Breadcrumb
Önce parlattılar sonra 'terör örgütleri' listesine eklediler: Trump, Müslüman Kardeşler'e dair kararnameyi imzaladı
Dış Haberler
Yayın Tarihi: 25.11.2025 , 11:57
ABD Başkanı Donald Trump, Müslüman Kardeşler'in bazı ülkelerdeki yapılanmalarının "yabancı terör örgütleri" listesine eklenmesini öngören bir başkanlık kararnamesine imza attı.
Beyaz Saray tarafından yapılan yazılı açıklamada, Trump'ın, Müslüman Kardeşler'e yönelik imza attığı başkanlık kararnamesi paylaşıldı.
Söz konusu kararnamede Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Hazine Bakanı Scott Bessent'a, Müslüman Kardeşler'in bazı ülkelerdeki birimlerinin "Yabancı Terör Örgütleri" (FTO) ve "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" (SDGT) listelerine eklenmesi yönünde gerekli çalışmayı yapmaları için talimat verdiğini belirtti.
Kararname, Müslüman Kardeşler'in özellikle Mısır, Lübnan ve Ürdün'de faaliyet gösteren birimlerinin bu listelere eklenmesini ve ilgili yaptırımlara tabi tutulmasını öngörüyor.
Trump'ın başkanlık kararnamesinde, 7 Ekim 2023'teki Hamas'ın saldırılarına atıf yapılarak, "Müslüman Kardeşler'in Lübnan'daki askeri kanadının" da bu saldırılara karıştığı ve bunun gibi başka eylemlerle ABD'nin ulusal çıkarlarına zarar verdiği iddia edildi.
Kararnameye göre Dışişleri Bakanlığı ile Hazine Bakanlığı, 30 gün içinde gerekli yasal çalışmaları tamamlayarak kararnamede belirtilen düzenlemeyi yapacak.
Bir süredir gündemdeydi
ABD’de Teksas Eyaleti Valisi Greg Abbott, geçen hafta yaptığı açıklamayla Müslüman Kardeşler ve Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi’ni (CAIR) “yabancı terörist ve uluslararası suç örgütleri” olarak ilan ettiğini duyurmuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Ağustos ayında yaptığı açıklamada Müslüman Kardeşler’in “yabancı terör örgütü” ilan edilmesinin “hazırlık aşamasında” olduğunu söylemişti. Ancak Rubio bunun uzun ve dikkat edilmesi gereken bir süreç olduğunu, Müslüman Kardeşler’in çok sayıda şubesi ve iştirakinin tek tek incelenmesi gerektiğini belirtmişti.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde de Müslüman Kardeşler’in ABD’de “yabancı terör örgütü” listesine alınması gündeme gelmişti.
Halihazırda Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve Rusya'nın da dahil olduğu bazı ülkeler Müslüman Kardeşler'i “terör örgütü” olarak tanımlıyor.
Arap Baharı'nın liderliğinden 'terör örgütü' listesine yolculuk
Mısırlı imam Hasan el-Benna tarafından 1928 yılında kurulan Müslüman Kardeşler (İhvan), şeriat hukukuyla yönetilen bir İslam devleti kurulmasını hedefledi.
Kuruluşundan itibaren Batı dünyası, özellikle ABD ve İngiltere, İhvan'a karşı pragmatik ve değişken bir tutum sergiledi. Bu tutum, Soğuk Savaş dönemi karşı-denge stratejisinden, Arap Baharı'ndaki "meşru aktör" kabulüne ve nihayet Körfez ülkeleri baskısıyla tetiklenen terör örgütü ilan etme girişimlerine kadar köklü bir dönüşüm geçirdi.
İhvan'ın Batı tarafından stratejik bir araç olarak görülmesi, özellikle 1950'lerde Mısır'da Nasır'ın iktidara gelmesiyle hız kazandı. ABD, Arap milliyetçisi ve seküler Nasır hükümetine karşı İhvan'ın anti-komünist ve karşı devrimci duruşunu önemli bir denge unsuru olarak değerlendirdi.
Bu dönemde İhvan üyeleri ve sempatizanları için Batı ülkeleri, özellikle İngiltere ve bir ölçüde Almanya, güvenli sığınaklar haline geldi. Batı, İhvan'ın ideolojik yapısını bir tür "panzehir" olarak gördü ve örgütün küresel şebeke kurmasına dolaylı yollardan göz yumdu.
İhvan'ın uluslararası bir harekete dönüşmesinde, Batı'nın sağladığı lojistik ve hukuki ortam hayati rol oynadı. İngiltere, Soğuk Savaş'tan bu yana İhvan'ın en önemli sığınak ve finans merkezi oldu.
İhvan, görüşlerini yaymak, entelektüel uzmanlaşmayı sağlamak ve küresel ağı koordine etmek amacıyla 1999 yılında Londra'da Uluslararası Danışma Merkezi'ni kurdu. Londra, Körfez ülkelerinden ve diğer kaynaklardan gelen fonların, İhvan'ın Avrupa ve Kuzey Amerika'daki faaliyetlerini desteklemek üzere aktarıldığı merkezi bir nokta haline geldi. Kuzey Amerika'da ise İhvan'a yakın veya sempatizan kişi ve gruplar, lobi faaliyetleri yürütmek için çeşitli örgütler kurdu.
