Küresel aşı eşitsizliği, aşı tekelleri ve ABD’nin 'şirinliği' - 2

Küresel aşı eşitsizliği aşıları istifleyen zengin ülkelerin inisiyatifine bırakılmışken emperyalist ABD’nin fikri mülkiyet hakkında yaptığı açıklama eşitsizliğin giderilmesi için “umut” olabilir mi?

Kurtuluş Ovalı

Şirketler, "çok para yatırdık" diyerek patentlerine sarılıyorlar ama aşıların hemen hepsi özel şirketlerce büyük kamu fonları kullanılarak geliştirildi.

Dün yayınlanan bölümde açıkça görüldüğü üzere aşı eşitsizliğinin önemli nedenlerinden biri satın alınan ve küresel olarak dağıtılan dozlardaki eşitsizliklerdir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 5 Mayıs itibariyle uygulanan 1,1 milyardan fazla doz aşının yüzde 80'inin yüksek ve üst gelirli ülkelere gittiğini ve yalnızca yüzde 0,3'ünün düşük gelirli ülkelerde uygulandığını tahmin etmektedir1. Azınlıktaki emperyalist ülkeler aşıların üzerine çökerken çoğunluktaki düşük ve orta gelirli ülkeler 2021’in sonuna kadar yeterli miktarda aşıya ulaşamayacaklardır. 

Aşı eşitsizliğindeki bir diğer sebep aşı üretimindeki yetersizliktir. Şu an için küresel olarak kullanım onayı alan aşılar için, şirketlerin yaptığı açıklamalara göre, 2021 sonuna kadar toplam üretim miktarının 5.5 milyar doz olacağı hesaplanmıştır2. Çoğunluğunun iki doz olarak yapılması gerektiğinden en iyi ihtimalle 2021 sonuna kadar sadece 3 milyar kişi aşılanabilecektir. 

Biontech ve Pfizer'in kasalarını dolarlara boğan mRNA aşı teknolojisi, '90'lı yıllarda bilim insanlarının "patent" düşünmeden yaptıkları çalışmalara çok şey borçlu

Bu nedenle Ekim 2020’de Hindistan ve Güney Afrika liderliğindeki Dünya Ticaret Örgütü’nden (DTÖ) ülkeler, COVID-19 ile ilgili her şeyin (aşı, ilaç vb) fikri mülkiyet haklarının zamanla sınırlı bir şekilde kaldırılmasını istemişti3. Pandemi sona erdiğinde, fikri mülkiyet korumaları geri yüklenecekti. Ancak ABD, AB ve İngiltere’nin başı çektiği zengin ülkeler DTÖ’nün Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları konseyinde konuyla ilgili bir tartışmayı bile engellemişlerdi. 

Geçtiğimiz ay tekellerin aşılar üzerindeki "fikri mülkiyet hakları"nın, kâr elde etme amacıyla yaygın bağışıklama sağlanmasının önüne geçen bir nitelikte olduğuna vurgu yapılan bir açıklama ile Türkiye Komunist Partisi’nin inisiyatifiyle "Aşıda patente hayır!" başlığını taşıyan bir imza kampanyası başlatıldı. Sonradan bu imza kampanyasına uluslararası 62 komunist ve işçi partisi daha katıldı. Bilim ve Aydınlanma Akademisi de “Bilim emekçileri aşı tekellerine ve patentli dünyaya mahkûm mu?” başlıklı bir bildiri yayımladı. Bu bildiriye geniş yelpazede bilim insanlarından önemli dönüşler oldu. 

Geçen hafta ise bildiğiniz gibi, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında feragat teklif eden ve son günlerde demokrat kongre üyelerinin bu konudaki baskılarına maruz kaldığı belirtilen Biden hükümetinin ticaret temsilcisi Katherine Tai "Olağanüstü koşullar olağanüstü önlemler gerektiriyor. COVID-19 aşıları için fikri mülkiyet korumalarından feragat etmeyi destekliyoruz" dedi4.

Bu haber, düşük ve orta gelirli ülkelere daha fazla aşı tedariğinin sağlanabilmesi için fikri mülkiyet haklarından feragat edilmesi için baskı yapan insanlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Bazı ülkeler, bilim insanları ve ilaç tekelleri tarafından ise olumsuz tepkiler aldı. 

Üzerinde durulmayan bir başka karanlık nokta "Pandemi fiyatlandırması" konusu. Şirketler devletlerle yaptıkları anlaşmalarda 2021 yazı itibariyle buna son vermeyi öngörüyorlardı!

Bu nedenle ABD’nin açıklamasını nasıl okumalıdan önce bu açıklamadan sonra hem ilaç tekellerinin  / şirketlerin hem de bazı bilim insanlarının açıklamalarına ve bu açıklamaların eksikliklerine bakmak lazım.

İlaç tekellerinin/şirketlerinin açıklamaları

Özel mülkiyetin kutsallığının bir parçası olan fikri mülkiyet gereğince aşılar ve salgını kontrol altına alabilecek her şey mübadele değeri kadar ve fiyatlandırılabildiği ölçüde önemli hale gelmektedir5. Bu nedenle tekeller ellerindeki mülkiyetin kaldırılmasını istememektedir. Şu an dünyanın zengin ülkelerine istedikleri ücretten kolaylıkla sattıkları aşıların daha ucuza mal edilebileceğini bildiklerinden bu öneriye karşı çıkmaktadırlar. ABD’nin fikri mülkiyet  ile ilgili açıklamasından sonra Pfizer, BioNTech, NovaVax ve Moderna hisselerinin belirgin düşüş yaşanmış olması da aslında gerçeği apaçık ortaya koymaktadır6. Yaptığı anlaşmalarda pandeminin sonunu Temmuz 2021 olarak belirten ve sözleşmeye o günden itibaren aşıları daha pahalıya satacağını yazdıran ilaç tekellerinden başka ne beklenebilir ki?7

