Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Özel okullarda patron düzeni ve her yıl yeniden işsiz kalan öğretmenler: Gelecek Okulları örneği

Mersin'deki Gelecek Okulları kampüslerinde çalışan öğretmenler, 12 ayı kapsamayan sözleşmeler, sezon sonu toplu işten çıkarmalar ve mobbing iddialarıyla gündemde. Konuştuğumuz öğretmenler, kurumun ticari anlayışla yönetildiğini ve mesleki saygınlıklarının zedelendiğini savunuyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 25.07.2026 , 12:04 Güncelleme Tarihi: 25.07.2026 , 12:05

Eğitim piyasasında kâr hırsı, özel okulları adeta patronların çiftliği haline dönüştürmüş durumda. Ama mevzunun bu hale gelmesinin arka planında eğitimdeki piyasalaşmanın öyküsü yer alıyor. 

Türkiye’de eğitim uzun süredir kamusal niteliğinden koparılarak tamamen bir piyasa mekanizmasına dönüştürülmüş durumda. Eğitimcilerin hakları, emeği ve mesleki onurları bu çarkın dişlileri arasında eziliyor. Okulların eğitim yuvası olmaktan çıktığı, birer şantiye, market ya da bakkal mantığıyla işletilen ticarethanelere dönüştüğü gerçeği her geçen gün birçok örnekte kendini yeniden gösteriyor. 

Bu düzen karşısında hak arayan, ses çıkaran öğretmenler ise sürekli bir tehdit ve baskı ortamıyla baş başa bırakılıyor. Sektörün genelindeki bu karanlık tablo, Mersin'deki uygulamalarla bir kez daha karşımıza çıktı. Gelecek Okulları'nda yaşananlar bu keyfiliğin ve sömürünün en çarpıcı örneklerinden birini gözler önüne serdi.

Kafe gibi işletilen okullar, garson muamelesi çekilen öğretmenler

Mevzu şirket yönetmek olunca eğitim ve öğretim haliyle ikinci planda kalıyor. O da iyi ihtimalle...

soL’a konuşan özel okul öğretmenlerinin anlattıkları Gelecek Okulları'nın Mersin Yenişehir, Mezitli ve Tarsus kampüslerinde yaşananları, kurumun arkasındaki zihniyeti ve öğretmenlerin nasıl bir kıskaca alındığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Patronun sadece okullarla yetinmediğini aynı zamanda kafeler de işlettiğini belirten öğretmenler, bu "işletme" mantığının eğitim kurumlarını etkilediğini aktardılar.

Eğitim kurumlarında kamu yararı gözetilmesi ve nitelikli eğitim verilmesi gerekirken, burada tamamen ticari kâr ve patronun kişisel istekleri merkezde. Öğretmenlerin garson, velilerin de bir kafe müşterisi gibi algılandığı bu cenderede ezilenler sadece öğretmenler değil aynı zamanda bu mantıkta eğitim alan öğrenciler.

Yaz dönemini kapsamayan sözleşmeler ve güvencesizlik

Öğretmenlerin yaşadığı sorunların başında her eğitim-öğretim yılı başında imzalatılan sözleşmeler var.

Her yıl yeni bir sözleşme imzalatılmasına rağmen bu sözleşmelerin süresi fiilen on iki ayı kapsamıyor ve yaz dönemini dışarıda bırakacak şekilde düzenleniyor. Oysa eğitim kurumlarında öğretmenlerin çalışma düzeni ve yıllık planlama dikkate alındığında, sözleşmelerin kesintisiz bir dönemi kapsamalı. Yaz aylarında güvencesiz bırakılan öğretmenler, ekonomik sıkıntının yanısıra bir de işsiz kalma ve gelecek kaygısı yaşıyor.

Sezon sonu kıyımları ve bildirim yalanı

Güvencesizlik sadece yaz aylarına özgü değil. Görev yapılan süre boyunca okulda iş güvencesi konusunda ciddi bir belirsizlik hâkim.

Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılı sonunda yaklaşık yirmi beş öğretmene, okulun kapanmasına yalnızca birkaç gün kala işten çıkarılacakları bildirildi. Bu tür örnekler hem öğretmenlerin yeni okullar ile görüşmelerinin önünde takvimsel sorunlar yaratıyor hem de çoğu örnekte okul patronunun işten çıkarma durumunu öğretmene bildirme gereği dahi duymadığını ifade ediyorlar.

