Sayfa yolu
'Ölmek sadece nefes almamak değilmiş; sevdiklerimiz bir, biz hayatta kalanlar bin kez öldük'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Çağdaş Gökbel
Yayın Tarihi: 16.03.2023 , 19:14 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Türkiye, merkez üssü Kahramanmaraş olan iki büyük depremle sarsıldı. Milyonlarca insanın yaşamı bir daha geri gelmeyecek bir biçimde altüst oldu. Depremden sağ kurtulanlar yaşadıkları için sevinemediler. Yüzleşmek zorunda kaldıkları acılar ve sonrasında karşılaştıkları kapitalist zorbalık karşısında defalarca öldüler.
Pelin Akbaş Yeşil1, o insanlardan sadece biri ama anlattıkları bizlerin yoksul gözlerinde gördüğü ve ruhunda hissettiği yıkımın birebir yansıması. Pelin öğretmen yaşamında pek çok zorlukla karşılaştı. 14 yıllık öğretmenlik deneyimi bir gecede çıkarılan KHK ile birlikte yok edildi. Deprem sonrasında ise evini kaybetti, küçük kızı ve eşiyle yaşama tutunmaya çalışıyor...
Şimdi, biz hayatta olanlar ve mücadele edenler büyük bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Pelin öğretmenin sesini duyurmak ve en azından yaralarını sarabilmesi için onu öğrencilerine kavuşturmak. Bu röportaj bunu gerçekleştirebilmek adına önemli bir eşik olabilir. Türkiye’nin tüm vicdan sahibi insanlarıyla birlikte bunu başarabiliriz. Dayanışmanın para göndermekten, yardım kolisi hazırlamaktan ibaret olmadığını göstermek istiyorsak bunu yapmak zorundayız. İşte önce öğrencilerinden koparılmış ve şimdi de Hatay’da ailesiyle birlikte yaşam mücadelesi veren Pelin öğretmenin hikâyesi...
Hatay, depremde en büyük yıkımı yaşayan illerden biri oldu. Deprem anında ve sonrasında neler yaşadınız?
"Deprem başlar başlamaz uyandım ve kısa mı sürer yoksa uzun mu diye bekleyeyim derken depremin şiddeti artmaya başladı, hemen kızımı yatağından aldım, o sırada giysi dolabı yatağın üzerine devrildi. İki saniye geç kalmış olmayı düşündükçe kalbim sıkışıyor. Kızımı aldıktan sonra üstüne kapaklanıp onu korumaya çalıştım. Bu sırada eşyalar devriliyor, yıkıntı sesleri, kırılan cam sesleri artıyordu. Buna bağlı olarak korkumuz da artıyordu ve bir türlü bitmiyordu o 90 saniye. Elektrikler de kesilince kızım daha çok korkmaya başladı, bir yandan onu sakinleştirmeye çalıştım bir yandan da şiddeti artarak devam eden depremde herhalde öleceğiz artık diye düşündüm. O an tek düşündüğüm şey kızımı koruyabilmekti.
'O koku aslında bize yıkımları ve ölümü haber veriyordu'
Bize bir ömür gibi gelen 90 saniye sonrasında yıkıntılar, döküntüler arasında kendimizi dışarı attık. Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağan bir yağmur vardı. Herkes bir yerlere kaçışıyor, kimi arabasına biniyor kimi nereye gideceğini bilmeden kaçıyordu kimi de feryat ediyordu. Bütün bunlar olurken soluduğumuz bir toz kokusu vardı. Kafamda bin bir soru merak ettiğim akrabalarım, arkadaşlarım, komşularım vardı. Hepsi aynı anda oluyordu, havada bir toz kokusu, o koku aslında bize yıkımları ve ölümü haber veriyordu. Komşum seslendi , o anda nereye gideceğimi bilmeden dururken, binin arabaya dedi ve hızlıca eşim ve kızımla araca bindik. Binalardan uzaklaşmamız gerekiyordu ama ilerleyecek bir yol yok gibiydi. Güç bela biraz uzakta araç içinde beklemeye başladık.
