Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mekke İttifakı'nda boş kalan koltuk sahada doluyor: Mısır da Suudi Arabistan’ın safına mı geçiyor?

Karşılıklı güvensizlikler ve bölgesel hesaplar nedeniyle Mekke İttifakı'nın dışında kalan Mısır, Yemen cephesinde AKP ve İslamabad yönetimlerinin yanına hizalanıyor. Cumhurbaşkanı Sisi’nin çağrısıyla toplanan Mısır Ulusal Savunma Konseyi, Suudi monarşisine tam destek kararı aldı.

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 18.10.2026 , 18:35 Güncelleme Tarihi: 18.10.2026 , 18:37

Aylarca süren pazarlıklarda adı "dördüncü ortak" olarak geçen, ancak imza günü masadaki koltuğunu boş bırakan Kahire yönetimi dikkat çekici adımlar atıyor.

Geçtiğimiz ağustos ayında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan "Mekke İttifakı"na katılmayan Mısır, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ısrarlı "yakında aramızda olacak" mesajlarına rağmen resmi paktın dışında kalmayı tercih etmişti. 

Kapalı kapılar ardında imzalanan ve içeriği kamuoyundan gizlenen anlaşmanın, NATO’nun kolektif savunma ilkesini kopyalayan "bir ülkeye yönelik saldırının diğer müttefiklere de yapılmış sayılacağı" maddesi ise çok geçmeden sahadaki gerçeklerle yüzleşti. Yemen’i yıllardır abluka ve bombardıman altında tutan Suudi Arabistan ile Ensarullah hareketi arasındaki çatışmaların yeniden alevlenmesi, kağıt üzerindeki taahhütleri sıcak bir savaş gündemine dönüştürdü. 

Riyad’ın ağır darbeler alması üzerine Türkiye ve Pakistan, Suudi topraklarına asker ve askeri teçhizat konuşlandırma kararı almıştı. Şimdi ise anlaşmaya imza atmayan Mısır, Suudi monarşisini korumak için "mümkün olan her türlü desteği sağlama" kararıyla aynı cephede hizalanıyor.

Kızıldeniz’den Riyad’a uzanan ateş hattı

Mısır’ı da içine çeken bu askeri hareketliliğin arka planında, Suudi Arabistan’ın 12 yıldır Yemen topraklarında yürüttüğü yıkım politikasının bumerang gibi Riyad’ı vurması yatıyor.

2022’den bu yana süren kırılgan ateşkes iklimi, geçtiğimiz temmuz ayında Suudi yönetiminin Sana Uluslararası Havalimanı’nı hedef almasıyla son buldu. Bu saldırıya Kızıldeniz’de ilan ettiği deniz ablukasıyla yanıt veren Ensarullah, yasağı delen petrol tankerlerini vurarak Riyad’ın ticaret damarlarını kesti. Çatışmaların kısa sürede şiddetlenmesiyle savaş doğrudan Suudi Arabistan topraklarına taşındı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran’ın gerçekleştirdiği misillemeler ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla, Körfez monarşilerinin yıllardır güvendiği Amerikan koruma kalkanı delik deşik olmuştu. Güvenlik paniğine kapılan Riyad’ın imdadına ise Washington’ın gözetiminde kurulan yeni bölgesel mekanizmalar yetişti.

Temmuz sonunda kurulan 14 devletlik deniz görev gücünün ardından, 7 Ağustos’ta AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" imzalandı.

Ekim ayı başında Riyad’da olağanüstü toplanan Mekke İttifakı, Türkiye ve Pakistan birliklerinin hızla Suudi Arabistan’a konuşlandırılması kararlaştırıldı. AKP, Meclis denetiminden kaçırılan bir anlaşmayla, Türkiye’nin askeri kapasitesi Körfez sermayesinin ve enerji koridorlarının güvenliğine tahsis etme kararı aldı.

'Müslüman Dörtlüsü'nden üç ayaklı masaya: Kahire neden imza atmamıştı?

Oysa bu askeri pakt ilk tasarlandığında masa üç değil, dört ayaklıydı.

2024 yılından itibaren "Ortadoğu’nun güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme" iddiasıyla yürütülen diplomasi trafiğinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yanı sıra Mısır da ana aktörlerden biri olarak yer alıyordu. 

Dış basında "Müslüman Dörtlüsü" adıyla anılan bu taslak doğrultusunda Kahire, geçen yıl Pakistan ile zırhlı araç ve hafif silahların ortak üretimi için anlaşmış, Riyad ile stratejik ortaklık görüşmelerini sıklaştırmıştı. Benzer şekilde Ankara ile Kahire arasında yıllar süren diplomatik kopuş da geride bırakılmış, ilişkiler askeri entegrasyon aşamasına taşınmıştı.

