Breadcrumb
Meksika Komünist Partisi Sekreteri soL TV’ye konuştu: ‘Mesele emperyalizme karşı çıkmaktır’
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 30.04.2026 , 11:21 Güncelleme Tarihi: 30.04.2026 , 14:10
24. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı Çalışma Grubu toplantısı kapsamında İstanbul’a gelen Meksika Komünist Partisi Merkez Komite Birinci Sekreteri Pável Blanco Cabrera, soL TV’nin sorularını yanıtladı.
Sosyal demokrat Sheinbaum hükümetinin her ne kadar "egemenliğe saygı"dan söz etse de ABD tehditleri karşısında geri adım attığını dile getiren Cabrera ülkesine yönelik emperyalist saldırı ihtimalinin de bir gerçek olduğunu vurguladı.
ABD’nin Latin Amerika halklarına karşı saldırılarının temelinde kapitalist Çin ile ekonomik çatışmasının yattığını değerlendiren Cabrera buna karşı halklara düşen görevin sermayeye ve emperyalizme karşı mücadele etmek olduğunu belirtti.
Meksika hükümetinin Küba ile anlaşmaları da ihlal ederek bu ülkeye petrol göndermekten vazgeçtiğini ve bunun yerine Küba'ya “insani yardım kampanyası” başlattığını ifade eden Cabrera “Biz ‘insani yardım’ kategorisini kabul etmiyoruz, hele hele bu Meksika egemenliğinin ABD’ye devrini gizlemek için kullanılıyorsa hiç kabul etmiyoruz” dedi.
Meksika petrolünün ulusal mülkiyet olduğunu vurgulayan Cabrera “Biz ‘insani yardım’ kategorisinden farklı olarak ‘halktan halka’ sloganıyla ‘Küba Halkına Meksika Petrolü’ diyoruz” dedi.
Son dönemde hükümetin bir uyuşturucu karteline ABD ile birlikte düzenlediği operasyona da değinen Cabrera bu tür operasyonların sorunu hiçbir şekilde çözmediğini ve çözemeyeceğini vurguladı. Uyuşturucu ticaretinden elde edilen paranın finans kapitale aktığını vurgulayan Cabrera “Biz uyuşturucu olgusunu sermaye birikiminin genişleme sürecinin bir parçası olarak anlıyoruz ve bu nedenle bu barbarlığın, bu ağır sorunun çözümünü sistemin kendisinin tasfiyesinde görüyoruz” dedi.
soL TV’nin yönelttiği sorular ve Cabrera’nın yanıtları şöyle:
Bugün bütün dünya, özellikle bizim bölgemizde, yani Ortadoğu’da devam eden savaşlar nedeniyle emperyalist saldırganlığı konuşuyor. Ancak yakın zamana kadar, ABD emperyalist saldırganlığı dendiğinde odak Latin Amerika idi. Venezuela’da yaşananlar, ABD’nin Meksika dahil birçok Latin Amerika ülkesine yönelik tehditleri ve Küba’da devam eden durum… Bu saldırganlığın ve Trump iktidarının politikalarının yansımaları Meksika’da nasıl hissediliyor? Hem siyasi açıdan soruyorum, hem de kamuoyunda nasıl tartışılıyor?
Daha ilk başkanlık döneminden itibaren Trump, Meksika’ya yönelik olarak kendi göçmen karşıtı politikasına uyum sağlamadığı takdirde gümrük tarifeleri uygulama tehdidini kullandı. O dönemin López Obrador hükümeti bu baskıya boyun eğdi ve bu tehditlerin ardından söz konusu politikayı kabul etti. Bu çerçevede Meksika, fiilen “güvenli üçüncü ülke” rolünü üstlenmeyi ve Orta Amerika ülkelerinden ABD’ye yönelen emek göçü dalgasına karşı bir tür tampon, bir set haline gelmeyi kabul etti.
Sonra, ikinci Trump iktidarı başlarken yeniden bir gümrük tarifeleri tehdidi geldi. Burada bazı sebepler ve talepler vardı. Birincisi uyuşturucu trafiğine karşı savaş, ikincisi de birtakım ekonomik değişikliklerdi. Ayrıca Meksika devletinden, egemen sınırlarını dronlara, askerlere ve güvenlik teçhizatına açması, bunların Meksika içinde var olabilmesi talep edildi. Bir de Küba ile olan petrol ticareti ilişkisinin sonlanması istendi.
