Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sahaflar Çarşısı | Bir başkaldırma biçimi olarak Apê Musa

Sahaflar Çarşısı'nın bu buluşmasında suikast sonucunda aramızdan ayrılan Kürt aydını Musa Anter'in Hatıralarım kitabını konuşuyoruz. Aynı zamanda dönemin tanıklarından bir de konuğumuz var bu hafta.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 22.09.2024 , 11:30 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Mevsimlerin sonbahara merdiveni dayadığı gündür 20 Eylül. 

Tarih ağacından iki yaprak düşer o gün. Biri Ruhi Su diğeri de Musa Anter. Memleketin bu iki aydınının farklı tarihlerde aynı güne denk gelen ölümleri insanı hem kederlendiriyor hem de düşündürüyor. 20 Eylül 1992 tarihinde Musa Anter'in, Diyarbakır Seyrantepe'de bir suikast sonucunda öldürülmesi devletin 1959 yılında Kürt aydınlarından "esirgediği" zalimlik olarak kayda geçti. 

Sahaflar Çarşısı'nın bu buluşmasında Yusuf Şaylan'la birlikte İsmail Beşikçi'nin hakkında "Kürt halkının talihidir" dediği Musa Anter'i konuşacağız. Onun eşitlik ve özgürlük mücadelesini, lisede okuduğu kitapları, İstanbul'daki arayışlarını ve Mardin'deki izlerini anlattığı adeta Kürt tarihindeki önemli şahsiyetlerin resmi geçidi sayılabilecek Hatıralarım kitabını konuşacağız. 

Yusuf Şaylan, 1991 tarihinde yayımlanan Hatıralarım kitabının ilk baskılarından biriyle geliyor söyleşiye. Eline notları ve kitabın sayfalarına koyduğu yer işaretleriyle hazırım mesajı veriyor. Elindeki kitap, kitabın ilk baskılarından. Musa Anter'in ölümünden bir yıl önce 1991'de yayımlanan baskısı. Yön Yayınlarından. "Newroz buldu kitabı bana. O kadar ısrar ettim ama parasını da almadı. Gideyim ücretini vereyim dedim hem parayı almadı hem de yemek ısmarladı. Bu sizin Kürtler acayip adamlar arkadaş. Geçen hafta da dedik ya Remzi İnanç'ı konuşurken, yoksulu ağalarından yeğdir diye. Öyle gerçekten" diyor gülerek. 

Gözlüğünü çıkarıp masaya koydu Şaylan. Aldığı notları da sıraya dizerek "haydi başlayalım" diyor göz kırparak. 

Başlıyoruz. 

Ressam İrfan Ertel'in fırçasından Musa Anter.

Türkiye'nin en geri bölgesi ve iki numaralı mağara

Musa Anter'in Hatıralarım kitabı daha en başından sarsıcı bir mukayese ile başlar. Kürt aydını ya da Yusuf Şaylan'ın ifadesiyle Kürt büyüklerinden Musa Anter çok zor şartlarda başladığı aydınlanma kavgasını Recaizade Mahmut Ekrem'in oğlu Ercüment Ekrem Talu'nun bir pasajıyla kıyaslar.

Ercüment Ekrem Talu bir yazısında “Marmara Bölgesi Türkiye’nin en uygar bölgesidir; İstanbul, Marmara’nın en güzel şehridir; Boğaziçi, İstanbul’un en latif semtidir. Sarıyer, İstanbul’un en şirin kazasıdır; Yeni Mahalle Sarıyer’in en üstün mahallesidir ve Recaizadelerin köşkü Yeni mahallenin en harika köşküdür... İşte ben burada doğdum” der.

Musa Anter burada alır sazı eline ve 1920'de başlayan hikayesi 1992'de sona erene kadar da bırakmaz bir daha. 

"O, Recaizade Ekrem’in oğlu idi.