Ne var ki 7 Ağustos’taki imza töreninde Mısır yer almadı. Suudi sermayesini, Pakistan’ın nükleer şemsiyesini ve Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesini birleştirmeyi hedefleyen anlaşmada Kahire’nin eksikliği, kurulan denklemin iç çelişkilerini de açığa çıkardı.

Ankara cephesi ise bu boşluğu başından itibaren geçici bir pürüz gibi sunmaya çalıştı. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan paktın tüm bölge ülkelerini kapsayacak şekilde genişlemesini hedeflediklerini söylerken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Mısır’ı "doğal ortak" ilan etti. Fidan, "Zaten şu anda ittifak üyesiymiş gibi davranıyoruz. Birkaç tane teknik husus var, bunlar hayata geçtiği zaman Mısır'ın olmaması için hiçbir sebep yok" diyerek Kahire’ye açık davette bulundu. Hatta Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Kahire’de düzenlediği ortak basın toplantısında da istişarelerin sürdüğünü belirterek, "Mısır bizim doğal ortağımız, inşallah yakında resmi ortağımız da olur" ifadelerini kullandı.

Ancak diplomatik kulislerden sızan bilgiler, Mısır’ı imza masasından uzak tutan nedenlerin Fidan’ın iddia ettiği gibi "teknik pürüzler" değil, derin siyasi ve stratejik hesaplar olduğuna işaret ediyordu.

Bloklar arası sıkışma, Doğu Akdeniz hesapları ve Riyad’ın güvensizliği

İddialara göre Kahire’nin anlaşmaya mesafeli durmasının arkasında birden fazla başlık yatıyordu.

Mısır merkezli Mada Masr’ın diplomatik kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre Kahire, Mekke Anlaşması’nı eşit bir ortak savunma mekanizmasından ziyade "Suudi Arabistan liderliğinde şekillenen siyasi bir blok" olarak değerlendirdi. Anlaşmanın diğer üyelerden çok Riyad’ın güvenliğine hizmet edeceğini düşünen Mısır yönetimi, Suudi Arabistan’ın cephede karşılaşacağı askeri tehditler karşısında bağlayıcı bir yükümlülük altına girmekten kaçındı.

Öne çıkan diğer iddia ise Mısır'ın bölgesel kamplaşmadan kaçındığına dairdi. Bir yanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan; diğer yanda İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Hindistan’ın yer aldığı bölgesel kamplaşmada Kahire, hareket alanını daraltacak net bir saflaşmaya girmek istemedi. Özellikle BAE ile güçlü savunma anlaşmaları bulunan ve Abu Dabi’den milyarlarca dolarlık yatırım alan Abdulfettah es-Sisi yönetimi, başta Sudan olmak üzere pek çok sahada çıkar çatışması yaşayan Suudi Arabistan ile BAE arasında taraf konumuna düşmekten çekindi.

Mısır'ın endişelendiği diğer başlık da Doğu Akdeniz'deki konumlanışıydı. Çünkü Türkiye’nin içinde bulunduğu resmi bir askeri ittifaka girmek, Kahire’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs ile inşa ettiği enerji ve güvenlik ortaklıklarını riske atma potansiyeli taşıyordu.

Riyad mı veto etti?

Üstelik masadaki tek çekince Kahire’ye de ait değildi, iddialara göre madalyonun diğer yüzünde bizzat Riyad’ın Mısır’a yönelik vetosu vardı. Middle East Eye’a konuşan Suudi kaynaklar, Ankara’nın tüm ısrarlarına karşın Riyad yönetiminin Mısır’ın katılımına "en azından şimdilik" onay vermediğini aktarmıştı.

Bu itirazın temelinde, Suudi sarayının Sisi yönetimine duyduğu güvensizlik yatıyordu. 2013’teki askeri darbeden bu yana Mısır ekonomisine yaklaşık 25 milyar dolar akıtan Riyad, devasa mali desteğe karşılık ne Yemen’de ne de İran krizinde Kahire’den beklediği askeri sadakati görebilmişti. 

Eski bir kıdemli Suudi danışmanın "Mısır her zaman bize ve ABD’ye bağımlı olmuştur; hiçbir şey vermez, sadece alır" sözleri bu gerilimi özetliyordu. Sisi’nin BAE lideri Muhammed bin Zayid ile yakınlığı ve olası İran saldırılarına karşı BAE’ye savaş uçakları gönderirken Riyad’a benzer bir destek sunmaması da Suudi yönetimini rahatsız etmişti. 

