Sayfa yolu
Motokuryelik yapan eczacılar, garsonluk yapan diş hekimleri: 'Onca yılı boşuna mı okuduk?'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 18.10.2026 , 00:33
Öğretmenlikten mühendisliğe, avukatlıktan eczacılık ve diş hekimliğine uzanan tablo değişmiyor: Yıllarını eğitime veren gençler, mezuniyetin ardından güvencesiz işlere mahkum ediliyor.
Plansızlığın bedelini bu kez sağlık emekçileri ödüyor.
Bir zamanlar altın bilezikti diploma. İnsanlar çocuklarını okutmak için yıllarca dişini sıktı, borçlandı, kimi zaman kendi ihtiyaçlarından vazgeçti. Çünkü eğitim insanca bir hayat kurmanın, bir meslek edinmenin ve geleceğini güvenceye almanın yollarından biri sayılıyordu.
Sonra işler değişti. Öğretmenler atama beklemeye, mühendisler düşük ücretlerle çalışmaya, avukatlar bazen ücretsiz emeğe dayanan staj süreçlerinde yıllar geçirmeye başladı. Eğitim fakültesinden mezun olup iş bulamamak, mühendislik diplomasıyla mesleği dışında çalışmak, avukat olup kendi geçimini sağlayamamak toplumsal hayatın alışıldık manzaralarına dönüştü.
Şimdi benzer bir manzara, yakın zamana kadar mesleki güvencenin simgesi sayılan sağlık bölümlerinde belirginleşiyor. Eczacılık ve diş hekimliği mezunları iş arıyor. Kimi geçinebilmek için kuryelik yapıyor, kimi garsonluk. Geçmişte “işsiz kalmazsın” denilerek önerilen bölümler de işsizlik ve geleceksizlik tartışmasının içine çekiliyor.
Ankara'da görüştüğümüz diş hekimi Elvan* ile eczacı Serhat'ın* anlattıkları, meselenin yalnızca gençlerin iş bulamaması olmadığını gösteriyor. Asıl sorun, yıllarca eğitim alarak edindikleri meslekleri yapabilmelerinin önündeki engellerin büyümesi, sağlık hizmetlerinin ise giderek piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmesi.

Diş hekimi mezun oluyor, garsonluğa başlıyor
Diş hekimliği, uzun ve yoğun bir eğitimin ardından mesleki yeterlilik kazanılan alanlardan biri. Ancak mezuniyet, genç bir diş hekimi için düzenli bir gelir ve güvenceli bir çalışma hayatı anlamına gelmiyor.
Elvan, kamuda istihdam olanaklarının sınırlılığının mezunların geleceğini daha fakültedeyken belirsizleştirdiğini anlatıyor. Tıp hekimlerinin aksine diş hekimlerinin kamuda işe yerleşebileceklerine ilişkin güçlü bir beklenti geliştiremediklerini söylüyor.
"Kamuda istihdam seçeneği yok gibi bir şey. Benim fakültemde kimse okurken ‘Kamuda çalışırım’ diye bir gelecek planlayamıyor. Genel diş hekimi olarak özelde de bir standardın yok, patronun sana istediğini verebiliyor.”
Elvan'ın sözünü ettiği koşullar, özel kliniklerde çalışan genç diş hekimlerinin emeğinin nasıl pazarlık konusu haline gelebildiğini gösteriyor. Hasta başına ücret, deneme süresi adı altında sürdürülen güvencesiz çalışma ve işverenin belirlediği koşullar, mesleğe yeni başlayanların karşılaştığı sorunlar arasında.
Kamuda yeterli istihdamın bulunmaması, özel sektörün sunduğu koşulları reddetmeyi de güçleştiriyor. Çünkü genç bir mezun için mesele yalnızca hangi koşullarda çalışacağı değil, çalışabileceği bir yer bulup bulamayacağı.
Elvan, yakın zamanda sosyal medyada gündem olan bir örneği anlatıyor. Ailesinden maddi destek alamayan, iş arayan bir diş hekimi garsonluk yapmaya başlamış ve bunu kendi hesabında paylaşmış. Bunun tek bir örnek olmadığını belirten Elvan bunu sözlerle anlatıyor.
"Bugün bir klinik açmak milyonlarca lira tutuyor. Çoğu mezun diş hekimi eğer bir klinik açmak için satıp sermaye yapacağı bir evi arsası yoksa piyasada kötü şartlarda çalışmaya başlıyor. Deneme süreçleri de duyuyoruz artık, başka örnekler de. Hâl böyle olunca da daha iyi bir iş bulana kadar ailesine daha fazla masraf olmak istemeyen diş hekimleri garsonluk yapıyor, hizmet sektöründe çalışıyor."
