Breadcrumb
Müzisyenler sektördeki sömürüyü anlattı: 'Tepki vermezsek daha küçük alanlara sıkışacağız'
Ahmet Kaya – Yasin Çalış
Yayın Tarihi: 16.10.2022 , 10:18 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Düzenin tüm aktörleriyle toplumu kuşattığı ve gün geçtikçe daha da çürüttüğü ülkemizde, iki hafta önce müzik emekçisi Onur Şener’in Ankara’daki bir gece kulübünde vahşice katledilişine şahit olduk.
Bu haftanın başında da Hatay’da sokak müzisyenliği yapan Yusuf Karagündüz, 'istedikleri şarkıyı bilmediğini söylediği' için iki kişinin saldırısına uğradı. Saldırganlar, Karagündüz’ün yüzünde içki şişesi kırdı
Toplumsal çürümenin ve bunun sonucundaki şiddetin bağıra çağıra geldiği ülkemizde kadınlar, çocuklar, doktorlar, müzisyenler göz göre göre şiddete uğruyor ve öldürülüyorlar.
Ankara’daki müzik emekçileriyle meslektaşları Onur Şener’in katledilişine, kendi yaşadıkları olumsuzluklara ve müzik sektöründeki sömürünün boyutlarına dair konuştuk.
Ülkede gericiliğin gemi iyice azıya aldığı, toplumsal çürümenin ve bunun sonucundaki şiddetin bağıra çağıra geldiği bugünlerde bir de müzik emekçisi dostumuz Onur Şener’in vahşice katledilmesine şahit olduk. Siz gelinen bu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gürcan Konanç: Onur Şener'i uzaktan tanıyorum. Cinayet kesinlikle bağımsız bir olay değil. Son yıllarda toplumun buraya sürüklenmesi sonucu oluşan bir birikimin sonucu olduğunu düşünüyorum. İnsanın gündelik yaşamında her şeyi politikalar belirliyor. Tepkinin yoğunluğu da biriken öfke ile ilgili. Gün geçmiyor ki bir kadın, bir insan öldürülmesin...
Olayın planlı olması çok acı. Ben 40 yıldır müzik yapıyorum çok tehlike atlattım çok olay duydum. Fakat bu seferki olayın oluş şekli düşündürücü. Artık kendimi daha da güvensiz hissediyorum. Otobüse bindiğimde bile kendimi güvende hissedemiyorum. Herkes çok gergin. Büyük çaplı şeylere gebeyiz.
İstek şarkıyı kimin ne zaman ne şekilde istediği çok önemli. İstek şarkı müzisyen üzerinde bir tahakküm aracı olarak kullanılıyor. Ben istiyorum çalacaksın. Hemen çalacaksın baskısını oluşturuyorlar. İsteği çalınmadığı için silah çekilen müzisyen arkadaşım var.
Artık istek şarkıları reddetmede müzisyenlerin daha da zorlanacağını düşünüyorum.
Aslında istek şarkı reddedilebilecek bir şey değil. Bu karşılıklı bir iş. Ama nasıl istendiği çok önemli ve isteğini zorlama olarak ileten müşteri sayısı artıyor.
Bu olaylar sadece ülkemize özgü değil. Dünyada da ilerleyen bir faşizm var ve bu topluma yansımış halde. Ve bu durumun kapitalizm için çok kullanışlı bir araç olduğunu düşünüyorum. Toplum sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor.
Emre Topak: Şu gün geldiğimiz nokta yıllardır süre gelen bir öfke yüklemesinin sonucudur. Yavaş yavaş ve hiç fark ettirilmeden toplumun kültürsüzleştirilmesi, ifade gücünün yerine şiddetin koyulması ve insanların gün geçtikçe kendini daha değersiz hissettirilmesi toplumun bugüne getirmiştir.
Maalesef Bugün Onur’un katledilmesi, dün görev başındaki bir doktorun, bir öğretmenin, bir avukatın, yani işini yapan birçok insanın başına sürekli gelmekte ve böyle giderse yarın da gelmeye devam edecektir. Toplumun tepkisizleşmesi ve hafızasının kalmadığı bir sistemde bu olayların unutturulması da çok kolaydır.