Yağmur dinmek bilmiyor, hiç kimseyle iletişim kuramıyorduk. Aklım hastanede olan halama ve enişteme gitti bir an, eniştem zatürre tedavisi görüyordu. Hastanede güvendedirler diye düşündüm ta ki onlardan “yağmur altında ıslanıyoruz” diye haber alıncaya kadar. Toplanma alanı olan park açık olduğu için yağmurdan korunaklı değildi. Hastane ise bir katı çökmüş olduğundan hastaları tahliye etmişlerdi. Çok sonradan öğrendik ki yoğun bakım hastaları ölüme terk edilmişti.
'Geçmişe dair her şey 90 saniyede yok olmuştu'
Aynı anda çok şeyi düşünerek sabaha kadar araç içinde bekledik. Gün ağardığında depremin şiddeti bir kez daha çarptı bizi. Şehir içinden geçerek ailemizin yanına varıncaya kadar gördüklerimi hissettiklerimi tarif etmekte zorlanıyorum. Canım Antakyam yerle bir olmuştu. Kalbim sıkışıyor nefesim daralıyordu gördüklerim karşısında. O anda bu hissin hiç geçmeyeceğini anlamıştım. Gözyaşlarıma hakim olmaya çalışıyordum ama bu çok zordu.
Biz o 90 saniyede sadece evlerimizi, yakınlarımızı, akrabalarımızı, dostlarımızı kaybetmedik. Tarihte yedi kez yerle bir olmuş, sekizincisine eşlik etmişler olarak kentimizi de kaybettik. Geçmişe dair her şey 90 saniyede yok olmuştu. Kaygı, korku hali herkeste olduğu gibi bende de vardı.
Yağmur dinmiyordu, hava soğuktu ve yıkılmayan evlere de girilemiyordu; çünkü sürekli deprem oluyordu. İlk üç gün akrabaların arabalarında kaldık. Su, çadır, gıda ve kıyafetler sonraki bir hafta yoğun geldi. Sonra azalmaya başladı."
Artık herkes yardımın zamanında ulaşmadığı konusunda hemfikir. İnsanlar, dayanışma sayesinde ayakta kalabildi. Bu dayanışmayı ve şu an geldiği durumu bize biraz anlatabilir misiniz?
"İlk üç gün en çok kurtarma ekibi gelmesi gerekiyordu ama hiç kimse yoktu. İnsanlar kendi çabalarıyla yakınlarını enkaz altından çıkarmaya çalışıyordu. Çıkaramamak, yanlış bir şey yapar da zarar verirsem diye müdahale edememek öyle büyük bir acı ki. Binlerce enkaz vardı, günlerce çıkarılmayı bekleyen canlarımız vardı. İyi misin diye soranlara yaşıyorum ama iyi miyim bilemiyorum, nefes alıyor olmak öyle zor ki. Acı, öfke, hüzün...
'İnsanca yaşanılabilir koşulların gerçekleşmesi yıllar alacak'
İlk dayanışmayı kurtarma araç gereçleri olanlar ve gönüllüler başlattı. Enkaz başında yakınlarını aramaya başlayan insanların çaresiz bekleyişi sürüyordu. Sonraki günlerde rutinimiz dayanışma için gelen ekiplerden ihtiyacımız olanları almak için sıraya girmekti. Su, gıda, giyim, battaniye, çadır... Hepsi için uzun uzun kuyruklar vardı. Zamanla yardımlar azaldı. Yeterli mi değil! Normale mi döndük hayır!
Normalleşmek konuşuluyor bugünlerde. Burada insanca yaşanılabilir temel koşulların gerçekleşmesi yılları alacak, yardımların ya da dayanışmanın demek daha doğru olacak sürdürülebilir olması gerekiyor. Türkiye’nin bir çok yerinden insanlar dayanışma için kentimize geldi, arabasını, minibüsünü temel ihtiyaçlarla doldurup gelen binlerce insan vardı. Halkımızın dayanışması gerçekten bize moral oldu, güç verdi. Ayrıca pek çok ilden dostlarımız ziyaretimize geldiler, yaralarımızı sarmamıza destek olmak için gelen, dayanışma gösteren herkese minnettarız."