Onlar için mesele, bir mesleği diğerinden üstün saymak değil. Garsonluk da emek gerektiren bir iş. Burada çarpıcı olan, yıllarını diş hekimliği eğitimine veren bir insanın kendi mesleğinde çalışabilecek bir iş bulamadığı için başka bir alanda geçimini sağlamaya yönelmesi.
Elvan'a göre genç diş hekimleri açısından özel sektördeki koşullar, kamuda istihdamın neden yaşamsal önemde olduğunu da ortaya koyuyor. Devletin yeterli kadro açmaması, gençleri özel kliniklerdeki belirsiz çalışma koşullarına daha bağımlı hale getiriyor.
Soru şu: Milyonlarca lira sermaye gerektirebilen bir klinik açma olanağına sahip olmayan, birikimi bulunmayan genç diş hekimi, eğitimini tamamladıktan sonra emeğini hangi koşullarda satacak?
Dahası var. Elvan ve onun gibi mezunlar iş bulamazken milyonlarca emekçi çürük dişini sıkıp sabah işe gitmeye devam ediyor.

Garsonluk yapan diş hekimlerinin, kuryelik yapan eczacıların, emeğinin karşılığını alamayan milyonların sesi duyulsun diye soL’a abone olun. Emekçilerin gerçek yaşam öykülerine ve gerçeğe sahip çıkın.
Eczacılıkta diplomadan işe uzanan yol daralıyor
Eczacılık, yıllarca kendi eczanesini açma ve mesleğini bağımsız biçimde sürdürme olanağıyla anıldı. Ancak eczacılık fakültelerinin ve mezun sayısının artmasına karşılık istihdam alanlarının aynı hızda genişlememesi, bu beklentiyi giderek zayıflatıyor.
Eczacılık mezunu Serhat, mesleğin dönüşümünü geçmişle karşılaştırarak anlatıyor. Ona göre 2000'li yılların başında eczacılık fakültelerinin sayısı daha azdı ve serbest eczaneler mezunların önemli bir bölümünü istihdam ediyordu. Sonraki yıllarda fakülte ve mezun sayısı büyürken yeni mezunların yerleşebileceği alanlar aynı ölçüde genişlemedi.
"Eczacılık fakültelerinin sayısı yıllar içinde arttı, mezun sayısı da arttı. Ama eczacıyı istihdam edecek yer bulamıyorlar. Akademide istediğini bulamıyorsun, ilaç endüstrisinin istihdam kapasitesi de belli bir yere kadar.”
Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre Türkiye'deki eczacılık fakültesi sayısının 2002-2003 öğretim yılındaki 11'den 2023-2024 öğretim yılında 47'ye çıktığı görülüyor. Aynı dönemde yıllık mezun sayısı 919'dan 3 bin 162'ye yükseldi. Toplam eczacı sayısı da 2002'de 22 bin 289 iken 2023'te 40 bin 610'a ulaştı. Bu artışa karşılık istihdam alanlarının nasıl geliştirildiği sorusu ise ortada duruyor.
Türk Eczacıları Birliği (TEB) de kamudaki istihdam açığına dikkat çekiyor. Birliğin Haziran 2026'da yayımladığı açıklamaya göre 2025 yılında eczacılık fakültelerinin kontenjanı 3 bin 458 iken kamuda istihdam edilen eczacı sayısı 421'le sınırlı kaldı. TEB ihtiyaç duyulan sağlık hizmeti alanlarında eczacı istihdamının artırılması ve fakülte kontenjanlarının azaltılması çağrısı yaptı. Ama mezun gençler TEB'i de sembolik açıklamalar yapmaktan öteye geçmemekle eleştiriyor.
Bu tablo, yeni mezunların neden yalnızca kendi eczanelerini açmayı değil, kamuda işe girmeyi de bir çıkış yolu olarak gördüğünü açıklıyor. Ne var ki kamu kadroları da her mezunun başvurabileceği genişlikte değil. Öte yandan eczane açmak, yalnızca diplomaya sahip olmakla tamamlanan bir süreç değil; mevzuatın getirdiği koşulların yanında ciddi bir sermayeyi de gerektiriyor. Diş hekimliğinde olduğu gibi.
Serhat, iş arayan eczacıların geçim kaygısını yalnızca bir istihdam istatistiği üzerinden okumuyor. Bu sorunu, mesleğin geleceğine ilişkin beklentilerin aşınmasıyla birlikte değerlendiriyor.
"Atanana ya da güzel bir iş bulana kadar KYK borcunu ödemek için kuryelik yapan arkadaşlarım var. İnsanlar yıllarca okuyor, bir meslek sahibi olmak istiyor, sonra borcunu ödeyebilmek için başka bir iş yapmak zorunda kalıyor.”
