Breadcrumb
Nakşiler bunu hep yapıyor: Şeyh Sait neden ayaklandı?
Orhan Gökdemir
Yayın Tarihi: 13.02.2022 , 09:28 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Nakşibendi Şeyhi Sait, Palu’da doğdu. Nakşibendî tarikatının Halidiyye koluna mensup Palulu Şeyh Ali Sebti’nin torunuydu. I. Dünya Savaşı yıllarında Piran bölgesine göç eden Şeyh Said savaştan sonra tekrar Hınıs’a yerleşti. Palu ve Hınıs’ta medreseler kurdu, Nakşibendi tarikatının şeyhi olarak ün kazandı. Aynı zamanda çevredeki aşiretlerin arasında çıkan çatışmalarda arabulucuydu. Evlilik yoluyla Hamidiye Alayları kumandanlarından Cibranlı Halid ile de akrabalığı vardı. Bütün şeyhler gibi “seyyid” olduğunu iddia ediyordu.
Osmanlı Devleti’nin merkeziyetçiliğini destekleyen Nakşibendi tarikatı II. Mahmut’tan itibaren Kürtlerle Zazalar arasında yaygın olan Kadiri tarikatını gölgelemiş, bölgede kök salmıştı. Nakşibendiler Osmanlının bir tür yarı resmi tarikatıydı. Bu tarikata mensup şeyhler de merkezî hükümetin temsilcileri gibi davranmaya alışmıştı.
Ancak Cumhuriyetin kuruluşu dengeleri değiştirdi. Yeni iktidar, merkezi otoriteyi güçlendirmek, Osmanlı bakiyesi yerel güç odaklarını dağıtmak istiyordu. Bir taraftan eski imtiyazlarını kaybetme endişesi, diğer taraftan tarikatların güç aldığı hilâfetin ilgası Doğu Anadolu’da da karışık duygular yaratmıştı. Tarikatlar rahatsızdı!
Haliyle 13 Şubat 1925’te başlayan İsyanı dini, siyasi, ulusal ve iktisadi sebeplere bağlayanlar olduğu gibi doğrudan dış unsurların ve özellikle İngilizlerin kışkırtmasına bağlayanlar da var. Bu isyandan hepsi için işaretler devşirmek mümkün. Her halükârda tarikatlar ve tabii o tarikatların şeyhleriyle genç Cumhuriyet arasında patlamaya doğru giden pek çok gerginlik ortaya çıkmıştı. “Azadi” cemiyeti ile ilgili kovuşturmalar da bunlardan biriydi.
Nitekim birçok kaynakta olayların, Şeyh Said 13 Şubat tarihinde Piran’a geldiğinde orada bulunan jandarmaların aranan bazı kişileri yakalamak istediği için patlak verdiği ileri sürülüyor. Şeyh Sait de bir anda kendini olayların ortasında bulmuştu. Hızla gelişen olaylarda Şeyh Said’in adamları 17 Şubat’ta Genç vilâyetinin Darahini kazasını basarak Vali İsmail Bey’le birlikte diğer mülkî yetkilileri ve jandarmaları esir aldı. Telgraf hatları tahrip edildi, hapishaneler açılarak mahkûmlar serbest bırakıldı.
Hilafet ve şeriat çağrısı
Şeyh Said’in İslâm adına ilk bildirisi de bundan sonra ortaya çıktı. “Emirü’l-mücahidin Muhammed Said en-Nakşibendi” imzası ile yayımlanan bildirilerde merkezî hükümetin ve Mustafa Kemal’in uygulamalarının İslam’a aykırı bulunduğu, hilafetsiz Müslümanlığın olamayacağı ifade edilerek isyanının gerekçesi açıklanıyordu. Şeyh Sait halkı din adına ayaklanmaya çağırıyordu. “Halife sizi bekliyor”, “Halifesiz Müslüman olmaz”, “Halife memleketten çıkarılamaz”, “Şiarımız dindir”, “Hükümet dinsizdir”, “Şeriat isteriz”, “Kadınlar çıplaktır”, “Mekteplerde dinsizlik ilerliyor” gibi bildirilerin etkisiyle ayaklanma hızla yayıldı. Ayrıca bir kısım Zaza ve Kürt aşiret reislerine kendisine katılmaları için mektuplar gönderdi. Ele geçirdiği yerlere mülki idareciler ve kumandanlar tayin ederek artık kontrolü ele aldığını gösterdi. Diyarbakır’a kadar yürürken bir grup da Varto’yu ele geçirip Muş’a hareket etti. Hükümet 21 Şubat’ta Diyarbakır, Elâzığ, Genç, Siverek, Mardin, Urfa, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri bölgeleriyle Erzurum’un bir kısmında sıkıyönetim ilân etti.
Bölgedeki ordu birlikleri başarılı olamayınca Diyarbakır’a geri çekildi. Bir gün sonra 24 Şubat’ta Elâzığ da isyancıların eline geçti.
