Breadcrumb
TUDEH temsilcisi soL TV'ye konuştu: İran dış müdahaleyle rejim değişikliği kabul etmeyeceğini ortaya koydu
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 24.04.2026 , 13:05 Güncelleme Tarihi: 24.04.2026 , 16:38
TUDEH Partisi Uluslararası İlişkiler Sekreteri Navid Shomali, İran'da son dokuz ayda yaşanan yıkıcı savaş sürecini ve ABD ile İsrail'in saldırılarını değerlendirdi.
24. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı Çalışma Grubu toplantısı kapsamında İstanbul’da bulunan, ardından da TKP’nin düzenlediği Küba ile dayanışma etkinliğine katılan İran TUDEH Partisi Uluslararası İlişkiler Sekreteri Navid Shomali, soL TV’nin sorularını yanıtladı.
Son dönemde bölgede tırmanan gerilimin yalnızca askeri bir çatışma olmadığını belirten Shomali, meselenin özünde ABD ve İsrail ekseninin İran'a dışarıdan bir yönetim dayatma çabasının yattığını vurguladı.
‘Amacı İran'da rejim değişikliğiydi’
Dokuz ay gibi kısa bir sürede dünyanın en büyük iki askeri gücüyle yaşanan savaşların sıradan askeri operasyonlar olmadığını ifade eden Shomali, bu sürecin yıkıcı etkilerine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
İçinde bulunduğumuz durum, yakın tarihimizdeki en zorlu dönemdir çünkü dokuz ay gibi bir süre içinde iki savaş yaşandı. Bu savaşların ikisi de askeri anlamda en güçlü diyebileceğimiz ABD ve dünyadaki en güçlü orduya sahip ülkelerden biri olan İsrail ile gerçekleşti. Bu iki ülke İran’a saldırdı ve İran’ın askeri anlamda onlarla başa çıkamayacağını düşündüler. Sonuç olarak savaşın altyapıya etkisi, İran halkının gündelik yaşamına etkisi ve ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısına etkisi en iyimser değerlendirmeyle felaket seviyesinde oldu.”
Hedefin doğrudan mevcut yönetimi devirmek olduğunu belirten TUDEH temsilcisi, “Ayrıca bildiğiniz gibi bu iki savaş girişiminin amacı İran’da rejim değişikliğiydi. Bunları İran’a yönelik sıradan saldırılar olarak görmek doğru olmaz. İsrail’in 2025 yılı Haziran ayında gerçekleştirdiği saldırının arka planında kısa sürede bir rejim değişikliği gerçekleştirme ve ABD çıkarlarına hizmet edecek daha gerici bir rejim kurma hedefi bulunuyordu. Ancak bu girişim başarısız oldu, sonraki süreçteki girişimler de benzer şekilde sonuçsuz kaldı” dedi.
‘Başsız bırakma’ planı
Görüşmelerin perde arkasına dair önemli bilgiler paylaşan Shomali, hem Haziran hem de Şubat aylarındaki askeri saldırıların doğrudan diplomatik çözüm ihtimalini ortadan kaldırmak üzere zamanlandığını savundu. Tarafların aslında uzlaşmaya çok uzak olmadığını belirten Shomali, süreci şöyle anlattı:
Her iki durumda da görüşmeler uzlaşma noktasına çok uzak değildi. Haziran ayında görüşmelerin altıncı turunun başlamasından 48 saat önce saldırı gerçekleşti.”
Masada sabote edilen barış
Benzer bir senaryonun 26 Şubat 2026'da Cenevre'de tekrarlandığını, Umman Başbakanı ve Birleşik Krallık hükümeti danışmanı Jonathan Powell'ın da bu sürece tanıklık ettiğini hatırlatan Shomali, barış planı masadayken saldırının nasıl başladığını şu sözlerle ifade etti:
27 Şubat’ta Netanyahu, Trump ile görüşerek İranlı liderlerin aynı yerde olacağını ve bu toplantıya saldırarak rejimi başsız bırakabileceklerini söyledi. Bunun üzerine Trump savaşın başladığını ilan etti ve 28 Şubat sabahı İsrail jetlerinin İran’a saldırısı başladı. Bu saldırı son derece sarsıcıydı; rejimin en üst düzey liderleri, aileleri ve çok sayıda üst düzey yetkili öldürüldü. Ancak beklentilerin aksine rejim çökmedi.”
Bu süreçten öğrenilen iki şey ne: ‘İsrail sıkıştı, İsrail’i hava savunma sistemi sarsıldı’
12 Gün Savaşı'nda ABD ve İsrail’in birlikte hareket ettiğinin daha sonra ortaya çıktığını işaret eden Shomali şöyle konuştu:
İsrail ile anlaşan ABD’nin bu süreçte birlikte hareket ettiği daha sonra ortaya çıktı. İlk başta İsrail’in tek başına hareket ettiği söyleniyordu. Ancak kısa süre sonra bunun önceden planlanmış bir askeri harekât olduğu anlaşıldı. İran’a yönelik saldırıların 12. gününden sonra İran halkı kenetlendi ve dışarıdan dayatılan bir rejim değişikliğini kabul etmeyeceklerini açıkça ilan etti. Ülkelerini sonuna kadar savunacaklarını söylediler ve sonuçta saldırı başarısız oldu.
