Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kürt sinemasında Sovyet izleri

Kürt sinemasının ilk örneği olarak kabul edilen Zarê filmi, emperyalistlerin yarattığı "Doğu" imgesine karşı, emekçilerin verdiği bir cevaptır

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 06.03.2022 , 09:48 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Doğu-Batı kavramları siyaset tarihinin içinde, tarih boyunca hep farklı lokasyonları ya da içeriği tarif etmek için kullanılır. Örnek olsun Osmanlı, emperyalistler için "Doğu" denkleminde ele alınan bir konu iken 1917 Ekim Devrimi'nden sonra Doğu kavramı sosyalist bloku tarif etmiş ve Türkiye "Batı"nın konusu olmuştur. 

Özellikle de Sanayi Devriminden sonra Doğu kavramı biraz da oryantalizmin inşa ve gelişimi ile bir tür süslü ve parıltılı egzotik diyarlar olarak imgelenir. Avrupa medeniyetinden uzakta olan Ortadoğu ya süslü ve parıltılı binbirgece masalları ile tarif edilir ya da "vahşi ve barbar" halklarıyla. Alman seyyah Karl May'ın yazdığı "Vahşi Kürdistan içlerinde" seyahatnamesi bu yıllara denk düşer. Ancak 1917 Ekim Devrimi'nden sonra işler değişir. Artık Emperyalistlerin yarattığı imgeden ziyade sahnede emekçiler vardır ve emekçiler kendilerini anlatıyordur artık. 

İlk Kürt filmi Zarê ve eşit bir dünya mücadelesi

İşte ilk Kürt filmi olarak kabul edilen Zarê filmi bu yıllarda, Sovyetler Birliği'nin ilk yıllarında 1926'ta çekilir. Henüz sinemada ses sistemi olmadığı için film sessiz filmler arasında yer alır. Konusu klasik bir aşk hikayesidir ilk bakışta. Ancak bunun ötesinde bir çok girdi vardır. Çünkü sosyalist dünyada kamera artık emekçileri anlatan değil, emekçilerin anlattığı bir kadrajın konusudur. Film, Ermenistan Sovyetinde çekilirken bir çok Ermeni yönetmen ve oyuncu da katkı sunar. Modern tabiriyle bir tür Kürt-Ermeni yapımı denilebilir. 1915 yılında emperyalist savaşta bir birini boğazlayan iki halkın on yıl sonra sanatın inceliklerini konuşması da eşit ve özgür bir dünyanın başarısı olabilirdi ancak.

Ermeni sinemasının eleştirmenlerinden Suren Hasmikyan filmi anlatırken şöyle diyor: "Filmin türünü niteleyen şey bana kalırsa "süssüz Doğu" kavramıdır. Asya'yı egzotik harikalar ve kokular diyarı olarak gösteren Doğu filmlerine karşı ilk dönem Ermeni Sovyeti filmleri, hayatın gerçekliğini yansıtıyor ve Doğu'yu çelişkilerin düğümlendiği, kölelik zincirleri ile durağan geleneklerin ağır ağır çözülmeye başladığı yer olarak tarif ediyordu"

Harika değil mi? Özetle Hasmikyan, Doğu artık feodal zincirlerin kırıldığı bir yerin konusudur diyor. Tam burada Nâzım'ı hatırlamakta fayda var. Zira Nâzım da bu zincirlerle kavga eder bir şiirinde. Nâzım Hikmet'in Piyer Loti için yazdığı şiirde kültür emperyalizmi, şarkiyat konusu ya da sermayenin yarattığı Doğu imgesine dair bir çok veri mevcuttur. Şiirde Piyer Loti'nin Şark imgesine vurur Nâzım. Nâzım' a göre dakikada bir milyon kitapların basıldığı Batı dünyası için Doğu "Esrar! Tevekkül! Kısmet! Kafes, han, kervan şadırvan! Gümüş tepsilerde rakseden sultan!" olarak ele alınır. Nâzım'ın cevabı da Sovyetler Birliği'nin kültürel üretimleriyle uyumluluk gösterir. Nâzım için Şark, "üstünde çıplak esirlerin aç geberdiği toprak! Şarklıdan başka  herkesin orta malı olan memleket! Açlığın kıtlıktan öldüğü diyar!" olarak tarif edilir ve çelişkiler ortaya konulur. Ve emekçilerin uyanışıyla değişen imgelerde "süssüz doğu" artık bu zincirlerin kırıldığı yerdir. 