Can Sönmez: Müziği kriminal hale getirmeye çalışıyorlar. Genel olarak Ankara’da müzik dinlemeye çıkan kitle hükümetin çok da sevdiği insanlardan oluşmuyor. O insanların bir araya geliyor olması aslında kendileri için de bir tehdit unsuru. Son dönemde festivallerin yasaklanmasının nedeni de bu. Bunu yasaklayarak çözemezler hissedilen öfkeyi daha da körüklerler.
Samet Karadeniz: Ülkedeki gelir eşitsizliği, kültürel yozlaşma ve hukuksuzluğun ürettiği, kendini her şeyin sahibi gibi gören, hiçbir haksızlığın cezasını almayacağını bilen, olumsuz yanıttan anlamayan bir sınıf var. Bu yozlaşmayı besleyen her türlü politika bu gibi cinayetlerin ve intiharların sorumlusudur. Ben böyle değerlendiriyorum.
Asena Özçetin: Liyakat denilen bir şey kalmadı, görgü denilen bir şey kalmadı. Yüksek yerlerde kimi tanıyorsan işin hazır. Para ve güç çok yanlış kişilerin elinde. Her şeyin ve herkesin sahibi olduklarını düşünüyor bu kişiler de. Müzisyeni azarlıyor, şiddet uyguluyor, dükkana gidiyor tezgahtar kadını aşağılıyor. Ülkeyi ahır gibi kullanabileceğini düşünen bir kısım oluştu kısaca.
Onur Kayar: Sadece müzikte değil, benim sokakta da gördüğüm bir şey var. Kabadayılığın marifet sayıldığı bir dönem yaşıyoruz. Efendilik kıymetli bir şey olması gerekirken, güçsüzlük gibi algılanıyor. Ne kadar bağırıyorsan, ne kadar topluma zarar verici işler yapıyorsan “vay be ne adammış, ne büyüksün” sözlerini topluyorsun. Garson azarlamak, dolmuş şoförünü azarlamak, otobüstekileri azarlamak, bunların prim yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun sonucunda da insanlar buralardan küçük küçük beslenip, en sonunda benim istediğim şarkıyı nasıl çalmazsın diyerek cinayet işleyebiliyor.
Müzisyenlerin en sık karşılaştığı sorunların başında güvencesiz çalışma, denetimsizlik, istihdam sorunu gibi konular geliyor. Müzik emekçileri ağır koşullar altında hayatlarını idame ettirmeye çalışıyor, gerekli istihdam yaratılmadığı için müzik emekçileri patronların insafına bırakılıyor. AKP iktidarında yasaklanan konserler, festivaller derken liste uzayıp gidiyor. Siz yıllardır müzik sektörü içindesiniz. Hem bu sektörün gelişimine hem de sektörün mevcut durumuna baktığınızda neler söylemek istersiniz?
Gürcan Konanç: Müzisyen olarak yaşamak çok zor. Bir çok başlık var ve çok uzun bir konu bu. Güvenliğimiz yok, sözleşme yapmıyoruz, paramızı alabileceğimizden şüpheliyiz. Gecenin sonuna kadar ücretimizi alabileceğimizden emin değiliz aslında. Hatta haftalarca çalışıp ödeme alamadığımız oldu geçmişte.
Bu patronların insafına bırakılmamalı. Müzisyenler örgütlü değil. Mutlaka hukuksal bir güvence altına alınmalı. Kendi aramızda birlik olamıyoruz geçmişte bir takım adımlar atıldı ama somut bir kazanım elde edemedik. Tabi ki örgütlü bir müzisyen kitlesi istemeyecekler ama bir araya gelmek mümkün. Yurtdışında bunun farklı örnekleri var.
Emre Topak: Müzisyenlerin çalışma koşulları, ve hakları hiçbir zaman müzisyen lehine olmamıştır. Geçtiğimiz Corona salgını döneminde süreçten en çok etkilenen belki de müzisyenlerdir. Hiçbir gelir ve güvencelerinin olmaması bir yana, süreç sonrasında hükümetin koyduğu saat yasakları vs gibi uygulamalarla zaten çok az olan iş kapısı da kapanmıştır. Bugün, zaten çok az olan iş imkanının yanına bir de ekonomik krizin etkileri eklenmiştir ki artık Türkiye’de sadece müzik yaparak geçinmek imkansız hale gelmiştir.
