aracı olarak görüyorum. Sanatla dünyayı değiştiremem onu biliyorum ama değiştirmeye yardımcı olabilirim. Bu kadar sorun varken sanatçı olup da bunları yansıtmayanda problem vardır bence.
Gelecekten umutlu musun Paylaş?
Gelecekten elbette umutluyum ve bu umudu sosyalizmde görüyorum. Sanatımla devrim yapamam. Ama devrim yapabilecek halka moral, inanç ve güç katabilirim. Umut hiç eksik olmaz. İşçilerin başlarında patron olmadan kendi kendilerini yönetecekleri eşit bir toplum fikri hiç de hayal değil.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.



