Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bireyselden toplumsala üniversite heyecanı: Tercih yapacaklara öğrencilerden tavsiyeler

Üniversite tercih dönemi sadece adayların değil yeni arkadaşlarını bekleyen üniversitelilerin de heyecanı. Biz de tercih yapacak adaylara tavsiyeleri uzmanlardan değil onlardan dinleyelim istedik. Ve üniversiteli olmanın ne anlama geldiğini onlara sorduk.

Burcu Günüşen

Yayın Tarihi: 24.07.2026 , 00:07

YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından milyonlarca genç hayatlarının belki de en önemli uğrağı olacak üniversite dönemi için tercih yapmaya hazırlanıyor. 

29 Temmuz - 10 Ağustos arasındaki tercih dönemi öncesinde her yıl olduğu gibi bu yıl da medyada uzman tavsiyelerine yer veren kapsamlı haberler çıkıyor.

Biz de üniversiteyi üniversite öğrencilerine soralım, onların tavsiyelerine kulak verelim istedik.

Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ ve Anadolu Üniversitesi’nden öğrencilere “Üniversiteli olmak genel olarak ne anlama gelir? Özellikle bugün nasıl bir şey?” diye sorduk.

Farklı bölümlerde okuyan öğrencilerin söyledikleri üniversiteye girişteki bireysel heyecanın nasıl toplumsal bir heyecana dönüşebileceğine işaret ediyor.

Türkiye Komünist Gençliği (TKG) üyesi bu dört öğrencinin adaylara tercih tavsiyeleri de bireysel kurtuluş arayışının duvara toslamaya mahkum olduğu, yan yana gelebilmeninse buna karşı panzehir olduğu deneyimine dayanıyor.

Gençlerin bugünkü karanlığın ortasında bir araya geldikleri hayatlarının bu önemli uğrağı, sadece aydınlanmanın değil geleceğe dair umudun ışığını da yayacak potansiyeli barındırıyor.

'Üniversiteli olmak boyun eğmemektir'

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 3. Sınıf öğrencisi D.D. üniversiteli olmayı topluma karşı sorumluluk ve boyun eğmemekle tanımlıyor.

Ona göre Boğaziçi “uzun zamandır AKP'nin memurluğunu yapmak adına okula atanmış rektörlerle ve özellikle Naci İnci'nin rektörlüğü döneminde bölümleri dolduran liyakatsiz ve çoğunluğu yandaş hocalara karşı boyun eğmemesiyle” gündeme geliyor.

Tüm üniversitelerde olduğu gibi Boğaziçi’nde de dinci gericiliğin laikliğe meydan okuduğunu belirten D.D. yakın zamanda yaşanan örneklere işaret ediyor:

7 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenilebileceğini savunan Nurettin Yıldız öğrencilerin tepkisine rağmen kampüse sokulmaya çalışılabiliyor, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde öğretim görevlisi olan İbrahim Çağrı Kurt evrimi çürütmeye çalışabiliyor. Psikoloji derslerinde astroloji anlatılabiliyor ve daha bir sürü şey düzenin dinci gerici saldırısı sonucunda yapılabiliyor.”

Bunlar ve ülkenin içinde bulunduğu durum bazı öğrencilerde “umutsuzluk ve çıkışsızlık” yaratıyor D.D.’ye göre:

Siyasetten uzaklaşıyorlar, geleceksizliğin de yaşattığı korkuyla kendilerini kariyer kulüplerinde ‘network’ uğruna hayal satan patronların gözüne girmeye çalışırken buluyorlar.”

Ama ona göre üniversiteli olmak demek bu saldırılara ses çıkartabilmek ve boyun eğmemekle eşdeğer:

Bugün üniversiteli olmak bir yerde artık Türkiye'de kendini her yerde hissettiren bu saldırılara ses çıkartabilmek olmalı. Yıllarca NATO'suyla, holdingleriyle, tarikatlarıyla gençliğin geleceği ellerinden çalındı. Giderek daha güvencesiz, daha yobaz bir karanlığın içine atılıyor ülkemiz. Bugün üniversiteli olmak bir yerde içinde yaşadığımız topluma karşı sorumluluk duymak, bunca saldırıya karşı bir araya gelebilmek ve boyun eğmemektir diye düşünüyorum.”