Şimdi bir de bana bakalım: Kürdistan, Türkiye’nin en geri bölgesidir; Mardin, Kürdistan’ın en geri ilidir; Nusaybin, Mardin’in en dertli ilçesidir; Stilîle (Akarsu), Nusaybin’in en fakir nahiyesidir; Zivinge (Eski mağara), Stilîle’nin en geri kalmış köyüdür ve işte ben, bu köyün, nüfus kütüğüne göre, 2 numaralı mağarasında doğmuşum" diye anlatır bu mukayeseyi.

Ve akla haklı olarak bu kadar "değersiz" bir hikayeden yazılan hatıralar neden okunmalı sorusu gelir. Kendince haklı bir soru olarak gördüğü bu soruyu yine muzipçe yanıtlar Musa Anter.

"Günümüzde tıp aleminde bir farenin veya bir tavşanın üzerinde yapılan tecrübeler sayesinde birçok insanın hayatı kurtarılmıştır. İnsanlığa bu hayvanların faydası; onların arslan, kap­lan veya fil gibi oluşlarından değildir elbette. İşte benim hayatım da bu hayvanların cisimleri ayarında basittir. Fakat elli seneye yakındır, tıpkı bir laboratuvardaki tavşanlar ve fareler gibi, çeşitli iktidarlar üzerimde tecrübelerde bulundular. Burada benim yapacağım şey, bu hoş, nahoş tecrübelerimi bir rapor gibi sunmaktır."

İşte bir rapor olarak sunduğu tecrübeleri elimizde bir ayna gibi duruyor Hatırlarım kitabıyla. Bazen Anter'in yaşadıkları bazen de kendi yüzümüz yansıyor parıltısında. 

Musa Anter ve Necat Cemiloğu İstanbul'da. Sağdaki fötr şapkalı, paltolu ve elinde gazetesi ile dikkatle bir şeyler inceleyen Musa Anter. (Fotoğraf Şermin Cemiloğlu'nun arşivinden)

Adana'da bir lise, Apê Musa ve diğerleri: Rousseau, Kant, Puşkin ve Maksim Gorki

Bırakın Kürt sorununda söz etmeyi, Kürt kelimesinin dahi yasaklı olduğu yıllar. "Doğulu" demekle yetinebiliyorsunuz en fazla o zamanlar. 

Yusuf Şaylan sayfayı gösterip "Şuraya bakar mısın? İnsanın aklı almıyor gerçekten. Kürtçe konuşana kelime başına para cezası kesildiği yıllardan söz ediyor Musa Anter. Tüm Mardin dilsizler kampına dönmüştü diye anlatıyor. Böyledir işte. Zalimin sadece topu tüfeği yok. Bir de böyle yaptırımlar var" diyor öfkelenerek.

Annesinin “Ermeni fermanının hemen ardına doğdun sen” dediği Anter, kendince doğum tarihi için “Ermeni fermanı 1915’te çıktıysa ben, ya 1917’de doğmuş olmalıyım ya da 1918’ yılında” der. Ancak yaşı uygun olmadığı için okula alınmayınca Anter’in yaşı değiştirilir ve kayıtlara 1920 olarak geçer. 

Yusuf Şaylan bu düzenin Kürt halkından çok gördüğü her başlığı teker teker anlatıyor kitaptan aldığı notlarla. 

"Bakar mısın? Burada Musa Anter o dönem Kürt illerinde açılan yatılı okullardan bahsediyor. Ama bunlar farklı. Yoksul Kürt köylüsünün gittiği okullar değil bunlar. İstisna sayılabilecek başarılı öğrencilerin dışında yaygın olarak ağaların, beylerin, aşiret reislerinin çocukları gidiyor buralara. Devlet o zaman 'Kürt ağalarını asimile edersek Kürt halkı da asimile olur' diye düşünmüş. Ama tutmayınca bu eğitimi de çok görmüş. 1935 yılında Kürt illerindeki tüm okulları kapatmış. Tüm okulları! Musa Anter bunları ayrıntılı olarak anlatıyor kitabında. Bendeki baskısında 34. sayfa yer alıyor. 