Depremde kadın ve çocuk olmanın büyük zorluklar getirdiği söylendi ve tartışıldı. Deprem sonrası hayata tutunmaya çalışan kadın ve çocukların yaşadığı zorlukları anlatır mısınız?
"Bu ülkede insan olmak, insanca, güvenceli yaşamak zor, kadın ve çocuk olmak daha zor. Depremden önce de sonra da maalesef sistem değişmedikçe böyle olmaya devam edecek. En temel sorun barınma sorunu ve hala bu sorun çözülmüş değil. Pek çok insan göç etti. Elektriğin, suyun verilemediği pek çok yer var ve salgın hastalık riski artmış durumda. Bu salgın hastalıklardan en çocuklar etkileniyor. Depremde ölmeyen zatürreden ölüyor."
Deprem bölgesinde hasar tespit çalışmaları başladı ve depremzedeler yeni zorluklarla karşı karşıya. Oturulamayacak durumdaki pek çok binaya az hasarlı raporu veriliyor. O binalardan biri de sizin yaşadığınız ev. Depremzedeler ağır hasarlı binalara az hasarlı raporu verilmesini nasıl yorumluyor ve sonraki süreçte neler yapacaksınız?
"Yaşadığım evde kiracıydım. 6 şubattan sonra peş peşe şiddetli depremler oldu, evin duvarları çatlamakla kalmadı yıkıldı. Dış duvarlarda, merdivenlerde çatlamalar var. İşin uzmanları kolonlara, kirişlere bakarak yorum yapıyorlar ama binaya girmeden tespit yapıldığını da gördük. Bazı ekipler içeri girip alt katlara bakıyor bazıları dışarıdan fotoğraf çekip gidiyordu. Hasar tespiti nasıl yapılır? İşin uzmanı değilim, yanlış yorum yapmak istemem ama bildiğim kadarıyla az hasarlı demek içinde oturulabilir anlamına geliyor. Kiracı olduğum eve az hasarlı denmesini anlayamadım. Bütün dairelerin içinde duvarlar yıkık durumda.
'Depremzede insanlara bürokratik işler ayrıca bir zulüm'
Depremden hemen sonra hükümet yetkilileri herkese depremden dolayı nakdi yardım yapılacağını söyledi. Sonradan herkese değil de orta hasar ve üstüne kira yardımı, taşınma yardımı vs. yapılacağı söylendi. Şöyle şeyler de duyduk, sırf yardım alabilmek için evlerini orta hasarlı ya da ağır hasarlı gösterip para yardımı alanlar olmuş. Ben herhangi bir yardımdan henüz yararlanmadım. Yararlanır mıyım, bilmiyorum. Önceleri herhangi bir başvuru yapılmaksızın dendi, sonrasında o formu doldur, kaymakamlığa git, AFAD'a git ona başvur, şuna başvur ancak öyle çıkar denmeye başlandı. Depremzede insanlara bu bürokratik işler ayrıca bir zulüm. Nerede yaşadığımız belli, daha neyi bekliyorsunuz, ölmemizi mi? Öfkelenmemek, isyan etmemek elde değil. hasar tespiti ve hak gasplarına karşı gerekli bütün itirazlarımı yapacağım."
Deprem sonrası hükümet çeşitli yardım paketleri açıkladı. Antalya'da oteller depremzedelere açıldı ve ailelere para yardımı yapılacağı söylendi. Sözlerinizden anladığım kadarıyla bürokratik taktiklerle ve çeşitli yöntemlerle bu yardımlar depremzedelere ulaştırılmıyor. Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?