'Sosyal demokrat hükümet ABD'ye bir dizi taviz verdi'
Ne yazık ki tüm bu durumlarda Meksika devleti, sosyal demokrat hükümet Sheinbaum yönetimi geri adım attı. Her ne kadar belli bir söylem olsa da, “hayır” denilse de, “Meksika egemenliğine saygı duyuluyor” denilse de, hukuki süreler dahi tamamlanmadan iade sürecine birçok uyuşturucu karteli lideri için izin verildi. Biz elbette uyuşturucu karteli liderlerinin, suçluların cezalandırılmasından yanayız, ancak bu cezayı Meksika hapishanelerinde çekmelerinden yanayız. İade uygulamasına ilkesel olarak karşıyız. İadenin ABD tarafından kullanıldığını biliyoruz; uyuşturucuyla mücadelede hukuki bir araç olarak değil, siyasi bir araç olarak kullanıyorlar bunu.
Bunun örneklerinden biri de FARC komutanlarından Simón Trinidad’ın iadesi. Kendisi hâlen ABD’de tutuklu bulunuyor. Başka birçok örnek daha sayılabilir. Aslında bir dizi taviz verildi. “ABD Meksika hükümetine yön vermiyor” deniyor ama Ocak ayından itibaren Meksika’dan Küba’ya petrol tankerlerinin gönderilmesi durduruldu. Üstelik bu bir bağış değildi, ticari bir ilişkiydi.
Evet, ABD emperyalizminin Meksika halkı üzerindeki baskısı çok güçlü. Bir saldırı tehdidi de var. Anladığımız kadarıyla bu gerçek bir tehdit. ABD her zaman Meksika üzerinde toprak ve ekonomik emeller taşımıştır. Hatırlayalım ki 1847’de topraklarının yarısından fazlasını ele geçirdi. Ve bu yayılmacı eğilimi, Trump yönetiminin de gösterdiği gibi, Meksika için de gerçektir. Bu yüzden biz bir uyarı yapmaya çalışıyoruz: emperyalist bir saldırı ihtimali gerçektir.
Ancak burada tavrımızın ne olduğunu doğru kavramak gerekir. Bu, kaba bir ABD karşıtlığı ile açıklanacak bir tutum değildir. Çünkü ABD halkı ve işçileri bizim kardeşlerimizdir. Mesele emperyalizme ve onun yayılmacı politikalarına ve Meksika hükümetinin teslimiyetçi tutumlarına karşı çıkmaktır.
'Küba'ya insani yardım kategorisini reddediyoruz, 'halktan halka' sloganıyla Meksika petrolü Küba'ya diyoruz'
Meksika-Küba ilişkisi hakkında biraz daha konuşmak isteriz. Elbette iki ülke arasındaki ticari ilişki, sosyalist Küba’nın ekonomisi açısından son derece önemliydi. Sizin de söylediğiniz gibi bu ilişki, Trump yönetimi başta olmak üzere emperyalistlerin siyasi baskıları nedeniyle ciddi biçimde zayıfladı. Ancak Meksika’da onlarca yıldır Küba ile güçlü bir dayanışma hareketi de var. Sizin de parçası olduğunuz Meksika Komünist Partisi bu dayanışma hareketinin önemli bir unsuru. Bu dayanışma hareketi son aylarda ABD’nin hem Küba’ya hem de Meksika’nın egemenliğine yönelik bu saldırganlığına karşı neler yaptı?
Öncelikle şunu bağlamına oturtmak gerekir: Meksika hükümeti, Küba ile olan devletler arası anlaşmaları ihlal etti ve petrol taşıyan gemileri göndermeyi bıraktı. Bunun yerine Küba’ya yönelik bir insani yardım kampanyası başlattı. Elbette Küba ile her türlü dayanışma bizim açımızdan olumludur, ancak bize göre Küba insani yardıma muhtaç ülkeler kategorisine girmez. Yani devletin ya da devrimci sürecin sorumluluğundan kaynaklanan bir felaket durumu yaşamıyor; doğal veya çevresel bir trajediden de söz edemeyiz. Bu durum tamamen emperyalist ablukanın sonucudur.
Dolayısıyla biz “insani yardım” kategorisini kabul etmiyoruz, hele hele bu Meksika egemenliğinin ABD’ye devrini gizlemek için kullanılıyorsa hiç kabul etmiyoruz.
1938 yılında petrol işçilerinin grevleri, onlarla dayanışma amacıyla yapılan genel grev ve Meksika halkının mücadelesi sonucunda petrol kamulaştırıldı. 1938’den bu yana petrol ulusal mülkiyettir. Meksika bunu istediği gibi satma, ticaretini yapma ya da uygun gördüğüne verme hakkına sahiptir. Bu nedenle ABD’nin baskısını kabul etmek Meksika’nın egemenliğinden tamamen vazgeçmektir.