Her zaman toplumu birleştiren, insanların sıkıntılarını unutturan bir sanat olan müzik, hem ekonomik hem sosyal bunalım sebebi tam da ihtiyacımız olan bir dönemde desteklenmek bir yana, iptal edilen konser ve festivaller ile iyice toplumun elinden alınmaktadır.
Ben artık müzisyen olmak isteği ve büyük heves ile karşılaştığım gençlere çok iyi düşünmelerini söyleyip uyarmaktan çok büyük üzüntü ve utanç duymaktayım.
Can Sönmez: Genelde mekan sahipleri ile sorunlarımız oluyor. Mekanın sahibi arar, bugün çalın size şu kadar para vereceğim der anlaşırsınız fakat gecenin sonunda işlerinin iyi gitmediğini söyler paranızı alamazsınız. Müzisyen mekana gelen müşterilere müzik sunar ve insanların bu konudaki beklentilerini karşılar. Müzisyen bir yere insan getirmek mekanı kendi tanıdıkları ile doldurmak zorunda değildir. Başıma geldi. Fakat Onur’un yaşadığı gibi gelişmedi olay. Böyle durumlarda zorda kalırsam o anda yumuşak bir geçişle durumu toparlamaya çalışıyorum. Genelde böyle durumlarda müşterinin maddi ağırlığına göre o yumuşak geçişi yapmak zorlaşır. Şimdilik istenilen şarkıyı çalmadığımda kızgınlık, küsme gibi tepkiler aldım fakat Onur’un yaşadığı olaydan sonra bu konuda ister isteme diken üstünde hissedeceğim kendimi. Normalde çıkıp müzik dinlemek sevdiği şarkılarda birkaç bir şey içmek isteyen insanlar artık gelemiyorlar. Onların yerine ya orta yaş beyaz yakalılar veya son dönemde türeyen müziği önemsemeyen ve parasıyla insanları satın alabileceğini düşünen insanlar var artık çoğunlukla.
Samet Karadeniz: Bu sorunların hepsi ve daha fazlası, her an yaşadığımız şeyler. Gelirimiz belirsiz, ekipman fiyatları giderek artmakta. Bir sahneden aldığı parayla, gitarına bir takım tel alamayan o kadar çok müzisyen var ki… Ve seneler içinde şartlar giderek acımasızlaştı. Ben dokuz sene kadar Ankara’ya dair bilgiye sahibim. Ancak yakınlarımdan duyduğum şeyler de bunu destekliyor. Bu yalnız müzisyen sorunu da değil. Ekonomik sorunlardan nasibini alan her sektör için geçerli bir sorun. Müzisyenler müzikle geçinemiyor. Geçinebilmesi için müzisyen değil, ünlü olmak zorunda. Müzisyenler ünlülükten geçinebilir ancak. Maalesef ülkenin içinde bulunduğu durumda müziğe sıra gelemiyor. Gelmesi de güç.
Asena Özçetin: Devlet imkanları daraltmak yerine, imkanları artırmak zorunda. Daha çok konser verilecek alan, insanların daha çok rahatlayabileceği alanlar lazım, böylece zaten bütün müzisyenler de iş bulur zaten. 15 yıl öncesine kadar bile bir sürü yer yer vardı, imkan vardı müzisyenlerin elinde. Bunların da dışında insanlar sokağa çıkamıyorlar ki eğlenmek için, ceplerinde para mı var da konserlere gelsinler, eğlensinler. Devletin yapması gerekenler bunlardır. Bunların hepsi ihtiyaçtır, insanların gezmeye, kafalarını boşaltmaya ihtiyacı var. İşe git, eve gel… Böyle bir yaşam tarzı isteniyor ama bu insan doğasına aykırıdır zaten, gençler için özellikle. Üniversite öğrencisi karnını doyurmaya çalışıyor, nasıl gelsin buralara. Ben üniversite öğrencisiyken eve girmezdim ya. Oralardan buralara geldik.