Tekellerin yaptıkları açıklamaları şu şekilde sıralayabiliriz;

a) Araştırma ve aşı geliştirmeye milyonlarca dolar yatırım yaptık

Moderna’nın Şubat 2021’de aşı için yaptığı mevcut satış sözleşmelerinden 2021 yılında 19,2 milyar dolarlık satış yaratacağı açıklandı8. Aralık ayında BBC tarafından yapılan araştırmaya göre ise bu şirketin aşı için yatırım maliyetinin sıfır (0) dolar olduğu ortaya çıktı9. Ayrıca bugüne kadar COVID-19 tedavisi / aşısı vb. şeyler ile ilgili kamu fonlarından ilaç tekelleri tarafından yaklaşık 100 milyar dolar harcandığını biliyoruz10.   

ABD’de altı büyük ilaç şirketi aşı geliştirmek için 12 milyar doların üzerinde kamu desteği almış buna karşılık 2021’in ilk üç ayında Pfizer 900 milyon dolar, BioNTech 1.4 milyar dolar kâr açıklamıştır11.

1990'ların başında deneysel farelere genetik bilgi habercisi olarak mRNA enjekte etmeyi başaran ve böylece vücutlarındaki virüs proteinlerini yeniden yaratan Fransız araştırmacılar mRNA aşılarının öncüleri idi. Bu konuda patent peşine düşmemişlerdi. Bu çalışmalarda farelerin bağışıklık sistemi antikor geliştirmişti. Ancak o yıllarda bu bilgiyi bir aşı ürününe dönüştürmek mümkün değildi. Sonrasında bu kararlı adımlar, sadece 25 yıl sonra, daha fazla araştırmacının birçok geçici sonucuna dayanarak gelişti ve mRNA aşıları geliştirildi. Örneğin, hepsi sadece 2000'lerde başlayan BioNTech, Moderna ve Curevac gibi şirketler, araştırmalarını çok az lisans ücreti ödedikleri veya hiç ödemedikleri geniş temellere dayandırabildiler. Hiç lisans ücreti ödemeyen kamudan milyarlarca dolar para alan bu şirketler şimdi ise kârlarında zarar bile etmek istememektedirler.

AstraZeneca'nın kullandığı mekanizma olan şempanze adenovirüslerine dayalı aşıların geliştirilmesine yol açan teknolojiyle ilgili 2002 ile 2020 yılları arasında yayınlanan 100'den fazla makalenin analizinin yapıldığı bir çalışmada kamu finansmanının Oxford-AstraZeneca aşısına yönelik fonun %97.1 ile %99'unu oluşturduğu tespit edilmiştir12. Aynı çalışmada araştırma finansmanı raporlama mekanizmalarında ciddi bir şeffaflık eksikliğiyle karşılaşılmıştır. 

Gates Vakfı'nın Oxford'u, aşının açık kaynaklı olmasına izin vermek yerine AstraZeneca ile ortaklığa teslim etmeye zorlaması gibi şeyler de şirketlerin aşılar için milyonlarca yatırım yaptık şeklindeki yalanlarını ortaya koymaktadır13.

Sağlık sektöründeki milyarderlerin servetleri 7 Nisan 2020 ile 31 Temmuz 2020 arasında yüzde 36,3 artış göstermiştir (402 milyar dolardan 548 milyar dolara). Bu zenginliğin iki kaynağı vardır: Birincisi, devletlerden aldıkları destekler; ikincisi, devletlere sattıkları ürünler. Nihayetinde kamu bütçesi tarafından finanse edilmelerinden ötürü her satış işleminden elde ettikleri kar, hırsızlık ürünüdür.

b) Zengin ülkeler diğer ülkeler ile aşıları paylaşsın 

İlaç tekelleri COVID-19 aşılarının patentlerinden feragat etme desteğinin kırılgan bir tedarik zincirini bozabileceğini ve bunun yerine zengin ülkelerin gelişmekte olan dünyayla daha cömert bir şekilde aşı paylaşımında bulunmaları gerektiğini söyledi. Yani bizim kârlarımızı azaltacağınıza size verdiğimiz aşıları paylaşın demek istiyorlar. 

Peki bunu yani aşı paylaşımını kendileri yapıyor mu? Hayır. Pfizer / BioNTech işbirliğinin yıllık aşı üretim kapasitesi 1.5 milyar doz iken, COVAX’a bunun sadece 40 milyon dozunu bağışlamaktalar. Yani ürettikleri her 40 aşıdan sadece birini. Moderna da 2021 yılında üreteceğini duyurduğu 1 milyar doz aşıdan sadece 34 milyon dozunu yani üreteceği her 30 aşıdan sadece birini COVAX’a bağışlayacak. Yapılan anlaşmaya göre gelecek yıl Moderna COVAX’a 446 milyon aşı tedarik edecek. Ancak bunun için şirket "en düşük kademeli fiyat" üzerinden hizmet sunacağını belirtti14. Buradan bile kâr elde edeceklerini anlayabiliriz. 

Görüldüğü gibi emekçilerin parasıyla oluşturulan kamu fonlarıyla palazlanan şirketler karlarını maksimize etmek uğruna yaşadığımız bu distopik romanın son bulması yerine devam etmesi için uğraşmakta ve bunu dilemektedirler. Bu bile asıl sorunun patent olmadığını, pandemiye sebep olan üretim ilişkilerinin pandeminin idamesini de sağladığını göstermeye yeter.