Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kuru Otlar Üstüne: Sametlere sahip çıkma mecburiyeti

"Kafası karışık, kırılgan, yarı umutlu yarı karamsar bir şeyler arayan, öğrencisinin ilgisine muhtaç yalnız biridir Samet."

Cemali Coşkunırmak

Yayın Tarihi: 18.08.2024 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

“Bir Kuru Otlar Üstüne yazısı daha mı” dediğinizi duyar gibiyim. Film izleyiciyle buluştuktan bu yana hem bu köşede hem de sol çevrelerde epey tartışıldı, birçok eleştiri yazıldı ve bu süreç daha devam edecek gibi görünüyor. Demek ki otlar o kadar da kuru değilmiş!

Diğer yandan şunu da belirtmek gerekiyor ki film üzerine yazılıp çizilenlerin çok azı filme hak ettiği özeni gösteriyor. Elimizde üç saati aşan, her kelimesi özenle seçilmiş, sayısız diyalog içeren, önemli konuları dert edinmiş değerli bir üretim var. Bu durum filmi eleştirilemez yapmaz ancak eleştirmeye başlamadan önce filme özenle yaklaşmak, yönetmenin derdini doğru anlamak ve filme hak ettiği değeri vermek zorundayız.

Bu yazının amacı filme dair kapsamlı bir eleştiri yapmaktan ziyade tartışmalarda çok tekrarlanan bazı problemli argümanları ele alarak filmi doğru bir çerçeveye oturtmaktır. Bunu yapabilmenin yolu da filmin sevilmeyen ana karakteri Samet’i ve onun diğer karakterlerle olan ilişkisini anlamaktan geçiyor.

Samet pedofil midir?

Filmin içine girmeyi, onu anlamayı en çok zorlaştırdığını düşündüğüm yorumların başında Samet ile Sevim arasındaki ilişkide bir “sınır ihlali” görmek var. Bu yaygın yoruma göre zaten filmde tacizle suçlanan Samet genel olarak fazla samimi tavırlarıyla, öğrencisine belinden sarılmasıyla, ona ayna gibi ilginç bir hediye almasıyla, yetişkin bir erkek ve bir kız çocuğunun denk olmayan ilişkisindeki sınırı aşıyormuş.

İlk bakışta böyle bir şüphe duymak, çocuk istismarının ülkemizdeki yaygınlığını düşündüğümüzde gayet doğaldır. Ancak, bu şüpheyi film boyunca ve filmden sonra da sürdürerek yönetmeni bir tacizi aklamakla suçlamak çok büyük bir özensizlik ve haksızlıktır. Çünkü yönetmen filmde durumun göründüğü gibi olmadığını ve niyetinin başka olduğunu belirten birçok ayrıntıya yer vermiştir.

Öncelikle filmdeki taciz suçlamasını ele alalım. Samet, ani bir sınıf aramasında Sevim’in çantasından çıkan, kime yazdığını bilmediğimiz aşk mektubunu gülerek okurken Sevim’e yakalanır. Bunun üzerine Sevim’in onuru kırılır, çok üzülür ve mektubunu ister. Samet ise mektubu zaten yırtıp attığını söyleyerek, muhafazakâr Kevser hocanın aksine bu yaşlarda böyle duygular yaşamanın, aşk mektupları yazmanın ne kadar doğal olduğundan bahseder ancak Sevim o kadar üzgün ve kızgındır ki bunları dinlemez bile ve son kez Samet’in gözlerinin içine çok sert bakarak, tehdit eder bir şekilde “yani şimdi mektubumu vermeyecek misiniz hocam” der ve spor odasını terk eder.

Daha sonra, ilerleyen günlerde muhafazakârlığı ile bildiğimiz Kevser hoca tüm kız öğrencileri toplayarak onlara “öğüt” verir: “Giyiminize kuşamınıza, hareketlerinize dikkat edin, erkek hocalarınızla yakınlaşmayın, yanlarından geçerken bile temkinli olun, büyüdünüz artık” gibi şeyler söyler. Bunun üzerine aynı toplantının devamında Sevim ve bir arkadaşı Samet’i ve derslerini çok sıkıcı buldukları, Samet’in en yakın arkadaşı Kenan hocayı tacizle suçlarlar. Aslında, Sevim’in bastırdığı çocuksu öfkesi, Samet’in “ahlakçı bir şeytanın içindeki çamuru kusması” diyerek nitelendirdiği Kevser hocanın laflarıyla kendisine su yüzüne çıkma olanağı bulmuştur.

“Hocam hediye alıp durma dedim sana, bizim buralar sizin oralar gibi değil, her yerin bir geleneği göreneği bir gerçekliği var.”