2 Mart 1925’te toplanan kabinede yapılan uzun bir müzakerenin ardından Başbakan Ali Fethi Bey istifa etti. Mustafa Kemal 3 Mart’ta İsmet Paşa’yı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Ertesi gün hükümeti kuran İsmet Paşa’nın, bu isyan karşısında devlet otoritesinin teyidi için sert tedbirler alacağını ve Şark İstiklâl mahkemelerini kuracağını ifade eden programı kabul edildi. Ayrıca ek tedbir olarak muhtemel muhalefet hareketlerini engellemek amacıyla Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı.
İsyan yenileniyor
İsyancılar 7 ve 8 Mart’ta üç koldan Diyarbakır’a saldırdılar. Ancak düzensiz biçimde hareket eden ve imkân bulduğunda yağmaya da yönelen isyancılar başarı kazanamadı. Şeyh Said 15 Nisan’da Muş ile Varto arasındaki Çarınçur Köyünde yakalandı. 26 Mayıs’ta Şark İstiklâl mahkemeleri tarafından Diyarbakır’da yargılanmaya başlandı. Şeyh Said ifadesinde, isyanın önce tasarlanmış bir hareket olmadığını, kendiliğinden geliştiğini, amacının Diyarbakır’a kadar gidip orada ulema ile birlikte şer’i kanunların uygulanmasının gerekliliğini Ankara’ya bildirmek olduğunu söyledi. 28 Haziran’da mahkeme kendisiyle birlikte kırk altı kişinin idamına karar verdi ve karar ertesi gün hemen infaz edildi.
Bazı yaklaşımlara göre Şeyh Said’in adıyla anılmasına karşılık 1925’teki silahlı ayaklanma ayan beyan bir Kürt ayaklanmasıdır. İrtica hareketi olduğu ve feodal karakterinin baskın olduğu gibi tezler bir yakıştırmadan ibarettir. Ancak Şeyh adı üstünde Şeyhtir. Onunla birlikte idam edilenlerin çoğu da “molla”dır. Halkı ayaklanmaya da bu sıfatlarını kullanarak davet etmişlerdir. O dönem milliyetle dini aidiyetin karıştırıldığı dönemlerdir. Ulus bilinci yeni yeni gelişmektedir. Herkes kendini milliyetinden çok diniyle tarif etmektedir.
Şeyh Sait Ayaklanması, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin merkeziyetçi ve laik bir anlayışla yapılanmasına karşı bu dönemde gösterilen tepkilerden birisidir. Ayaklanma özü bakımından devletin merkeziyetçi-laik yapılanmasına karşı dinsel simge ve söylemler kullanılarak gerçekleştirilen bir irticai tepki hareketidir.
Nakşiler aydınlanmaya karşı
Nakşibendilik, Türkiye’deki en önemli tarikatlarından biri. Etkileri Mezopotamya’ya kadar uzanıyor. Bugün de pek çok Kürt aşireti Nakşibendi. Pek çok kolundan geriye Nurculuk ve Süleymancılık kaldı. Nurculuk, Said-i Nursi, Süleymancılık da Süleyman Hilmi Tunahan tarafından kuruldu. Nakşilerin en etkin olanı, Said-i Nursi Nurculuğunun bir uzantısı olan Fettullahçılık. “Merkez”i ise Nakşiliğin en yobaz kolu İskenderpaşa Dergâhı tutuyor.
Nakşibendilerin Aydınlığa yönelik düşmanlıkları devletle anlaştıkları 1826 yılına dayanıyor. Abdülhamit bu ilişkiyi taçlandırdı, fırsatını buldukça bu tarikatı muhaliflerine karşı kışkırttı.
Nakşilerin en büyük ayaklanması 1909'da Hürriyet’e karşı oldu. II. Meşrutiyet ile hesaplaşma istekleri, İngilizlerin tahriki ve maddi yardımıyla İstanbul'da 31 Mart gerici ayaklanması olarak adlandırılan büyük bir kalkışmaya yol açtı.
Kurtuluş Savaşı sırasında da pek çok ayaklanma başlattılar. Şeyh Eşref, Birinci-İkinci Bozkır, Konya, Birinci-İkinci Anzavur, Ali Batı, Birinci-İkinci Düzce, Birinci-İkinci Yozgat ve Zile ayaklanmalarında da öncülük Nakşilerdeydi.
Cumhuriyetin kurulmasında sonra da bu ayaklanma girişimleri sürdü. Cumhuriyet sonrası belli başlı Nakşibendi ayaklanmaları şöyle.
- 1924 Şeyh Sait Kürt-İslam Ayaklanması
- 1925 Rize Ayaklanması
- 1930 Menemen Ayaklanması
- 1933 Bursa Ayaklanması
- 1935 Nakşi Şeyhi Şeyh Halid ayaklanması
- 1935 Çorum İskilip İlçesinde Nakşi Şeyhi Kalaycı ayaklanması.
Nakşibendilik Osmanlının çok önemli bir parçasıydı, bir tür yarı resmi tarikattı. Bu nedenle çok politize oldular ve düzeni değiştirmeye yeltenen her harekete düşmanlık beslediler. Haliyle Şeyh Sait’ten AKP’ye uzanan siyasi çizgide bir Nakşibendi rengi var. Bu çizgide milliyet İslamcılığın önemsiz bir dolgusundan ibarettir. Gerisi zorlamadır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