Öte yandan 3 Ocak’tan bu yana, yani ABD’nin Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırısının gerçekleşmesinden sonra —ki ne yazık ki orada kahramanca hayatını kaybeden Kübalı devrimciler dışında ciddi bir direniş de olmadı— Küba’ya karşı tehdit ve saldırıların arttığı bir kampanya başlatıldı. Saldırı derken Trump yönetiminin petrol ticaretini engellemeyi ve Küba’yı enerji açısından boğmayı amaçlayan memorandumundan söz ediyorum.
Meksika halkı içinde özellikle insani yardım alanına odaklanan önemli bir dayanışma dalgası ortaya çıktı. Biz ise elimizden geldiğince harekete geçirebildiğimiz dayanışma çabalarını Küba’ya bir petrol gemisi gönderme kampanyasına yönlendirmeyi tercih ettik. Bunun mümkün olduğunu biliyoruz; 1992’de bunu yaptık, bir kampanya yürüttük ve halkın kaynaklarıyla satın alınan bir petrol tankerini Küba’ya gönderdik.
Bugün de pek çok zorluğa rağmen bunun mümkün olduğunu düşünüyoruz. Sonuç ne olursa olsun bizim görevimiz Küba halkıyla omuz omuza durmaktır ki enerji açısından boğulmasın. Biz bu doğrultuda hareket ediyoruz. Meksika halkının Küba halkına ve hükümetine büyük bir dayanışma gösterdiğini düşünüyoruz. Biz “insani yardım” kategorisinden farklı olarak “halktan halka” sloganıyla “Küba Halkına Meksika Petrolü” diyoruz.
'Uyuşturucuya değil halka karşı yürütülen savaş'
Son olarak, Latin Amerika’da çok iyi bilinen ama Türkiye’deki izleyicilerin pek aşina olmadığı bir konuyu biraz açmak isteriz: genel anlamda uyuşturucu kaçakçılığı meselesini. 11 Eylül saldırılarından önce emperyalist saldırganlığın başlıca gerekçelerinden biri “uyuşturucu kaçakçılığına karşı savaş” söylemiydi. Şimdi bu söyleme yeniden dönüldüğünü görüyoruz; özellikle Latin Amerika kıtasındaki emperyalist müdahaleleri meşrulaştırmak için yeniden devreye sokuluyor. Meksika da elbette bu konuda kilit ülkelerden biri. Bu mesele bütün kıtayı ilgilendiriyor ve aynı zamanda dünya ölçeğinde bir boyutu var. Bize bu konuda bir perspektif sunabilir misiniz? Yalnızca ABD’nin söylemi açısından değil; Meksika’da uyuşturucu kaçakçılığı meselesinin gerçekliği nedir, bu konuya nasıl yaklaşmak gerekir? Özellikle Meksika ve kıta işçi sınıfının perspektifinden nasıl ele alınmalıdır?
Evet, bu gerçekten Meksika halkı için büyük bir sorun ve bir dram. “Uyuşturucuya karşı savaş” denilen bir süreç var. Bu süreç 2006–2007 yıllarında Felipe Calderón hükümeti döneminde başladı ve bugüne kadar devam etti. Bu savaşın sonucunda yaklaşık yarım milyon ölü ve kayıp var. “Kayıp” terimi onları bulma umuduyla kullanılıyor ama büyük ihtimalle onlar da ölüler listesine eklenmiş durumda. Bu da bunun aslında halka karşı yürütülen gerçek bir savaş olduğunu gösteriyor.
Özellikle hayatını kaybedenler çoğunlukla genç yaş grubundaki Meksikalılar. Meksika’da hepimizin bildiği bir şey var; birçok veri de bunu kanıtlıyor: ülkemizdeki uyuşturucu ticareti devletle el ele, onunla ilişki ve ona tabiiyet içinde işler. ABD’de “narko-devlet” gibi teoriler ortaya atılıyor ama durum öyle değil; karteller devletten üstün değil, hâlâ burjuva devlet baskın güç ve çıkarlarına göre uyuşturucu gruplarını ve çetelerini örgütlüyor.
Bu son derece karmaşık bir sorun; üretim, dağıtım, dolaşım ve tüketim kısımları var. Bu nedenle bu olguyla mücadele tek bir ülkeyle sınırlı olmamalı. Örneğin en büyük tüketici olan ABD söz konusuysa, orada da dağıtım ve dolaşım ağları vardır. Sorunun tüm boyutlarıyla mücadele edilmezse çözülmesi zor olacaktır.
Ayrıca bu aynı zamanda kapitalist bir birikim sürecidir. Bu yüzden bir yanda onun karanlık yüzü vardır; Marx’ın dediği gibi bütün gözeneklerinden kan ve çamur akıyor. Ama ikinci bir düzeyde bu para nereye akıyor diye bakarsak, açıkça finansal sistem üzerinden akıyor; bankacılık sistemi aracılığıyla gayrimenkul sektörüne, inşaat sektörüne, tarım sanayine, hizmet sektörüne ve yatırımlara gidiyor.