İşte, lise eğitimine devam etmek isteyen Musa Anter'in yolu Adana Lisesi'ne düşüyor. Buradaki okul müdürü de ilginç. Cevdet Barlas. Paris'te eğitim görmüş birikimli bir adam. Sonra Adana Lisesi'nde okuduğu yazarlara bakar mısın? Kütüphane müdürü de ilginç. Her kitap için birkaç kelam edebiliyor. Okuduğu yazarlar arasında Hatemi Semih, Mustafa Şekip Tunç, Hasan Ali Yücel’in çevirileri yer alıyor. Rousseau, Kant, Henri Bergson, Feuerbach, Nietzche, Schopenhauer, Victor Hugo, Puşkin, Maksim Gorki ve felsefeden Sokrates, Platon ve Aristo."

Yusuf Şaylan isimleri saydıktan sonra biraz duraklıyor ve düşünüyor. Sonra tekrar ediyor isimleri. 

"Beni en çok şaşırtan ya da heyecanlandıran diyeyim, ne oldu biliyor musun?" diye söze devam ediyor. Nedir diye gözlerinin içine bakıyorum Şaylan'ın vereceği cevabı merak ederek. "Bu kadar derin bir entelektüel kültüre hakim olmakla beraber aynı anda geleneklerine sahip çıkmak her zaman kolay iş değildir. Apê Musa bunu başarıyla sürdürebilmiş. Bir ayağı Kürdistan'ın tam üstünde kültürüyle dilinde, diğer ayağıyla da dünyayı gezmiş adam."

Musa Anter

Kürt tarihinden portreler ve şerefli bir ölüm

Musa Anter bir gün İstiklal Caddesi'nden yürürken bir pilavcının önünde durur arkadaşıyla. Tavuklu pilavı kaşıklarken yanındaki adam seyyar pilavcıya sorar "Musa Anter'i bilir misin?" diye. Pilavcı da "Bilmez miyim. Bizim Kürtlerin amcasıdır"  der. Anter'in arkadaşı "Peki bu yanımdaki adamın Musa Anter olduğunu söylesem ne dersin?' sana deyince pilavcı şaşırır. Tüm ahaliye haber verir hızlıca. O dönem İstiklal Caddesi'ndenki tüm pilavcılar Mardinlidir. Musa Anter İstiklal Caddesi'nin sonuna doğru yürürken seyyar satıcılar, pilavcılar kim varsa doluşur yanına. Anıyı aktaranlar bu yürüyüşün adeta bir mitinge dönüştüğünden söz eder ve şaşırır. Anter'e dolmuş şoförü sorar kim bunlar diye. Benim oğullarım der Anter. Şoför inanmaz haliyle. "Hepsi mi?" der. Anter de "Yok hepsi değil bir kısmı da dağlarda" der. O arada pilavcılardan biri Anter'in dolmuş ücretini de vermiştir.

Musa Anter'e Kürt emekçiler Apê Musa der. Yani Musa Amca.

İstanbul'a gurbete gelen Kürt öğrenciler okuyabilsin diye öğrenci yurdu açar Anter. Bu yurtta memlekette okuma isteğiyle yanıp tutuşan herkes gelir geçer. İlhan Selçuk da onlardan biridir mesela. 

"Kitabını okurken fark edecektir herkes. Musa Anter'in bu kitabı Kürt şahsiyetlerin resmi geçidi adeta. Çok önemli isimler, çok kıymetli kişiler yer alıyor hatırlarında. Evet Musa Anter bilinen ifadesiyle Kürtçüdür. Ama hiç bir zaman da gericilerle ve sağcılarla kol kola girmemiş. Kitapta bir yerde diyor zaten, 'Namuslu bir milliyetçiliktir beni solcu yapan' diye. Yani aslında tam ifadesiyle yurtseverdir" diyor Yusuf Şaylan. 

Sonra sayfaları hızlıca çeviriyor ve not aldığı bir yere geliyor Şaylan. 