Buradaki çelişki açık. Bir yanda sağlık alanında eğitim almış, mesleklerini yapmak isteyen gençler, diğer yanda bu emeği değerlendirecek istihdam olanaklarının yetersizliği. İnsanların eğitim sırasında üstlendiği mali yük de mezuniyetle birlikte sona ermiyor. Öğrenim kredisi borçları, kira ve gündelik hayatın masrafları, iş bulamayan gençlerin üzerine ekleniyor.
Serhat sorunları anlatmaya şu sözlerle devam ediyor:
"Normalde ikinci eczacılık diye bir statü var. Eczanelerde çalışıyorsun. Meslek yasası diyor ki ikinci eczacılar asgari ücretin en az 2,5 katını alacak. Üç aşağı beş yukarı 75 bin lira ediyor bu 2026 yılının son aylarına girerken. Ama piyasada bu bir gerçekliğe erişmiyor. 30-35 bin liralara çalışan bir sürü örnek var. Çalışmış, mezun olmuş, üstüne yüksek lisans yapmış ama 30-35 bin liraya çalıştırılıyor. Haliyle hâlâ ailesiyle yaşamak zorunda kalıyor, kendi yaşamını kuramıyor. Hâl böyle olunca yıllarımızı verdiğimiz eğitimler bir zaman kaybına dönüşüyor. Bir eczacılık mezunu 'Keşke bir mesleğim olsaydı' duygusuna kapılıyor. Çünkü mezun olduğu mesleği ona kazanç getirmiyor artık."
Rakamlar ne söylüyor, neyi gizliyor?
Türkiye İstatistik Kurumu'nun Temmuz 2026'da yayımladığı 2025 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri'ne göre lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı yüzde 73,9. Bölüm bazında oranlar eczacılıkta yüzde 87,7, diş hekimliğinde yüzde 82,7 olarak hesaplandı. Beslenme ve diyetetik mezunlarında oran yüzde 64,8, psikoloji mezunlarında ise yüzde 64,5 düzeyinde kaldı.
Bu veriler, eczacılık ve diş hekimliği mezunlarının tamamının işsiz olduğunu göstermiyor elbette. Tam tersine, bu bölümlerin mezunlarında kayıtlı istihdam oranı lisans ortalamasının üzerinde.
Ancak kayıtlı istihdam, tek başına kişinin diplomayla uyumlu bir işte çalıştığını, yeterli ücret aldığını ya da güvenceli koşullara sahip olduğunu da kanıtlamıyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Kaç kişi iş buldu” sorusuyla açıklanamıyor. Genç mezunun kendi mesleğini yapıp yapamadığı, yaptığı işin karşılığında insanca yaşayabileceği bir ücret alıp alamadığı, çalışma koşullarının güvence sağlayıp sağlamadığı da sorunun parçası.
Sağlık Bakanlığı'nın yayınladığı verilere göre istihdam oranları her geçen yıl yüzde 7-8 civarında geriliyor. Kamuda iş bulamayan mezunlar özel sektörde patronun insafına kalacak şekilde çalışıyor. Özel hastaneler, özel klinikler ya da eczaneler... Her biri genç mezunlar için bir kurtlar sofrasına dönüşüyor.
Rakamların gösterdiği bir gerçek daha var. Eğitim alanında kapasiteyi artırmak, tek başına istihdam sorununu çözmüyor. Kaç öğrencinin hangi alanda eğitim göreceği, kaç sağlık emekçisine ihtiyaç duyulduğu, kamuda hangi hizmetlerin genişletileceği ve özel sektörde çalışanların hangi koşullarda korunacağı birlikte planlanmadığında, mezun sayısındaki artış geleceksizliği ortadan kaldırmıyor.
Sağlığın patronu olur mu?
Diş hekimliği ve eczacılık üzerine konuşurken mesele bir noktada genç mezunların iş arama sürecini aşıyor. Çünkü sağlık hizmetlerinin hangi ihtiyaçlara göre örgütlendiğini, kimin bu hizmete erişebildiğini ve bu alanda oluşan değerin kimler tarafından paylaşıldığını da tartışmak gerekiyor.
Diş hekimliğinde yüksek maliyetli klinik yatırımları, pahalı cihaz ve malzemeler, özel sağlık turizmi üzerinden büyüyen pazar; eczacılıkta ise ilaç üreticileri, dağıtım zincirleri, eczanelerin işletilmesi ve kamunun geri ödeme politikaları farklı sorunları gündeme getiriyor. Elvan ve Serhat, sağlık hizmetinin giderek ticari ölçütlerle ele alınmasının hem çalışanları hem de hastaları etkilediğine dikkat çekiyor.