Ama şunu özellikle vurguluyoruz: bu para esas olarak finans kapital alanına akıyor; uyuşturucu ticareti borsada işlem görüyor. Biz uyuşturucu olgusunu sermaye birikiminin genişleme sürecinin bir parçası olarak anlıyoruz ve bu nedenle bu barbarlığın, bu ağır sorunun çözümünü sistemin kendisinin tasfiyesinde görüyoruz.
Bir başka unsur daha: Meksika’da ve Latin Amerika’da uyuşturucu sorunu aynı zamanda ABD’nin devlet ihtiyaçlarıyla da bağlantılıdır. Meksika’da afyon, haşhaş ve esrar üretiminin teşvik edilmesi İkinci Dünya Savaşı sırasında askeri ihtiyaçlarla ilgilidir; aynı şekilde ABD’deki göçmen işgücü ihtiyacıyla da bağlantılıdır.
Hepimiz biliyoruz ki İran-Kontra süreci sırasında ABD, El Salvador, Guatemala ve Nikaragua’daki kontrgerilla faaliyetlerini finanse etmek için kartellerin oluşumunu teşvik etti. Bu, İran’a karşı yürütülen faaliyetler için de geçerli. Yani karteller meselesi sadece Meksika devletiyle değil, aynı zamanda ABD ile de bağlantılıdır; uyuşturucu tacirlerini tek tek hedef alarak mücadele etme fikri sadece bir illüzyon, bir propaganda hamlesidir.
'Uyuşturucu sorununu ancak devrimci bir işçi iktidarı çözebilir'
Örneğin birkaç hafta önce Meksika devletinin egemenliğinin devrinin bir başka göstergesi olarak ABD’nin katıldığı ve istihbarat sağladığı bir operasyonda Meksika’daki kartellerden birinin lideri, Jalisco Nueva Generación kartelinin lideri yakalanıp infaz edildi. Ama bu hiçbir sorunu çözmedi; yani Meksika’da uyuşturucu sorunu ortadan kalkmadı, sadece yönetim değişiklikleri oldu ve sorun olduğu gibi devam ediyor.
Yani bu gerçekten bir trajedi. Örneğin “narko kampları” denilen bir şey var: insanları iş vaadiyle kandırarak işe alıyorlar; insanlar iş ve maaş arıyor, ilanlarda iyi fırsatlar olduğunu görüyor ama aslında ya zorla çalıştırılmak üzere alıkonuluyorlar ya da tetikçi olarak eğitiliyorlar. Bu tür birçok kamp ortaya çıkarıldı ve Meksika’daki gazeteciler bunlara haklı olarak “imha kampları” adını veriyorlar. Bunlardan biri Jalisco’daki Teuchitlán’da; burada yüzlerce insan kalıntısı bulundu.
Yani bu çok ciddi bir sorun. Bizim görüşümüze göre ise bu sorun ancak onu ortadan kaldırmak için sonuna kadar gitmeye kararlı devrimci bir işçi iktidarı yoluyla bastırılabilir.
Teşekkürler. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bu sorunların temelinde, yani ABD’nin Latin Amerika halklarına yönelik bu saldırılarının temelinde kapitalist Çin ile olan ekonomik çatışma yatıyor. Son 25 yılda Çin’in Latin Amerika’daki ekonomik gelişiminde yükselen bir eğilim görülür. Çin bugün Brezilya, Şili, Arjantin ve Uruguay’ın başlıca ekonomik ortağıdır; ayrıca Peru için de çok önemli bir ortak.
Ve Meksika’da da büyüyor; Chancay Limanı gibi birçok altyapı projesi geliştirdi, Panama Kanalı’ndaki varlığı da cabası.
Yani Latin Amerika üzerinde Çin ile ABD arasında keskin bir rekabet olduğunu anlıyoruz. Bu ancak şu temelde anlaşılabilir: ABD’nin yeni güvenlik doktrini ya da Monroe Doktrini’nin Trump korolaryumu (Trump Corollary) olarak bilinen şey de budur. Bu güvenlik stratejisinin Latin Amerika’da ve dünyada Çin ekonomisiyle mücadele gibi açık bir hedefi var.
Ekim ayından itibaren Amerikan filosunun Karayipler’deki varlığını ve 3 Ocak’ta Venezuela halkına yönelik petrolü ele geçirmek amacıyla gerçekleştirilen saldırıyı bu şekilde açıklayabiliriz. Yani bunun nesnel temeli budur.
Burada halkların görevi ise sermayeye ve emperyalizme karşı mücadele etmektir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.