Savaşın 12. gününde Trump hızlı bir karar değiştirerek İran’daki üç nükleer tesisi bombardımanla devre dışı bırakmaya çalıştı ve bir ateşkes dayatmaya yöneldi. Bu süreçte iki şey öğrendik:
Birincisi, bu durumun İsrail’in sıkışmışlığını gösterdiği; ikincisi ise İsrail’in hava savunma sistemine duyduğu güvenin sarsıldığıdır. İran füzelerinin bu sistemi aşamayacağı söyleniyordu ancak Tel Aviv, Hayfa ve diğer şehirlerin vurulmasıyla bu algı değişti.”
‘İran dış müdahaleyle rejim değişikliği kabul etmeyeceğini ortaya koydu’
Üst düzey kayıplara ve ağır saldırılara rağmen rejimin çökmemesinin temel nedeninin İran halkının dış müdahaleye karşı aldığı net tavır olduğunu vurgulayan Shomali, İran tarihindeki ABD destekli darbeyi hatırlattı:
İran halkı dış müdahaleyle rejim değişikliğini kabul etmeyeceğini açıkça ortaya koydu. Bu, mevcut rejimin tamamen desteklendiği anlamına gelmiyor; ancak İran’ın geleceğine yalnızca İran halkının karar vermesi gerektiği vurgulanıyor. Tarihsel olarak da benzer müdahaleler yaşandı; 1953 yılında demokratik bir hükümet darbeyle devrilmiş ve ülkeye uzun süreli bir diktatörlük dayatılmıştı.
Bu süreçte ABD ve İsrail’in planlı bir şekilde rejim değişikliği hedeflediği açıkça görülmektedir. 11 Şubat’ta Washington’da yapılan üst düzey toplantılarda bu planın detaylarının görüşüldüğü bilinmektedir. Netanyahu’nun dört aşamalı planının son aşaması rejimi başsız bırakmaktı. Bu kapsamda çok sayıda üst düzey yetkili öldürüldü, müzakere temsilcileri hedef alındı ancak tüm bu çabalar başarısız oldu.
İran halkı sözünü tuttu ve geleceğini kendisinin belirleyeceğini vurguladı. Aynı zamanda İsrail’in güçlü savunma sistemlerine rağmen İran füzelerini engelleyemediği görüldü. İsrail’de ciddi hasar oluştu, altyapı zarar gördü ve toplumda büyük bir güvensizlik ortaya çıktı. İsrail halkı uzun süre evlerinden çıkamaz hale geldi, ekonomi durma noktasına geldi. Elbette bu süreç her iki taraf için de yıkıcı oldu. İran da ağır bombardıman altında kaldı; on binlerce bomba atıldı ve ülkenin sanayi altyapısı büyük zarar gördü. Üniversiteler, tarihi eserler ve üretim tesisleri ciddi hasar aldı. Bu durum milyonlarca insan için ekonomik belirsizlik yarattı.
Bugün gelinen noktada ABD bu durumu bir zafer olarak sunmaya çalışacaktır. Ancak gerçek şu ki İran halkı boyun eğmemiştir ve uluslararası kamuoyunun büyük bölümü İran halkının yanında yer almıştır. Bu savaşın uluslararası hukuk açısından yasadışı olduğu geniş ölçüde kabul edilmiştir. ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiği artık açık bir gerçektir.
İran halkı barış, egemenlik, insan hakları, demokratik haklar ve toplumsal adalet istemektedir. Bu hedeflere ulaşmanın yolu kendi gücüne güvenmekten geçmektedir. Uluslararası dayanışma bu süreçte büyük önem taşımaktadır.
Ortadoğu’nun geleceği konusunda büyük kaygılarımız var. Çok taraflı görüşmelerin mevcut haliyle yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Uluslararası hukuku tanımayan aktörlerin sorumluluk alması ve verdikleri zararın bedelini ödemesi gerekmektedir.”
Emekçiler için ağır bilanço ve yeniden inşa çağrısı
Savaşın faturasının en çok İranlı işçiler ve ülkenin altyapısı üzerinde hissedildiğini belirten Navid Shomali, yaşanan ağır tahribatı şu verilerle ortaya koydu:
İran’ın sanayi altyapısı neredeyse tamamen yok edilmiş durumdadır. 31 üniversite ağır hasar almış, tarihi eserler zarar görmüş ve üretim kapasitesi ciddi şekilde düşmüştür. Bu durum milyonlarca işçi için büyük bir belirsizlik yaratmaktadır.”
Uluslararası hukukun ihlal edildiğinin açık bir gerçek olduğunu söyleyen Shomali, açıklamasını uluslararası dayanışma çağrısıyla tamamladı:
Uluslararası kamuoyunun desteği ve barış mücadelesi veren insanların dayanışması hayati önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde İran yeniden inşa edilebilir. Hedef, halk tarafından seçilen ve denetlenen, demokratik ve barışçıl bir İran’ın kurulmasıdır. Bunun mümkün olduğuna inanıyoruz. Barışın yeniden Ortadoğu’ya geleceğini umut ediyoruz.”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.