'Derslere girip çıktığımız bir mekandan çok daha fazlası'

İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi Çiğdem Çayırlı ise üniversiteyi gençlerin yaşama dair pek çok şeyi kavradığı ve deneyimlediği bir ortam olarak niteliyor.

Bilgiye ulaşmanın epeyce kolaylaştığı günümüzde üniversite bence derslere girip çıktığımız bir mekandan çok daha fazlası. Teorik ve teknik eğitimin yanı sıra yaşama dair de pek çok şeyi kavradığımız, deneyimlediğimiz bir ortam. En verimli yaşlarımızı geçirdiğimiz, çokça sorumuzun olduğu ve cevaplarını aradığımız bir süreç.”

Kültür sanat kulüplerinin, ders aldığı akademisyenlerin ve benzer ilgi alanlarına sahip arkadaşlarıyla vakit geçirmenin ufkunu nasıl açtığını şu sözlerle anlatıyor:

Görece küçük bir şehirden İTÜ'ye geldim. İstanbul ve İTÜ bana hem sosyal hem akademik açıdan memleketimde sahip olamayacağım imkanlar sundu. Köklü bir okulda alanında uzman akademisyenlerden ders almak ve benzer ilgi alanlarına sahip olduğum sıra arkadaşlarımla vakit geçirmek ufkumu açtı. Özellikle üniversitemizdeki kültür sanat kulüplerinin çeşitliliği bu tür faaliyetlere ilgi duymamı sağladı. Katıldığım tiyatro topluluğuyla, kolektif emeğin yaratıcılığını deneyimledik ve pek çok üniversitede sahne aldık. Sahnemizi yalnızca estetik bir gösterinin parçası olarak değil, toplumsal sorunlara işaret etmek için de kullandık. Genel olarak İTÜ'de toplumsal olaylara dair gençliğin sözünü ve eylemini sakınmadık, üniversitemiz ve geleceğimiz için mücadeleyi örmeye gayret ettik.”

Mesleğinde yetkinlik kazanırken topluma katkı sunmanın kendisini motive ettiğini söyleyen Çiğdem tercih yapacaklara kendilerine inanmalarını ve geleceğe umutla bakmalarını tavsiye ediyor:

Çevremde de gözlemlediğim kadarıyla gençler geleceğe dair karamsar ve bu çalışma azimlerini azaltan bir etken. Her ne kadar bugün çalışan insanların emeğinin karşılığını alamadığını görsek de bugünleri el birliğiyle atlatacağımızı düşünüyorum. Mesleğimde yetkinlik kazanmak, beceri ve birikimim doğrultusunda topluma katkı sunmak beni motive ediyor. Tercih yapacaklara da kendilerine inanmalarını ve geleceğe umutla bakmalarını tavsiye ediyorum, tercihlerinde başarılar.”

Üniversiteli olmanın heyecanı umutsuzluk ve karanlık duvarına nasıl toslamaz?

Anadolu Üniversitesi Sinema TV 2. Sınıf öğrencisi Deniz Şanlı’ya göre Türkiye’de bugün üniversiteli olmak “umutsuzluk” ve “gelecek kaygısı” ile anılır durumda. Ama o bu "doğru"nun karşısına başka bir şeyi koyuyor: “Mücadele etmek.”

Yoksulluk, eğitime ve kültürel-sosyal alanlara saldırı üniversite eğitiminin zorluklarını oluşturan şeyler oluyor. Fakat bugün öyle ya da böyle, üniversiteli olmanın ve üniversitenin yanından eksilmeyecek çok önemli bir başlık var: o da 'mücadele etmek’.”

Üniversite, gençlerin yaşamlarında en heyecanla bekledikleri dönemlerden biri ona göre.

Herkes ayrı ayrı bu heyecanı yaşıyor, bireysel olan heyecanı duvara toslamaktan kurtaracak olan da onu toplumsal heyecana dönüştürmek, yan yana geliş ve mücadele, Deniz’e göre:

Bu heyecan belki yeni kentlerde büyük bir gayretle hedeflenen bölümlerin kazanılmasından, belki yeni dostlar edinmekten, belki de topluma fayda sağlarım fikrinden geliyor fakat bir umutsuzluk duvarına çarpabiliyor bu heyecan.