İşin tuhaf yanı, mevcut durumdaki iş sözleşmelerinin hukuken okul patronu koruyacak şekilde düzenlenmesinden dolayı, birçok öğretmen ihbar tazminatını da alamıyor. Bu durum, aynı zamanda çalışanların yeni bir iş planlaması yapmasını ve ekonomik açıdan hazırlıklı olmasını büyük ölçüde zorlaştırıyor.

Yıllarca aynı kuruma emek vermiş, çocukların geleceği için ter dökmüş öğretmenler, tek bir imzayla ve birkaç günlük ihbar hakkı bile tanınmadan sokağa bırakıldıklarını ifade ediyor.

'Öğretmenleri kendi meslektaşlarına karşı muhbirliğe teşvik ediyorlar'

Okuldaki işleyişe dair deneyimlerini aktaran öğretmenlerin dikkat çektiği bir diğer konu ise baskı ortamı ve bundan doğan bir tür "muhbirlik" görevi. 

Çalıştıkları kurumda yönetimin en ufak bir katılımcı ya da demokratik iletişime müsaade etmediklerini ifade eden öğretmenler, yapılan toplantılarda öğretmenlerin görüşlerini rahatça ifade etmelerine çoğu zaman fırsat verilmemesinden şikayetçi. Farklı düşünceler dile getirildiğinde sözlerinin kesildiğini iddia eden öğretmenler bu durumun çalışma ortamını olumsuz etkilediğini ve okul içerisindeki tüm sesleri bastıran korku iklimine neden olduğunu ifade ediyorlar.

Bunun yanı sıra rehberlik öğretmenlerinin ya da kurum psikologlarının asli mesleki sorumluluklarının dışında, öğretmenler hakkında yönetime bilgi aktarmasının teşvik edildiği yönündeki iddialar ise yine öğretmenlerin ifadeleri arasında yer alıyor. Hâl böyle olunca da iş ortamı insanların birbirine kuşkuyla baktığı bir ortama dönüşüyor.

Servis kısıtlaması ve kıdemli öğretmenlerin tasfiyesi

Servis hizmetleri de yine okulda yaşanan bir başka sorun başlığı. Yaşadıkları sorunları aktaran öğretmenler servis hizmetleri konusunda eşitsiz bir durum var.

Bir dönem tüm öğretmenlerin yararlanabildiği servis imkânının, sonraki dönemlerde herhangi bir gerekçe sunulmadan kaldırıldığını ve bu uygulamanın çalışanlar arasında derin bir eşitsizlik hissine neden olduğu ifade ediliyor. Ulaşım gibi temel bir hakkın dahi keyfi kararlarla ellerinden alınması, öğretmenler nezdinde yönetimin bakışındaki "ucuzcu, hesapçı" yaklaşımın bir başka yansıması.

Tüm bu uygulamaların neticesinden çıkan bir diğer sonuç da Mersin Yenişehir Kampüsü'nden ve Mezitli Kampüsü'nden de öğretmenlerin şirketin keyfi kararları doğrultusunda tasfiye edilmesi. 

Burada göz ardı edilmemesi gereken çok sinsi bir ekonomik strateji geliştirildiğini ifade eden öğretmenler, kıdemli, deneyimli öğretmenlerin aldıkları maaş zamlarının oransal olarak fazla olmaması için işten çıkarıldıklarını, yerlerine daha düşük ücretle yeni öğretmenler alındığını anlatıyor. Bunun sonucu olarak sürekli piyasanın çok altında maaşlara çalışan yeni öğretmenlerle ilerleyen okul patronu eğitimin kalitesini  değil kendi adına "alınan hizmetin" ekonomik olmasını gözetiyor.

Gelecek, geleceğini göremeyen öğretmenlere emanet!

Mersin'de eğitim sezonunun kapanmasıyla birlikte okul patronu tarafından işine son verilen öğretmenler, yaşadıkları mağduriyetlere karşı haklarını arama mücadelesi veriyor. 

İhbar tazminatlarını ödememek adına asılsız hukuki gerekçeler üreten kurum yönetimi, şimdi de kıdem tazminatlarını eksik ya da zamanında vermemek için çeşitli adımlar atıyor. 

Ülkenin geleceğini şekillendirmesi gereken eğitimcilerin asıl odaklanması gereken konu yarının eğitim planlaması olması gerekirken, bu düzen onları sadece geçim derdine ve ayakta kalma hesabına mahkum ediyor. 

Önünü göremeyen öğretmenler, sözleşmelerin sona erdiği aylarda güvencesiz, ücretsiz izinli veya tamamen işsiz bırakılarak yeni eğitim öğretim yılına umutla değil, derin bir kaygıyla hazırlanmak zorunda kalıyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.