Ayrıca Riyad’ın, Türkiye’nin SİHA ve savunma sanayii kapasitesi ile Pakistan’ın nükleer gücü yanında Mısır ordusunun ittifaka somut bir ağırlık katmayacağını düşündüğü belirtiliyordu.

Tüm bu gelişmelere karşın Mısır'dan yeni bir hamle geldi

Ağustos ayında karşılıklı güvensizlikler ve stratejik hesaplarla ittifakın dışında kalan Kahire, Yemen füzelerinin Suudi Arabistan’ı sarsması ve Türkiye ile Pakistan’ın sahaya inme kararı almasının ardından pozisyonunu değiştirdi.

İlk işaret fişeği dün Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’den geldi. Başkent Kahire’nin doğusundaki Mısır Askeri Akademisi’nin mezuniyet töreninde kürsüye çıkan Sisi, "Suudi Arabistan’ı korumak ve savunmak için her türlü adımı atacaklarını" ilan etti. Mısır ve Suudi Arabistan’ı "Arap ve İslam dünyasının kalbi" olarak niteleyen Sisi, Suudi sınırlarına ve güvenliğine yönelik hiçbir tehdidi kabul etmeyeceklerini söyledi.

Ancak Sisi’nin konuşmasındaki en dikkat çekici bölüm, bu askeri taahhüdün gerekçesini ve çerçevesini açıkladığı sözler oldu. Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın "direktifleri doğrultusunda" Riyad’ın talep edeceği her türlü adımı atmaya hazır olduklarını belirten Sisi, talep gelmesi halinde yetki almak üzere Mısır Meclisi’ni acil oturuma çağıracağını duyurdu. 

Hemen ardından da 2013 yılındaki darbe sürecinde başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin kendi yönetimine verdiği finansal ve siyasi desteğe teşekkür ederek, "Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin ulusal güvenliğinin birbiriyle bağlantılı olduğu doğrudur" dedi.

Böylece 2013’te Mursi’nin devrilmesi sürecinde AKP iktidarının "darbenin finansörü" diyerek hedef aldığı, Sisi’nin ise iktidarını borçlu olduğu milyarlarca dolarlık Körfez kredisinin siyasi senedi, 13 yıl sonra Yemen cephesinde tahsil edilmeye başlandı.

Sisi’nin konuşmasının hemen ardından devlet mekanizması hızla harekete geçti.

Mısır resmi ajansı MENA’nın duyurduğuna göre, Sisi’nin Suudi Arabistan’a destek amacıyla yetki talebinde bulunması üzerine Mısır Meclisi Genel Sekreterliği dün yazılı bir açıklama yayımladı ve Meclis Genel Kurulu’nun bugün olağanüstü toplanacağını bildirdi.

Öte yandan Meclis’teki yetki oylaması öncesinde bugün başkent Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda Sisi başkanlığında Mısır Ulusal Savunma Konseyi toplandı. Başbakan, Meclis Başkanı, Savunma ve Askeri Üretim Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Genel İstihbarat Servisi Başkanı ile dışişleri, içişleri ve maliye bakanlarının tam kadro katıldığı zirveden, Ensarullah saldırılarına karşı Suudi Arabistan’a "gerekli ve mümkün olan her türlü desteğin sağlanması" kararı çıktı. 

Cumhurbaşkanlığı açıklamasında bu karar, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünü, kazanımlarını ve "İslam’ın kutsal mekanlarını koruma" gerekçesiyle sunuldu.

Sermaye borcu ve bölgesel taşeronluk aynı cephede buluşturdu

Gelinen noktada tablo netleşiyor: Kahire yönetimi, iki ay önce siyasi maliyetinden çekinerek imzasını atmadığı Mekke İttifakı’nın fiili yükümlülüklerini bugün Meclis tezkeresi ve Savunma Konseyi kararlarıyla üstlenmeye hazırlanıyor.

Körfez sermayesinin finansmanı ve Washington’ın kendi askerini ateşe atmadan bölgesel müttefikler üzerinden yürüttüğü güvenlik stratejisi; Ankara, İslamabad ve Kahire’yi Yemen halkının karşısında, Suudi monarşisinin ve petrol tekelinin koruma kalkanı olarak yan yana dizmiş durumda. 

Aylardır kapalı kapılar ardında kurgulanan "dörtlü masa", imzalarla değil, ancak Suudi çöllerine düşen füzeler ve kanıtlanması gereken aidiyetlerle sahada tamamlanıyor.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.