Breadcrumb
Sadeleştirici Trump, meşrulaştırıcı Papa
Yayın Tarihi: 07.05.2026 , 10:20 Güncelleme Tarihi: 07.05.2026 , 10:24
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bugün Vatikan'da Papa'yı ziyaret edecek. Yarın da Roma'da Meloni'yi. Batı ana akım medyasına göre Rubio'nun Papa ziyaretinin amacı, gönül alma. Günde ortalama 21 yalan söylediği saptanan ABD Başkanı Trump'ın devirdiği çamları onarmaya dönük bir ziyaret olacağı iddia ediliyor. Mümkündür. Ancak Rubio'nun yalnızca bu başlıkla Vatikan'a gelmek istediği iddiasının inandırıcılıktan yoksun olduğunu belirtmek gerekiyor.
Trump'ın Papa'ya dönük hakaretimsi sözlerini ''kabul edilemez'' olarak niteleyen Başbakan Giorgia Meloni, ABD-İsrail ikilisinin Avrupalı müttefiklerini dışarda bırakan İran operasyonuna kendilerinden istenilen desteği de sunmamıştı. ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Cuma günü buluşacağı kişiler arasında Vatikan Devlet Sekreteri Pietro Parolin, İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ve Savunma Bakanı Guido Crosetto da yer alıyor. Kapsamlı bir program çerçevesinde hareket edileceği anlaşılan bu ziyaret ile Rubio, yalnızca Papa'dan Trump adına utangaçça özür dilemeyecek, aynı zamanda Avrupalı bu müttefikini ABD-İsrail planlarına ikna etme ajandasıyla hareket edecek gibi görünüyor. Rubio'nun işi zor, zira Trump Papa'yı fırçalama şovu dışında İtalya'yı ülkedeki ABD askerlerini çekme konusunda da tehdit etmişti.
Batı ana akım medyasının irice bir bölmesine göre, Mussolini ve Hitler bile dönemin papalarına Trump'ın Papa XIV. Leo'ya yaptığı hakaretleri yapmamıştı. Batı liberal medyası Trump'ın nobranlığından pek mutlu değil. Elbette yalnızca kişisel nobranlık da değil mesele. Trump, deli dolu üslubu, hoyratlığı ile Batı değerleri olarak kodlanan kapitalist dünya düzeninin ayarları ile oynamaya dair fazla açık verirken, farkına varmadan sistemin apış arasını örten incir yaprağında da tahribatlarda bulunuyor. Üst sınıflara ait diplomasi dilini kulanmayı reddeden (ya da beceremeyen) ''açık sözlü'' Trump, ABD emperyalizminin çökmeye yüz tutmuş hegemonyasını kurtarmak için neredeyse bütün düğmelere aynı anda basıyor. Kakafonik ses kümelerinin çıkmasına yol açan bu tutum, Batı liberal medyasında Trump'ın temsil ettiği misyona değil, onun tüccar kişiliğine yazılarak mesele hafifletilmeye çalışılıyor. Bu bağlamda, ''açık sözlü'' Trump'ın hedeflenen amaç ile kullanılan yol ve yöntem açısından hatırı sayılır bir sadeleşmeye, niyetinden bağımsız da olsa, hizmet ettiği gerçeğinin hakkını teslim etmek gerekiyor.
Meseleyi hristiyanlık içi mezhepler arası çatışmaya kadar evrilten yorumları okudukça, medyada su ağızlarını tutan kelli felli kişilerin gerçeklik algılarının bu derece kurum tutmasına hayret etmemek imkansız. Trump'ın araçsalcı Anglikanlığı üzerinden kişisel narsisizmine dönük şovlarından büyük anlamlar çıkarmak işte bu akıl tutulmasının ürünüdür. Oysa Trump manyağı yaptığı sapkın şovlar ile Anglikanlığa kredi açmıyor. Hatta bu şovlar ile ona zarar veriyor. Koskoca bir mezhebi gülünç duruma düşürüyor.
''Hiçbir başkanın yapmadığı kadar hristiyanlık için mücadele ediyorum'' diyen Trump'ın din başlığını kullanma konusunda yapabileceği ancak bu kadardır. İsa'ya yedeklenmiş postmodern peygamber imgesine yatırım yapan Trump'ın geri basmasına şaşmamak gerekiyor. Öyle olmasa Katolik Dışişleri Bakanı Rubio'yu ve yine Katolik Başkan Yardımcısı James David Vance'i ikide bir Vatikan'a gönderir mi?
Trump'ın Mussolini ve Hitler'e rahmet okuttuğu ne kadar doğru?
Mussolini ve Hitler'in dönemdaşları papalarla saygıdeğer bir ilişki kurmalarına yönelik iddiaya dair iki cümle etmekte yarar var: Ne Mussolini ne Hitler papalar ile ters düştü, çünkü papalar ile bu iki faşist liderin önceliği aynıydı: Anti-komünizm, anti-bolşevizm! Hatta o derecede ki, Mussolini'ye yol açmak için Vatikan denetimli İtalyan Katolik Halk Partisi (PPI) ve Almanya'da Alman Merkez Partisi (DZP) faşist hareketin ihtiyaç duyduğu mıntıka temizliği yapılarak bizzat Vatikan tarafından feshedilmişti. Maksat komünistlerin yolunu kesmekti. Hitler'e açtığı limitsiz krediden dolayı dönemin Papası XII. Pius'a yönelik, ''Hitler'in Papası'' ifadesi yaygın kullanıma sahipti ve bu ifade yaygın kanının aksine komünistlere ait değildi.
Kriz dinamiklerinin anti-komünizmi çağırmadığı, göreli nesnellik içinde Trump'ın Papa ile uyum tutturması elbette düşünülemez. Papa, sınıflar ve ideolojiler üstü iddiasında tutarlı davranma gayretinde ısrarlı olacaktır. Dolayısıyla Epsteinci Trump-Netanyahu çizgisi ile kontrast halinde olmasından daha doğal bir şey olamaz.
Trump-Papa atışmasında Trump'ın havlu atması kaçınılmazdır. Zira Trump su, Papa kumdur; su gider kum kalır. Trump'ın kör göze parmak siyaseti üzerinden yaptığı emperyalist siyasetin sadeleştirilmesi programı, Papa'nın temsil ettiği yerleşik düzenin örtük/meşrulaştırılması geleneği ile çatışmalı karakterlere sahiptirler. Kriz derinleşip, işçi sınıfı siyasetinin siyasi iktidar merkezli örgütlülüğü güç kazandıkça Trump-Papa ilişkisi de metamorfoza uğrayarak, ''karşılıklı saygı'' ilişkisine evrilerek, Mussolini/Hitler ile Piuslar düzlemine yerleşeceğinden kuşku duymamak gerekiyor. İşçi sınıfının örgütlülük ve siyasi iktidar talebi siyaset sahnesinde hak ettiği yeri alana kadar Trumpgiller arıza, Papa ise aklıselim görünecektir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.