2011'deki Arap Baharı, İhvan'ın Batı tarafından "meşru siyasi aktör" olarak görüldüğü dönemin doruk noktasını oluşturdu. Dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'da Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden sonra İhvan'ın iktidara gelmesini, "İslam ve demokrasinin uzlaşabileceği" yönündeki vizyonuna uygun bir gelişme olarak değerlendirdi.
İhvan'ın adayı Muhammed Mursi'nin 2012'de demokratik seçimlerle cumhurbaşkanı olması, ABD ve Batı medyasında büyük yankı buldu. İhvan, "ılımlı İslami demokrasi" örneği olarak tanıtılarak küresel kamuoyunda meşruiyeti pekiştirildi.
Obama yönetimi, Mursi hükümetiyle doğrudan ve yüksek düzeyli temaslar kurdu; Dışişleri Bakanı John Kerry dahil üst düzey yetkililer Mısır'ı ziyaret etti. ABD, Mursi iktidarı döneminde Mısır'a sağlanan yardımları sürdürdü ve bu da İhvan'a dolaylı mali destek anlamına geliyordu. Mursi döneminde Mısır'a yıllık yaklaşık 1,5 milyar dolar düzeyindeki askeri ve ekonomik yardımlar kesilmedi.
ABD düşünce kuruluşları ve önde gelen medya organları, İhvan'ı El Kaide ve IŞİD gibi Selefi cihatçı gruplardan kesin olarak ayırarak, onun "ana akım, şiddet karşıtı siyasal İslam" çizgisine sahip olduğunu iddia etti.
İhvan'ın Batı nezdindeki statüsü, 2013'teki askeri darbe ve Körfez ülkelerinin artan bölgesel baskısıyla köklü bir şekilde değişti. Abdulfettah es-Sisi'nin 2013'te darbeyle Mursi'yi devirmesi, İhvan'a karşı bir "bölgesel karşı devrim" sürecini başlattı. Bu sürecin ana dinamoları Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve darbe sonrası Mısır oldu. Bu dönemde bölgede Müslüman Kardeşler'in en büyük destekçilerinden biri AKP iktidarı oldu. Uzun süre Mursi çizgisinde duran ve Sisi karşıtı bir pozisyonu merkeze alan AKP, yakın zamanda bu tutumu değiştirip Mısır'la yeniden ilişkileri güçlendirmişti.
Donald Trump'ın 2017'de göreve başlamasıyla birlikte, İhvan'ı terör örgütü ilan etme girişimi ABD'de somut bir adım halini aldı. Trump yönetimi, geleneksel Körfez müttefikleriyle ilişkileri güçlendirmeyi öncelik haline getirdi. Cumhuriyetçi kanattaki bazı etkili siyasetçiler ve düşünce kuruluşları, ABD iç siyasetinde yükselen İslamcılık karşıtı söylemlerle birleşerek, İhvan'ı "radikal ideolojinin kaynağı" olarak gösterdi.
Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu, 2016'da İhvan'ın ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğunu ifade eden tasarıyı kabul etti. Ancak İhvan'ın terör örgütü listesine alınma süreci, ABD hükümeti içinde Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve istihbarat camiasının güçlü direnişiyle karşılaştı. Dışişleri Bakanlığı, bir örgütün yasal olarak terör listesine alınması için "süregelen, önemli ve uluslararası terör eylemleri" gerçekleştirmesi gerektiği konusunda ısrarcı oldu. İhvan'ın ana akım siyasi kanadı bu kriteri karşılamadığı için kararın hukuki temeli zayıf kaldı.
ABD ve İngiltere cephesinde tablo bu, peki ya Türkiye? 2011 yılında AFP'ye konuşan Suriyeli bir diplomat, Erdoğan'ın Suriye lideri Beşar Esad'a yaptığı öneriyi paylaşıyor, "kabinenin üçte biri ila dörtte birini Müslüman Kardeşler'e ayırması durumunda" destek vermeyi teklif ettiğini iddia ediyordu. Bu iddianın merkezinde de Erdoğan'ın Arap Baharı sürecinde Müslüman Kardeşler'e verdiği büyük destek geliyordu.
Bölgenin yeniden kurululumda Müslüman Kardeşler'in öne çıkması AKP'nin en büyük mutluluk kaynaklarından biri olmuştu. Mısır, Tunus, Suriye, Libya gibi ülkelerde AKP, güç kazanan ya da kazanmasını istediği Müslüman Kardeşler'in yakın destekçisi olmuştu.
soL'dan Alper Birdal ve Yiğit Günay’ın yazdığı "Arap Baharı’ Aldatmacası" kitabında yer alan bilgiye göre, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler örgütüyle ilişkisi 70’li yıllara dayanıyor. Kitapta, Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki faaliyetlerinin de 2006 yılından başlayarak, AKP’nin Yeni Osmanlıcı dış politikasına paralel olarak artış gösterdiği anlatılıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.