Tüm koşullara rağmen bu dostlarımızla aynı zorlukları yaşamak ve taşıdığımız bu heyecanını toplumsal bir heyecana dönüştürmek, umutla ve inançla yan yana gelen sıra arkadaşlarının 'biz bu karanlığı yırtarız' demesi, işte üniversiteli olmanın heyecanı da, onun yanından hiç ayrılmayan 'mücadele' de, böylece o umutsuzluk ve karanlık duvarına toslamıyor.

Yan yana gelenlerin 'biz gelecek olacağız' demesinden doğan kuvvet, o duvarı hepten yıkmaya aday en önemli şey oluyor aslında.”

Gelecek hafta başlayacak tercih dönemindeki adaylar da ona göre bu “kuvvetin” şimdiden bir parçası. Ve yeni sıra arkadaşlarını nasıl beklediklerini şu sözlerle anlatıyor:

Üniversite tercihlerini yapan tüm öğrenciler de şimdiden bu zorun parçası, 1 yıl veya fazlasında hazırlandıkları o çetrefilli ve eşitsiz sınav da, kazanacakları üniversite ve üniversiteli yaşamları da beraberinde gidiyor bu zorluğun dolayısıyla şimdiden o umudun ve kuvvetin de parçası oldular.

Ve şimdi tüm o büyük enerjiyle gelen yeni sıra arkadaşlarımızı, o duvarı yıkmak için büyüyen umudun ve kuvvetin parçası olacaklarını bilerek bekliyoruz.”

Kökü kazınamayan mücadele mirası ve kampüslerde büyüyen umut ışığı

ODTÜ Sosyoloji 4. Sınıf öğrencisi Mert Efe Kurtuluş’a göre üniversite yılları “öğrencilikten işçiliğe geçen sürede herkesin hayata bakışını kuvvetlendirdiği ve ondan ne istediğini anlamaya çalıştığı kıymetli bir serüven”.

Bugün üniversite öğrencisi olmanın, başta geçinme derdi olmak üzere, birçok zorluğu olduğunu söylüyor, “ama” diyerek ekliyor:

Bütün bu karanlığın içinde bir araya gelmenin, dayanışmanın ve beraber üretmenin mekanları aynı zamanda okullarımız.”

Türkiye’de gençliğin mücadelesinin çok güçlü bir izi olduğunu belirterek “düzenin sahipleri ne yaparsa yapsın bu mirasın kökünü kazıyamıyor” diyor.

Mert’e göre “Türkiye’yi insanının değersizleştiği, bilimin ve sanatın önemsiz olduğu bir ülkeye dönüştürmek isteyenlere inat aydınlanmanın ışığı kampüslerden büyüyor ve bütün memlekete umut oluyor”.

Ona göre üniversiteli olmak “bu umudu büyütmek için emek vermek ve gururunu bütün sıra arkadaşlarınla paylaşmak demektir”.

Mert tercih yapacaklara önerisini de şöyle dile getiriyor:

Bizlere hep kendimizi kurtarmak öğretildi ama bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Dünya şatafatlı unvanlara ve kabarık maaşlara sahip ancak hayatına dair asla tatmin duymayan insanlarla dolu. Tabii ki güvenceli bir gelecek arayışı çok önemli ama hangi tercihi yaparsak yapalım tek başına koşulları değiştirmiyor. Seçebileceğimiz her meslekte düzenin bir eli hep yakamızda.

Ama biz berabersek, birbirimizden güç alıyorsak da bir o kadar güçsüzler. Yani kendimize biçeceğimiz değeri bize öğretilenlerle sınırlı tutmazsak üniversiteye ilk adımdan itibaren daha güçlü oluyoruz. Dolayısıyla tercih dönemindeki arkadaşlara geleceklerini mutlaka gözetmelerini ancak bir o kadar da kendilerini dinlemelerini önerebilirim.”

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.