Breadcrumb
Müslüman Kardeşler’in zehirli mirası: Soğuk Savaş’tan Genişletilmiş Ortadoğu’ya
2013 yılında Ankara'da, Mısır'daki Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesini karşı düzenlenen bir eylem.
Yayın Tarihi: 26.11.2025 , 00:11 Güncelleme Tarihi: 27.11.2025 , 00:00
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Müslüman Kardeşler örgütünü terör organizasyonu ilan edeceğini, bunun hazırlıklarının sürdüğünü ve kararın “en sert şekilde uygulanacağını” açıkladı. Ve dün de örgütün bazı segmentlerini ilgilendirdiği anlaşılan bir başkanlık kararnamesini imzaladığı haberi verildi.
Bu durum suların durulmak bilmediği Ortadoğu coğrafyasında son iki yıldır zorlanan ve geçen Aralık ayında Esad’ın sahneden çekilmesiyle belli bir rotaya girdiği düşünülen “normalleşme” süreçlerinin pek de sanıldığı gibi işlemediğinin işareti. Bilindiği gibi, ABD ve Batı emperyalizmi, Trump iktidarıyla birlikte Irak ve Suriye saldırıları sonrası dengelerin altüst olduğu ve büyük düşmanlıkların yeşertildiği Ortadoğu coğrafyasına müdahalelerini yeniden yoğunlaştırdı. Bugün gelinen noktadaysa bölgede çözülmesi imkânsız düğümler ve emperyalistlerin “yönetmeye çalıştığı” düşmanlıklar, yeni çatışma olasılıklarını sürekli sıcak tutuyor.
ABD’nin kendi iç krizleri ve emperyalist rekabetin yarattığı ağır çelişkiler bölge ülkelerine yönetim krizleri olarak dönüyor; “çok fazla parası olanlar”ın çevirdiği gizli dolaplar da sıklıkla üzerlerine yıkılıyor.
Bölgenin zenginlerini yeniden saflaştırır mı?
Müslüman Kardeşler’in terör örgütü ilan edilmesi, 2013-2017 sürecinde karşı karşıya gelen Türkiye-Katar ve Suudi-BAE-Mısır bloklarından ikincisinin daha fazla itibar edeceği bir hamle olarak görünürken, Türkiye’nin son dönem elde ettiği kazanımlarla bölgesel izolasyondan çıkış sürecini olumsuz etkileyebilecek bir adım izlenimi uyandırıyor. 2021’den sonra herkesin diline doladığı “normalleşme” sürecinin bölgedeki çelişkilerin üzerine giydirilmesinin önünde ciddi zorluklar olduğu zaten ortada.
Fazla parası olanlardan Katar’ın Türkiye’yle birlikte 2013-2017 arasında sergilediği cüretli performans, diğer Körfez zenginleri ve ABD emperyalizminin canını sıktığı ve ortak hesaplarla uyuşmadığı için keskin çatışma ve gerilimlere neden olmuştu.
AKP iktidarının pragmatik biçimlerde Müslüman Kardeşler kozunu geri çekerek daha itidalli bir diplomasiye yönelmesiyle -ve Ukrayna savaşı gibi başka bir çok dengenin değişmesiyle- Ankara’nın “normalleşme” süreçlerinde yol almasının önü açıldı. Hatta bu süreçte AKP iktidarı ülke içindeki “rakipsiz” konumunu, “Batı’yla ilişkilerini yoluna koyarak” konsolide etti.
Terör örgütü ilan etmek çok önemli mi?
ABD’nin tam olarak nasıl bir hamle yapacağı biraz bölgeyi nasıl şekillendirmek istediğiyle ilgili. Bunu bir diplomatik şantaj aracı olarak gündeme getirdiğini düşünenler var. Batılı emperyalistlerin “terör örgütü listeleri”nin elverişli bir şantaj aracı haline geldiğini ve ihtiyaca göre sil-baştan düzenlenebildiğini HTŞ örneği üzerinden deneyimlediği ortada. An itibariyle kesin olan, ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik yeni “hizalama” aracı olarak bu kartı açmayı gündemine aldığı. Hizalanacaklar listesinde Müslüman Kardeşler’in de olduğu unutulmamalı.
Örgütün Ortadoğu’daki dengeleri şekillendirmede etkili olan ağlarının bir tarafında AKP iktidarı duruyor. AKP iktidarının yükselişi, Ortadoğu’ya yönelik emperyalist projelerde kaptığı ve sonra kaybettiği roller, sonraki izolasyon ve dışlanma süreçlerinde bu bağların etkisi malum.
Aynı rabıtanın Soğuk Savaş sonrası dönemde nasıl kurulduğuna dair bir hatırlatmayı yapmak, meselenin sadece AKP’den ibaret olmadığını, hatta onun Türkiye kapitalizminin sistem içinde tutunma tercihlerinin tarihsel bir sonucu olduğunu göstermesi bakımından anlamlı olacak.