"Herhangi bir yardım paketinden faydalanmadım. Kentimizi terk etmedim. Burada kalıp halkımın acısını paylaşmak, bir nebze de olsa destek olabilmek istedim. Gönüllü olarak çocuklarla etkinlikler yapmaya çalışıyorum. Umutları değil, kaygıları yok olsun diye çabalıyorum. Gamzelerini büyütmek için çabalıyorum.
'Depremzedelere 'çıkın' diyen oteller de olmuş'
Gidenlerin de haklı gerekçeleri vardır. Antalya’ya ve daha pek çok ile gidenler oldu, Mart ayının başından itibaren depremzedelere 'çıkın' diyen oteller de olmuş. Pek çok kişi dönüyor ama barınma sorunu çözülebilmiş değil. Buralarda iklim şartlarını düşünürsek çadır bu konuda zaten çözüm olamaz. Yine dayanışmanın en güzelini halkımız evini açarak gösteriyor.
Hayırseverlik dikeydir, aşağılar. Dayanışma yataydır, yardım eder. (Eduardo Galeano) halkımızın dayanışması yataydır, hayırseverlik adı altında yapılan şeyler de gerçekten aşağılayıcıdır."
'Ama en önemlisi umutsuzluk yasak!'
Deprem bölgesi dışında yaşayan tüm Türkiye'deki yurttaşlarımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?
"Biz 90 saniyede her şeyini kaybeden insanlarız. Ölmek sadece nefes almamak değilmiş; sevdiklerimiz bir, biz hayatta kalanlar bin kez öldük. Sevginin, barışın, dostluğun, dayanışmanın, kültürlerin, dinlerin ve dillerin kenti Antakya’mız yok oldu. Her gün selam verdiğin komşun artık yok, durakta karşılaştığımız insanlar da, alışveriş yaptığımız esnafta artık yok. Antakyamız yok artık. Umutsuzluk da yok!
Bu şehri sekizinci kez dayanışma ile yeniden kurabileceğimize inanıyorum. Tarihiyle, kültürüyle bize miras kalan bu şehri, çocuklarımıza emanet edecek olmanın sorumluluğunu hissediyoruz. Bu anlamda hepimize yapacak çok iş düşüyor. Bu yaşanılanları unutmayın, unutturmayın, normalleştirmeyin, hiçbir sorumlunun sorumsuzluğundan kaynaklı istifa etmediği bir felakette normal olan şey ölen binlerce insanımızın hesabının sorulmasıdır. Bunu hep birlikte yapacağız. Ama en önemlisi umutsuzluk yasak!"
- 1Pelin Akbaş Yeşil 14 yıllık öğretmen iken 375 nolu KHK’nın geçici 35. Maddesi bahane edilerek, geçici 35. Maddenin geçerliliğinin sona erdiği 31 Temmuz 2022’den hemen bir gün önce hakkındaki hukuki ve idari soruşturma süreci tamamlanmadan ihraç edilmiştir. Daha önce 2014-2020 yılları arasında Eğitim Sen Hatay şubesinde yöneticilik yapmış, haktan, adaletten yana mücadele etmiş, mücadele edenleri desteklemiş ve bunun için 2 kez mesleğinden açığa alınmış, direnerek görevine iadesi yapılmıştı. Pelin öğretmen, emekten, haktan, adaletten ve dayanışmadan yana olması sebebiyle cezalandırılmak istenmiş, mesleğinden ihraç edilmiştir. İşine geri dönmek için başlattığı imza kampanyası sürmektedir. Not: Pelin öğretmenin işine dönmek için başlattığı imza kampantasını bu linke tıklayarak destekleyebilirsiniz. https://docs.google.com/forms/d/16pKe82l3QOnLZH7rRsi4UVbFLtTzk5HQ1nsuNvlLE3s/viewform? fbclid=IwAR0SWJzYkZeWxuusSIAeXwDjt7nlrz8CV13Wcr0XVDfULwP7bRPwjNZ3MWk&edit_requested=true
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
.png)
.png)

.png)