"Şuraya özellikle değinmek istiyorum" diyor Yusuf Şaylan. Kamuran Bedirxan vardır. Bedirxan ailesinin önemli isimlerinden. Nâzım Hikmet ile tanışırlar. Hatta Kamuran ile Nâzım, eşlerinin tanışık olması vesilesiyle bir araya gelirler. Kamuran Bedirxan aynı zamanda ilk Latin harfleriyle Kürtçe dergi çıkaran Celadet Ali Bedirxan'ın da kardeşidir. 

Kamuran'ın hiç çocuğu olmamış. Manevi olarak iki oğlum var demiş. Biri Musa Anter diğer İran'daki Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Abdurrahman Kasımlo. Kasımlo İran'da liseyi bitirince kardeşlerinin okuduğu şehir olan İstanbul'a gelir. Musa Anter elinden tutar Kasımlo'nun ve okula kaydeder. İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nin yolunu tutarlar. Bölüm sosyoloji. Kasımlo Kürt halkının tarihi ve kültürüyle yanıp tutuşur. Buraya dair çalışmak ve biriktirmek ister. 

Musa Anter Kasımlo'nun çok ilerleyen yıllarda Avrupa'da bir suikast sonucu öldürüldüğünü öğrencince çok üzülür."

"Dilersen sözü burada Musa Anter'e bırakalım, bak şöyle diyor" diyerek gözlüklerini gözüne yerleştiren Yusuf Şaylan kitaptan bölümü okumaya başlıyor. 

"Kendimi hep Kamuran Bedirxan’ın oğlu saydım. Onun şerefini korumak için kuvvet ve kabiliyetimin sınırlarını zorlayarak çalıştım. Hâlâ da, onun o şerefli şahsiyeti hayatımda bir kılavuzdur. Sanıyorum, eğer bugüne kadar politik ve ahlaki olarak ayakta kalmışsam, Kamuran Bey’in telkin ettiği milli hissin payı bunda büyüktür. Dikkat edilirse, Abdurrahman da aynı paralelde bir izdüşümüdür. Ancak, o benden avantajlı çıktı. Çünkü ölümü de şerefli oldu. Eğer şansım olur, ben de onun gibi halkımın yolunda şehit düşebilirsem, ne mutlu bana. Abdurrahman, bugün halkının arasında bir bayrak gibi dalgalanıp duruyor. Şereflerin en büyüğü bu değil midir?"

Şaylan gözlüğünü bırakıyor ve gözlerimin içine bakıyor. Gözleri hafif nemli "Kendi ölümünün de böyle şerefli olacağını biri kulağına fısıldasa nasıl mutlu olurdu acaba Apê Musa" diyor sözlerini tamamlarken.

Yusuf Şaylan

Diyarbakır cezaevi ve çocuk koğuşunda tiyatro

"Türkiye’nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. Hem yalnız şahidi mi? Değil!.. Sanığıyım. Mahkûmuyum” diyor Musa Anter bir konuşmasında.

Yalnızca cezaevleri değil aynı zamanda mahkeme salonları da onun önemli mekanlarındandır. Her duruşması bir miting havasında geçer. Özellikle 1959 yılında tarihe 49'lar Davası olarak geçecek tutuklamalarda içeri düşer. İlk tutuklanması ise lisede eğitim görürken Adana'da olur. 1938 Dersim olayları yaşanırken kendisine küfreden arkadaşlarına karşı öfkesini tutamaz ve dilini serbest bırakır. Mevzu taa Atatürk'e kadar uzanır. Mustafa Kemal bu genç liseliyi affedince mevzu da kapanır. 

"Musa Anter'in hayatı gerçekten okunmalı, bilinmeli ve anlaşılmalı" diye söze devam ediyor Yusuf Şaylan. 

"Mesela bir dönem, 1990 yılında sanırım, Musa Anter yine cezaevine konuluyor. Ama unutmayalım hep saygın hep muhterem bir şahsiyet. Cezaevinde cezaevi müdürleri ve savcıları dahil herkes saygı gösteriyor Musa Anter'e. Herkes onun uslanmaz ve zeki, aklı başında, bilgili biri olduğunun farkında. 