Türkiye organizasyonunda dede Zapsu’nun rolü
Sonraki yıllarda gizliliği kaldırılan 1953 tarihli bir CIA dokümanında İstanbul ve Maraş'ta Müslüman Kardeşler bağlantılı olduğu kesinleşen bazı kişilerin gözaltına alındığı bildiriliyor. Bu kişilerin yasadışı örgütle bağ kurarak hükümet karşıtı faaliyetleri için para aldığı belirtiliyor.
Göz altına alınanlar arasında Ehli Sünnet Dergisi'nin başyazarı Abdurrahim Zapsu'nun olduğu ve Müslüman Kardeşlerin Kahire ve Şam üzerinden desteklediği yayın faaliyetleri nedeniyle uzun süredir zan altında bulunduğu not ediliyor. (Ehli Sünnet Dergisi ve yayınevi sahibi Zapsu, AKP döneminde Batı’yı Erdoğan konusunda ikna etme faaliyetleriyle ünlü Cüneyt Zapsu’nun dedesi.)
Zapsu 6 Ağustos 1953'te Mekke'ye hacca gidiyor, ancak Arap topraklarında her durakta konferanslar düzenliyor. Özel olarak da Malatya’da bir cinayet olayına karışan Necip Fazıl’ın ifadesini içeren bir belge dağıtıyor. Yanındaki iki gizli polisin raporları sonucu dönüşünde de takip sürüyor ve Zapsu'nun gizli bir misyonu icra ettiği üzerinde duruluyor. Zapsu, Kahire'ye başka bir isimle yazdığı raporu yollarken yakalanıyor.
Bölgesel misyonlar, içeride gericileşme...
Zapsu'nun gizli misyonunun nasıl bir içeriği olduğu belgede belirtilmiyor; ancak hacca gittiği tarihin, İran'da CIA ve MI6 tarafından organize edilen Musaddık darbesinin hemen arefesinde olduğuna dikkat çekebiliriz. (19 Ağustos 1953) Dönem bölge için yine hayli karışık bir dönem yani.
CIA dokümanında dikkat çeken bir diğer not, Maraş'ta gizli bir Nurcu örgüt ve İlim Yayma Cemiyeti ile bağlantısı olan bir merkezin üyelerinin de hedef alındığı. Nurcu organizasyonun, Müslüman Kardeşlerle bağlantılı olan ve haftalık "Sözler Mecmuasını" yayımlayan Saidi Nursi'nin örgütlenmesiyle ilişkili olduğu, İlim Yayma Cemiyeti'nin imam yetiştirmek üzere gizli okullar kurma amacıyla faaliyet gösteren bir Arap gizli örgütlenmesinin paravan ismi olduğu belirtiliyor.
'Arap gizli örgütlenmesi' olarak İlim Yayma Cemiyeti
Bu belgede Müslüman Kardeşler bağından bahsedilmeyen İlim Yayma Cemiyeti’nin tarihi boyunca bu ilişkilerin bir zemini oluşturduğu ve aslında İhvan’ın Türkiye kolu olduğu başka bir çok kaynakta destekleniyor. Soğuk Savaş dönemi yukarıdaki belgede tarif edilen misyonlarla, Türkiye’nin kapitalist kampta kalmasını önemseyen emperyalist aktörlerin olağan iktidar aygıtlarıyla temasları ve diplomasi dışında oluşturduğu ağların bir parçası olarak iş görüyor. En bilinen haliyle “Yeşil Kuşak” projesinin bir ayağı olarak...
Komünizme ve Cumhuriyet’e karşı, gericiliğin toplumsallaşması ve kök salması için okullar-kuran kursları-camiler üzerinden örgütlenen, emperyalist destek mekanizmalarını Ortadoğu’nun karanlık/dinsel ağları içinde perdeleyen ağlar...
'Güçlü bir gönül bağı'
İlim Yayma Cemiyeti geçtiğimiz günlerde (16 Ekim) 75. yıl toplantısını yaptı. Genel Başkan Yusuf Tülün cemiyetin, faaliyetlerini “sosyal ağ ve güçlü bir gönül bağı” ile geliştirdiklerini vurgularken kardeş Vakıf, İlim Yayma Vakfı’nın Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan da “ilim yayma geleneğinin ülke tarihiyle çok ilişkili, sosyal tarihle de çok irtibatlı olduğunu” vurguladı. Her açıdan anlamlı vurgular. Küçük Erdoğan’ın Türkiye’nin Ortadoğu’daki “normalleşme” sürecinde bu ağlarla ilgili görevini bilemiyoruz.
Ancak ortaya çıkan yeni durumla birlikte işinin zorlaşacağını söyleyebiliriz. Hangi taşların yerinden oynayacağı ve bunun, AKP içi siyasi rekabet dahil, hangi aktörleri nasıl etkileyeceğini görmek için fazla beklemek gerekmeyebilir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.