Geleneksel Kürt hikayesinden sosyalist gerçekçiliğe

Zarê, filmdeki kadın kahramanımızın adıdır. 72 dakikalık bu filmde geleneksel bir aşk hikayesi üzerinden feodal toplumun çelişkileri anlatılırken ağalara ve şeyhlere karşı bir politik girdi yapılır. Film, benzetmekte hata olmayacaksa eğer sosyalist bir bakışla geleneksel bir Mem û Zîn destanı anlatısıdır diyebiliriz. Ve fakat kavuşamayan aşıklar, kötü karakterler ya da ağalar artık sınıfsal bir kompozisyonda ele alınır. Diğer tüm Sovyet filmlerinde de aynı sınıfsal karşı karşıya gelişin ve hesaplaşmanın olduğu gibi Kürt sinemasında da bu örneklere yer verilir. Hamo Beknazaryan'ın çektiği film Abê Lazo'nun Zarê adlı aşk hikayesinden uyarlanarak sinemaya dönüştürülür. Çelikiler açıktır. Zarê'nin sevdasıyla tutuşan gencimiz Seydo çobandır, Zarê'ye gönül koyan ise Temur Ağa. Zarên'in Seydo'ya varmaması için elinden gelen her şeyi kullanır ağa. Çünkü hem ağalığın verdiği güç ve makam hem de feodal dünyanın ahlakı onun elindedir.  

Filmde aynı zamanda politik olarak yansıtılan şeylerden birisi de 1. Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkımdır. Yoksulluk ve sefalet bununla birlikte ele alınır. Filmin içindeki oyuncuların yanı sıra kadraja giren hemen hemen herkes amatördür. Ya da başka bir deyişle zaten herkes kendi hayatlarını yaşıyorlarken sinemaya konuk olur. 

Seyirciler arasında bir bolşevik

Film Sovyet Rusya'da bir çok yerde gösterime girer. Seyredenlerden birisi de Stalin'dir. Stalin filmi seyrederken hem Ermeni yönetmenin maharetini över hem de bu tür politik girdilerin olduğu Doğu filmlerinin üretiminin devam etmesi gerektiğini belirtir.  Bu politik girdiler zaman içinde öyle nitelik kazandırır ki Sovyet izleyicisine sonuçlarını filmin yönetmeni şu sözlerle ifade eder "Batı'nın kameraya aldığı filmlerdeki Doğu imgesinde peçe takmış dilberler, şerbet, lokum, nargile, kadifeler ve dışsal bir güzellikten başka bir yer yoktu. Ancak Sovyet seyircisi öyle bilinçlenmişti ki onun midesi artık bu 'doğu marmelatını" kaldırmıyordu. Oysa Doğu'nun gerçek hayatında zevk sefa değil yoksulluk, dilberler değil emekçi kadınlar, serüvenciler değil yoksullar ve her gün devlet baskısıyla zulmeden despotik yöneticiler vardı." 

Ve Sovyetler Birliği de işte tam bu gerçekliğin kendisini değiştirmişti. 

Son olarak bir diğer tartışmaya daha yer vererek konuyu noktalayalım. Film bunca Ermeni sanatçının katkısıyla şekillenmişken bu film bir Ermeni filmi mi yoksa Kürt filmi olarak mı ele alınmalı?

Esasında böylesi sorunlar, ulusal sınırları aşmış ve sınıfın ulus üzerindeki zaferini ilan etmiş bir ülkede farklı cevaplandırılıyordu artık. Bu film emekçilerin filmiydi. Evet konu, senaryo, içeriği ve filmin çekildiği lokasyon olarak ağırlığını Kürtler oluşturuyordu. Ve tabi son dokunuşları ve kritik katkıyı Ermeni sanatçılar yapıyordu. Film Kürt sineması olarak dolaşıma sokulmuş ve SSCB'de bu şekilde propaganda edilmiştir. Ermeni yönetmenin de amacı zaten budur: Kürt emekçilerini sahneye taşımak.

Bugün ise Kürt edebiyatındaki ilk Kürtçe roman olan Kürt Çoban'ın yine Sovyetler Birliği'nde üretilmesi gibi, ilk Kürt sinemasının da eşit ve özgür bir dünyada perdeye yansıtılmış olması, kendisinden sonra gelen üretimlere bir yön tarif ediyor. Kürt kültürünün ilk üretimleri Sovyetlerle buluşmuş ve bu üretimler sosyalist gerçekçi bir okuma şansı sunmuştur emekçilere. Tabi izleycilere sunduğu yol haritasının sadece sanatla ve sinemayla sınırlı olmayıp yarın yaşanacak bir dünyanın da nasıl olacağını tarif ederek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.