Elvan'ın anlattığı gibi, kendi kliniğini açacak sermayesi bulunmayan bir diş hekimi özel sektörde iş ararken işverenin belirlediği koşullara bağımlı kalıyor. Geriye başka seçenek de kalmıyor. Serhat'ın aktardıkları ise eczacılığın meslek olarak geleceğinin, yalnızca mezunların kişisel çabasıyla güvence altına alınamayacağını gösteriyor.
Sağlıkta ihtiyaç ile piyasanın kârlılık hesabı örtüşmüyor. İnsanların diş tedavisine erişemediği, sağlık giderlerini ertelediği bir ülkede genç diş hekimlerinin iş araması; ilaç ve sağlık hizmetlerine ihtiyaç sürerken eczacıların istihdam alanı bulamaması bu çelişkinin iki ayrı yüzü.
Emekçiler ağrıyan bedenleriyle, çürük dişleriyle işe gitmek zorunda kalırken sağlık eğitimi almış gençlerin kendi mesleklerinde çalışamaması yalnızca bireysel bir mağduriyet değil.
Bu, sağlık hizmetinin bu düzende nasıl planlandığına ilişkin kamusal bir sorunu gösteriyor aynı zamanda.
Sağlık alanında insan ihtiyacı ile piyasanın kâr beklentisi birbirinden ayrıştığında, ne çalışanların geleceği ne de hizmete erişim kendiliğinden güvence altına alınabiliyor. Bu nedenle tartışmayı yalnızca kaç diş hekiminin atandığına, kaç eczacının iş bulduğuna indirmek mümkün değil. Hangi hizmetin nerede, ne kadar ve hangi kaynaklarla sunulacağına ilişkin bir planlama gerekiyor.
Yan yana gelmeye başlarken
Görüşmede bir başka başlık da öne çıkıyor. Genç eczacılar ve diş hekimleri, mesleki geleceklerine ilişkin sorunları artık daha fazla konuşuyor, sosyal medyada kampanyalar düzenliyor, kamuda istihdam ve atama talep ediyor. Elvan, özellikle diş hekimleri ve eczacılar arasında mesleki sorunlara karşı örgütlenme çabasının arttığını söylüyor.
Serhat da kendi çevresinde bu sorunların daha görünür hâle geldiğini, gençlerin mesleki gelecekleri üzerine daha fazla kafa yorduğunu anlatıyor. Ona göre geçmişte hak mücadelesine mesafeli yaklaşan bazı gençler, bugün karşılaştıkları koşullar nedeniyle bu tartışmalara daha açık.
Bu değişim önemli. Çünkü bireysel çabayla çözülebilecekmiş gibi sunulan sorunlar, gençlerin yan yana gelmesiyle ortak bir mesele olarak görünür hâle geliyor. İş bulamamak, düşük ücret, güvencesizlik ve meslek dışı çalışmak zorunda kalmak, birbirinden bağımsız kişisel başarısızlıklar değil; çalışma hayatını belirleyen koşulların sonuçları.
“Boşuna mı okuduk” sorusu da burada anlam kazanıyor. Bu, eğitimin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, yıllarını eğitime veren gençlerin edindikleri bilgi ve becerileri toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kullanabilecekleri koşulların yaratılmamasına itiraz ediyor.
Öğretmenlikte, mühendislikte ve hukukta yıllar içinde normalleştirilen güvencesizlik ve geleceksizlik, bugün eczacılık ve diş hekimliği mezunlarının karşısına da çıkıyor. Bir zamanlar geleceğin mesleği denilen alanlar, mezunlarına güvenli bir gelecek sunamıyor. Plansızlığın cezasını, eğitimlerini tamamlayan gençler ödüyor.
Eğitimin ve sağlığın piyasanın ihtiyaçlarına terk edildiği bir düzende bu sorunların kendiliğinden çözülmesi mümkün değil. Her yıl yeni mezunlar sisteme katılırken istihdam olanakları aynı hızla geliştirilmezse sorunlar birikerek büyüyecek. Kamusal sağlık hizmetleri güçlendirilmeden, ihtiyaç duyulan alanlarda istihdam yaratılmadan ve eğitim politikaları gerçek toplumsal gereksinimlere göre planlanmadan bu döngü kırılmayacak.
Bu yüzden mesele, gençlerin biraz daha sabretmesi ya da kendilerini biraz daha geliştirmesi değil. Mesele, yıllarca emek vererek edindikleri meslekleri yapabilecekleri, insanca yaşayabilecekleri ve geleceklerini kurabilecekleri bir çalışma hayatının mümkün olup olmadığı, bunun için mücadele verilip verilmediği.
Garsonluk yapan diş hekimiyle kuryelik yapan eczacının hikayesi, bu sorunun en görünür yüzlerinden biri. Karşılarında duran soru aynı: Onca yılı boşuna mı okuduk?
*Elvan ve Serhat'ın isimleri talepleri üzerine değiştirilmiştir.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.