Cezaevi müdürü adli suçluların arasında kalmasın diye Anter'i Diyarbakır cezaevinde çocuklar koğuşuna koyuyor."

Yusuf Şaylan'ın tam bu esnada gözlerinin içi gülüyor. "Dur bak şimdi" diyor ve eli telefona sarılıyor. Bir numara seçip arıyor.

"Alo Bozan, nasılsın yoldaşım" diyor. Telefonda kırık bir Türkçe, tavrında Kürtçe bir tını olan ses var. Şaylan telefondaki sese "Yahu şu cezaevinde Apê Musa ile olan hikayeni bir anlatsana" deyip sohbete dahil ediyor Bozan'ı. 

Bozan kısa bir kahkaha atıyor, "Yusuf abi, Yusuf abi" diye tekrar ederek ve heyecanla başlıyor konuşmaya, "Musa Amca benim şansımdır, talihimdir, mucizemdir" diyor ve anlatmaya başlıyor:

"1990'da Diyarbakır Cezaevi'ne geldiği duyulunca cezaevi bayram yerine döndü sanki. Ben de çocuğum, 16-17 yaşlarındaydım. Ağır suçum var. O yüzden çocuk koğuşunda değildim. Ama Musa Amca çocuk koğuşuna konulunca bizim koğuşun ağası müdürü çağırdı. 'Bu çocuğu alın, Musa Anter'e verin. Yoksa burada perişan olacak' dedi. Müdür aldı beni çocuk koğuşuna götürdü. 

Valla hayatımda cezaevinde ilk kez akşamları televizyonun açılmadığı günler gördüm. Herkes çamaşırlarını yıkadığı plastik leğenlerini tabure yapar Musa Amcanın önüne otururdu. Musa Anter de anlatırdı bize her şeyi. Dünyayı, Avrupayı, memleketi, sömürüyü, sanatı, edebiyatı, sonra Brecht'i ve nicesini. Beni zorla tiyatroya yazdırdı. Bir sürü okuma yaptık. Ezberim kuvvetliydi. Hazırlandım. Sahneye bile çıktım cezaevinde. Ama Musa Anter göremedi onu. Tahliye olmuştu. Çocukluğumun en güzel anlarıydı Musa Amca ile geçen günler" diye anlattı Bozan. Ve ekledi, "Şu ömrü hayatımda doğruda durmayı becerdiysem emeği büyüktür. Cezaevine ağır bir suçla giren birinden devrimci, sosyalist, dünyaya başka gözle bakan biri çıkarmayı becerdi Musa Amca".

Yusuf Şaylan'la göz göze baktık. Telefonu kapatırken bu anıları ayrıca işlemek için sözleştik. 

Telefonu ve gözlüğünü kenara koydu Yusuf Şaylan. "Hayat garip tesadüflerele dolu. Bak Musa Anter'in oğlu Anter de 20 Eylül'de vefat etti. Babasıyla aynı günde. Kendinden önce göçenlerle buluşmuştur belki de kim bilir" dedi. 

Kitabın sayfalarını kapatırken "Unutmayalım. Böyle güzel yürekli, güzel insanları unutmayalım. Çünkü düşman yaşı 70 geçse de unutmuyor iyi olanları. Bir sokak arasında kahpece vurmaktan da çekinmiyor. Düştükleri yerde kalmadıklarını göstermek düşer bize" diyor. Aklına yine Apê Musa'nın hemşerisi olan bir Murathan Mungan şiiri düşüyor Yusuf Şaylan'ın.

"Çapraz asın tüfeklerinizi
Çağın dışına sürdüğü eski masallardaki
Eşkiya resimleri gibi
Yurdundan ve yüzyılından
Kovulmuş çocukların tarihinde
Gelenek kimi zaman başkaldırma biçimi."

Çünkü dağların Köroğlu'ndan esirgediğidir Musa Anter'in yaşadıkları. Bu yüzden Musa Anter'in anılarında bahsettiği "Kürdistan" zifiri bir umuttur okurlar için. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.