Onur Kayar: Müziğe ilk başladığımda onlarca bar vardı müzik yapabileceğimiz, festivaller vardı. Bu sadece bizim sektörün sıkıntısı değil zaten. Ülke baştan aşağı kokuşmuş olduğu için, biz de sadece bunun yansımalarını yaşıyoruz.
Salgın sürecinde müzik sektörü çalışanları güvencesiz ve kayıtsız olmanın tüm olumsuzluklarını yaşadı ve örgütlenme ihtiyacı bu süreçte son derece görünür oldu, dile getirildi. Ne var ki sonrasında yaşadığımız "normalleşme" sürecinin ardından bu haklı talep ve ihtiyaç daha az dillendirilir oldu. Öncelikle bu meseleye bakışınız nedir ve siz bu süreçte "normalleşebildiniz mi"?
Gürcan Konanç: Pandemide örgütlenme ihtiyacını çok fazla hissettik bir kaç adım atıldı ama devamı gelmedi. Eğer bir araya gelebilseydik pandemi döneminde kaybettiğimiz arkadaşlarımız hala hayatta olabilirdi.
Pandemi sonrasında ise normalleşemedik. Bir çok alanda yasakların kalkmasına rağmen bu yasaklar müziğe karşı ideolojik bir araç olarak kullanıldı.
Emre Topak: Corona süreci sonrası belki de normalleşemeyen tek sektör müzik sektörü olmuştur. Az önce bahsettiğim yasaklar ve engeller , zaten içki ile ilişkilendirilen müzik ve canlı müzik yapan mekanların kapanması için gerici zihniyetin elinde büyük bir koz olmuştur. Aylarca toplum sağlığı bahanesi ile canlı müzik mekanları kapalı kalmış ve konserler iptal edilmiştir. Bunun sonucunda mesleği bırakan birçok arkadaşımızın yanı sıra maalesef bu koşulların yarattığı umutsuz hayata dayanamayıp intihar eden birçok müzisyen arkadaşımız var.
Sonuçta tüm Türkiye normalleşse de , hiçbir müzisyen normalleşememiştir, kaldı ki hiçbir zaman da normali yaşamamıştır.
Can Sönmez: Pandemi sürecinde sadece müzikle geçinen insanlar özel derslere yöneldiler. O dönemler zor geçti bir çok müzisyen için ama asıl sorun pandemi yasakları kalktıktan sonra da müzik yasaklarının devam etmesiydi. Pandeminin müzik yasaklarında bir araç olarak kullanıldığını düşünüyorum. Pandemi süreci müzisyenlerin bir araya gelme ihtiyacını daha da hissettirdi. İşte müzisyenler olarak biz orada uyanmalıydık işlerin gittiği yeri görmeliydik.
Pandemiden sonra da normalleşemedik kimsenin müziği ve işleri pandemi öncesine dönemedi.
Samet Karadeniz: Normalleşme değil de unutma oldu. Pandemi öncesi, sırası ve sonrası aynı sorunları yaşamaya devam ediyoruz. En çok dillendirilen sorun, müzisyenin günlük sigortasıydı. Onun için gerekli adımlar atılmaya başlanmıştı ancak bir muhatap yok bu konuda. Bazı adımlar atılıyor, bir hareket var ancak sonuç yok maalesef. Dahası, müzisyenin, kendi haklarının peşine düşecek vakti ve mecali de kalmadı.
Asena Özçetin: Pandemi hayatımızın en zor zamanlarıydı. Eve kapalı kaldık, ve belki de çalışmasına izin verilmeyen tek sektördük. Bu süreçte müzik bile dinlemek istemedim, dinleyemedim daha doğrusu, çünkü ne zaman müzik dinlesem ağlıyordum.
Onur Kayar: Kafa olarak normalleştik ama piyasa olarak elbette normalleşmedik. Ücretler, sanki pandemi hiç olmamış gibi aynı yerinde kaldı çoğu yerde. Mekanların da bir mağduriyeti var, onlar da 1 buçuk sene kapalı kaldılar, dolayısıyla müzik sektörü hala normalleşemedi.