Mevcut suçlama Samet ile Kenan arasında da bir gerginliğe yol açar. Neden suçlandığını anlamayan ve panikle kendini bir an önce bu işten kurtarmak isteyen, Milli Eğitim müdürüne “ben yanlış anlaşılır diye yeğenime bile sevgi göstermiyorum” diyen Kenan, alıntıdaki laflarla Samet’i suçlayarak kendini rahatlatmaya çalışır. Samet’in bu suçlamaya verdiği cevap ise her şeyi özetler niteliktedir:

“Lafa gelince mangalda kül bırakmazsın mücadele falan, şimdi kılın kıpırdamıyor, sen gerçekliğe teslim olmuşsun, başka adaletsizliklere neden tepki gösteriyorsun ki o zaman, bağnaz alışkanlıklarınızı esnettiysek, beldenize medeniyet getirmek için risk aldıysak fena mı yaptık, sen ben öğretmenler bunu yapmayacaksak kim yapacak, gelenek dediğin cenderenin kölesi olacaksak, sokmayacaksak elimizin taşın altına kim sokacak?”

Samet’in bu lafı sadece Kenan’a değil, yönetmenin hazırladığı incelikliği tuzağa düşen tüm izleyicileredir de aslında. Yönetmen taciz suçlamasının dışında da filmin başında Samet’in Sevim ile olan ilişkisinde bir sınırın aşıldığını bize özellikle düşündürmek ister, örneğin Samet’in Sevim’e okuması için kitap da hediye ettiğini biliyoruz ancak gözümüze sokulan aynadır; aynı şekilde aynanın Sevim’e verildiği sahnedeki kamera açıları bilinçli bir şekilde Samet’in kıza nasıl sarıldığını göstermek için seçilmiş. Peki yönetmen neden böyle bir tercih yapıyor?

Bir öğretmenin ara tatil nedeniyle bir süredir görmediği başarılı öğrencisiyle karşılaştığında ona sarılması, aldığı hediye ile sevgisini göstermesi kadar doğal ve güzel bir şey olamaz. Ancak yönetmen birkaç provakatif hamleyle kurduğu tuzak sayesinde Kenan’ı düşürdüğü gibi “dikkatsiz” izleyiciyi de kolayca gerici Kevser hocayla aynı konuma düşürür ve “aydın” seyirci kendisini bir öğretmenin normalde gayet samimi ve olumlu kabul edilebilecek davranışlarını muhafazakâr ve ahlakçı bir yerden eleştirirken bulur. Bu tuzak Samet karakterinin gelişimini etkileyen nesnel koşulları anlamak açısından, yazının devamında değineceğim meselelerde önemli bir yer tutuyor.

Samet kötücül müdür?

Film üzerine yapılan tartışmalarda en çok konuşulan mesele belki de budur. Okuduğum ve tartıştığım kadarıyla Samet karakterinin çoğunlukla onunla duygudaşlık kurmayı engelleyecek ölçüde kötücül bulunduğunu söyleyebilirim. En yaygın karşıt görüşe göre ise Samet’i kötücül bulanlar samimiyetsizlerdir, insan doğası zaten bencildir, kötücüldür. Bu iki görüş aslında aynı oranda problemlidir ve filmi anlamaktan uzaktır çünkü bu iki tez de filmde statik, tek bir Samet görür ancak ortada bir değişim vardır.

Şu soruyu kendimize sormak zorundayız: Evindeki fazladan karyolasını ihtiyacı olan bir öğrencisine vermek isteyen, işsiz Feyyaz’a borç vererek destek olmaya çalışan ve borcunun peşine bile düşmeyen, “ben köy ürünlerini yiyemiyorum ya” diyen başka bir öğretmene karşı çıkarak uzakta çocuk okutan okul hizmetlisine destek olmaları gerektiğini söyleyen, “sen hayvanına köpeğine insanına acımaya kalkarsan, valla sana acımazlar ha” diyen veteriner Vahit’e rağmen okulun çevresindeki uyuz köpeklerin sağlığını kendine dert edinmiş Samet, nasıl oldu da hiçbir şeyi umursamayan, bencil, saldırgan, sinsi bir insana dönüştü, yani kötücülleşti?

Samet’in en değerli öğrencisi tarafından ağır bir şekilde suçlanması ve olay üzerine çevresiyle yaşadığı gerilim onun için bir kırılma anı olmuştur. Peki kırılan tam olarak nedir, buna cevap vermeden önce ilk olarak Samet’in o köyde ne aradığını anlamaya çalışalım.

Samet’in derdi nedir?

Sürekli köyden gitmeyi düşünüyor ama Sevim’e okuması için kitaplar veriyor, artık pek resim yapmıyor ama fotoğraflar çekiyor, solcu değil ama hep solcularla zaman geçiriyor… Kafası karışık, kırılgan, yarı umutlu yarı karamsar bir şeyler arayan, öğrencisinin ilgisine muhtaç yalnız bir adamdır Samet.

“Sonra Sevim’i düşündüm, onda aradığımı. Bu yaşama kapanmış, kıpırtısız coğrafyada onda aradığım, kendimde bulamadığım bir şeydi belki, bir enerji, aşkınlığın küçük bir belirtisi... Onu değil, onun ötesini düşlemiştim ben. Onun ötesinde kurduğum bir hayal dünyasının sadece aracı kılmak istemiştim aslında onu. Ama biliyordum, aramızda yine çığlıklarımızın birbirine ulaşamayacağı kadar derin ve geniş bir uçurum, bilinçlerimizin yakınlaşamayacağı kadar acımasız bir uzaklık vardı. İmkansızlığı düşlemiştim.”