Sizce bu alanda acil çözüm gerektiren meseleler nelerdir; bunlarla nasıl başa çıkılmalı?
Gürcan Konanç: İlk olarak adım atmamız gereken konu ücretler. Müzisyenlerin kazandığı paralar çoğu zaman asgari ücreti bile bulmuyor. Burada tabi ki pop starları kastetmiyorum. Bir işçilik var ve sosyal güvenliği olmayan insanlardan bahsediyoruz.
Birlik sendikasını twitter’dan duydum ve sosyal medyadan takip ediyorum. Çalışmalarını daha yakından takip edeceğim. Yaptıkları işin çok değerli olduğunu düşünüyorum.
İnsanlara tepkinin ve örgütlü olmanın kriminal bir şey olduğunu düşündürüyorlar. Tepki vermezsek daha küçük alanlara sıkışacağız. Haklar her zaman mücadele edilerek kazanılır. ABD de siyahların hakları örgütlü bir mücadele olmasaydı bugün ne durumda olurduk acaba?
Emre Topak: Yıllardır sahne alan bir müzisyen olarak gördüğüm en büyük sorun sosyal güvence sorunudur. Bu konu Sendika, Hükümet, ve tüm müzikli mekan, bar, konser salonu vs işletmecilerinin katılımı ve desteği olmadan çözülmesi de mümkün değildir. Müzisyenin kaderi çalıştığı mekanın işletmecisine bırakılmıştır. Bu koşullar altında birçoğumuz en sevdiği işi yapan köleler gibiyiz.
Ayrıca telif konusu da en önemli meselelerden biridir. Toplumun bu kadar bedavacılığa alıştığı günlerde çok sıkı bir telif yasası çıkması ve denetlenerek uygulanmalıdır.
Bunlardan ayrıca en büyük sorun bence insanların içinin boşaltılması, kültürsüzleşmesi ve sanata ihtiyaç duymayı farkedemeyecek kadar robotlaşmasıdır.
Can Sönmez: Müzisyenlerin Onur Şener cinayeti gibi olayları ve üzerlerindeki artan baskıyı öngörmeyip bir birlik oluşturamaması bizim eksikliğimiz. Tüm bar çalışanlarını içine alacak şekilde bir birlik oluşturmamız gerekiyor. Ve bu birlikteliği hukuksal anlamda güçlendirmek gerekiyor. Bu tarz bir birliğin oluşumu müzisyenler arasında üretkenliği de artıracaktır.
Birlik sendikasını Onur Şener cinayetinin ardından karanfil sokaktaki basın açıklamasıyla tanıdım. Basın açıklamasını sosyal medyadan gördüm.
Samet Karadeniz: Az evvel bahsettiğim gibi, ben doğrudan bir çözüm göremiyorum. Ama sorunlar, bir meslek birliği veya örgüt tarafından saptanıp gerekli adımlar atılmalı. Ama bu gerekli adımların devamı genelde olamıyor. Şu an gündemde bir cinayet olduğundan bazı adımlar atılmaya çalışılacaktır. Ancak devamının nasıl gelir hiç bilemiyorum. Bir gün müzik ve müzisyen de konuşulmaya başlanır belki. Ancak epey bir yol var.
Onur Kayar: Temelden gelen bir şey var. Bunun sürdürülebilir bir sektör olması için bunun sürekli olarak bir tüketiciye ihtiyacı var. Ama Türkiye’nin politikaları da genelde bizim bu sektörün alıcılarını daha da azaltmaya yönelik. Yakında bizi dinleyenler kalmayacak, insanlar biraya 150 lira mı vereceğim diyecekler. İzin verilen birkaç festivalin fiyatı 1500 lira olacak, önceden 5 bin kişiyle yapılan festivaller 300 kişiyle yapılmaya başlanacak, organizatörler tek tek çekilmeye başlayacak buralardan, şu anda da olduğu gibi mekan sahipleri çekilecek piyasadan müşteri olmadığı için. Ülkedeki garabetin özeti aslında bu, dediğimiz baştan kokmuş bir düzen var, sadece bu sektöre has şeyler değil bunlar.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.