Filmin sonundaki monologdan da anlayabileceğimiz üzere Sevim, Samet’e bir öğretmen olarak onu yetiştirme amacı vererek onun hayatını anlamlı kılan, ona geleceğe dair umut veren, başka bir dünya hayali kurduran ve bu anlamda aslında yaşama tutunması için ona bir dal uzatan kişidir. İşte kırılan bu dalın kendisidir. Suçlamadan sonraki ilk derste Samet’in “bana bakın o küçük beyinlerinize bir şeyler girsin diye uğraşıyorum, hiçbirinizin ressam olacağı yok, sizler patates şeker pancarı ekeceksiniz ki zenginler rahat yaşayacak, maalesef gerçek bu” ifadesini kullanması yaşanan kırılmanın Samet üzerinde nasıl bir etki yarattığını anlamak açısından çok önemli.

Bu noktada şunu belirtmekte fayda var, kuşkusuz Samet’in Sevim ile olan ilişkisinde sağlıksız olan birçok nokta var. Bir öğretmenin sınıftaki potansiyeli yüksek öğrenciyi kayırma kolaycılığı göstermesi, yetişkin bir insanın bir çocuğa bu kadar anlam yüklemesi ve bu anlam boşa çıkınca sonradan pişman olsa da acısını çocuktan çıkarması çok problemli. Ancak şunu unutmamak gerek: Yukarıda belirttiğim gibi Samet düşünceleri sistematik, ne istediğini bilen, umudunu her zaman ayakta tutabilen, aydın sayılabilecek biri asla değil, bu anlamda toplumun görece genç sayılabilecek, kentli, eğitimli muhalif profilini iyi temsil ettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, Samet’in Sevim ile kurduğu bağda bu tarz problemli noktalar olması “doğal”dır.

Filmin derdi nedir ve solun derdi ne olmalıdır?

Film için bir anahtar kelime seçmek istesek bu herhâlde umut yorgunluğu olurdu. Aslında, bilinç düzeyleri ve yaşadıkları şeyler ne kadar farklı olursa olsun Nuray, Vahit ve Samet büyük oranda benzer öykülere sahiplerdir. Bu kişiler karşısında durdukları güç tarafından sistematik olarak sindirilmiş, saldırıya maruz bırakılmış, politik aklını koruyamamış ve sonuç olarak nesnel koşullara teslim olarak umudunu büyük oranda kaybetmiş insanlardır. Örneğin, Nuray ile Samet’i de beklenmedik bir anda yakınlaştıran bu duygudaşlıktan başka bir şey değildir. Bu anlamda kuru otlar, değiştirme iradesini, geleceğe olan inancını kaybetmiş emekçi halkın ta kendisidir.

“Sevim, son konuşmamızda yalan söyledim sana, tüm kendimi inandırma çabalarıma rağmen pişman değilim seni tanıdığıma, senin gözünden kendimi görmek isterdim, ilerde bana benzemeyeceğin kesin ve hayatla daha doğrudan bir bağ kurabilen hırçın, yırtıcı, mutlu ve umutlu biri olacağın da. Ki böyle olacağı için bir yandan acırken, bir yandan da seviniyorum senin adına. Hayat böyle. Bizi birbirimizle buluşturan bu rastlantı bile, ne akıl almaz bir bilmece. Bu düşüncenin başlangıcında bile bizi saran his, yaşananların hiçbir kıymeti yok denemeyeceğidir. Evet, yaşananlar konuşulanlar, duygular, belki de evrenin karanlık bir dehlizindeki kusursuz bir bilince yansıyor. Ama görünen şu ki gerçek, sıkıcı olduğu kadar acımasız da. Her insan gibi sen de göreceksin bunu. Zaman geçip gidecek ve kendi içine batmış, binbir aksiliğin yaşandığı bu coğrafyada hayatta kalırsan yine de sararıp kuruyup gideceksin sonunda. Bakmışsın ki ortalarına gelmişsin hayatın ve içindeki çölden başka hiçbir kazancın olmamış, ellerin bomboş.” 

Samet bu sözlerle bitirir filmi. Büyük oranda karamsar ama kapıyı azıcık da olsa aralık bırakarak... Nuray ve Vahit’in yani solun iddiasını yitirdiği bir durumda Samet’in çürümesi ve böyle cümleler kurması gayet “anlaşılır”dır.

Filmi bir başyapıt olarak kabul etmeye mecbur olmayabiliriz ancak bu ülkede bir şeyleri değiştirmek istiyorsak Samet’in aralık bıraktığı kapıdan içeri dalarak onun koluna girmeye, gerekiyorsa onu bütün gücümüzle sarsarak dönüştürmeye, yönetmen dahil tüm “Sametlere” tam olarak bu anlamda sahip çıkmaya mecburuz! 

Ancak bunu başarabildiğimiz ölçüde bir kez daha “Kuru Otlar” değil “Büyük İnsanlık” olduğumuzu gösterebiliriz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.