Sayfa yolu
Korku filmi gibi hayatlar: Çocuk olamayan çocuklar
İnci Boyacıoğlu
Yayın Tarihi: 24.07.2026 , 00:12
Sinema dünyasının gişe rekorları kıran klişe konularından biri şeytani çocuk hikayeleridir. Bunun sebebi elbette bu türün sanatsal başarısı değildir; çocukların katil, psikopat ya da kötü hayalet karakterlerini üstlendiği korku filmlerinin cazibesinin sebebi izleyiciler üzerinde yarattığı psikolojik etkidir. Psikolojide "zıtlık etkisi" olarak adlandırılan olgu, duyguların şiddetini artırma, merak uyandırma ve hatta estetik haz verme gücüne sahiptir. Toplumlarda, masumiyetin temsillerinden biri olan çocuk imgesinin, en hoyrat şekillerde canavar karakterlere dönüştürüldüğü filmler, üstüne bastığı tezatlık sayesinde izleyicide korku, dehşet, hayret, tiksinme gibi sarsıcı duyguları en üst perdeden yaşatabilmektedir. Böylece, ucuz ve sıradan bir senaryo bile bir çocuk sayesinde altın yumurtlayan tavuğa dönüşebilmektedir.
Türkiye’de yaşadığımız hayat ise ucuz korku filmleri gibi değil ne yazık ki... Karmaşık ve çok katmanlı senaryosuyla, sağlam tarihsel ve psikolojik arka planlara sahip karanlık karakterleriyle, sanatsal bir korku filmi bizimki. Ama bu hayatın izleyicisi konumuna düştüğümüz çoğu durumda klişe bir korku filmi izleyicisinin tepkilerini vermekteyiz. İşte tam da bu yüzden suça sürüklenen çocuklarla ilgili yazıma, bu çocukların psikolojisiyle değil, bir toplum olarak bizim psikolojimizle başlamak istedim.
Son yıllarda bu ülkenin çocukları haber kanallarında en çok uyuşturucu bağımlılığı, çeteleşme, çocuğun cinsel ve fiziksel istismarı, okullarda zorbalık, çocuk işçi ölümleri, okullara silahlı saldırı vakalarıyla gündem oldular. Toplum olarak çocuklar mağdur olduğunda üzülüp acıdık, fail olduğunda öfkelenip iğrendik. Hep beraber hissettiğimiz bu duygular, çocukların hayatlarında bir iyileşmeye, toplumsal düzende bir düzelmeye yol açmadı. Çünkü toplum olarak pasif izleyici konumundan özne olmaya giden yolu bir türlü döşeyemiyoruz. Arka arkaya korkunç ve moral bozucu film kesitleri izlettirilen bir psikoloji deneyinde, katılımcıların verebileceği türde tepkiler veriyoruz artık. Bazen şefkat yorgunluğundan muzdarip bir şekilde boş boş bakıyoruz yaşananlara, bazen karmaşık süreçlerin hepsini en basit ve yüzeysel haliyle algılayıp ekranın hedef gösterdiği kişiye lanetler yağdırıyoruz. Yeni filmin hedef tahtasında çocuklar var, suça sürüklenen çocuklar.
“Suça sürüklenen çocuk” kavramı kolay kazanılmadı bu ülkede. Çocuk ve ergen psikolojisinin kırılgan doğasını bilen, toplumsal sorunlarda devletin ve sistemin sorumluluklarının farkında olan, ceza sistemine giren çocukların başına neler geldiğine bire bir şahit olmuş sayısız emekçinin zaferlerinden biridir bu kavram. Emekçilerin kazanılmış birçok hakkı nasıl yok edildiyse, bu kazanım da ellerimizden kayıp gitmek üzere. “Suça sürüklenen çocuk” kavramı sosyal devlet anlayışının üzerine oturur. Devlet, çocukların ücretsiz ve bilimsel eğitim hakkından, ücretsiz ve ulaşılabilir sağlık hizmetlerini alabilmesinden, karnını doyurup ona yuva olacak bir çatı sağlamaktan sorumludur. Eğer bu sorumluluğu hakkıyla yerine getiremeyip çocukların suça sürüklenmesine zemin hazırlamışsa, o çocukların yeniden topluma kazandırılmasını sağlamak da yine devletin asli görevidir. O devlet hiçbir zaman güçlü olmamıştı, ama artık zerresi yok.
Son on yıllarda yoksulluğun, işsizliğin, uyuşturucu ticaretinin ve toplumsal şiddet olaylarının dramatik şekilde arttığı, devlet kurumlarına olan güvenin ise derinden sarsıldığı ülkemizde, çocuklarımız için sağlıklı bir büyüme ortamından söz etmek mümkün değil. Çocuk işçiliği, genç işsizliği ve çocuk yoksulluğu zirve, adalete güven dip yapmış; anketlerde gençler beş yıl sonrasını bile hayal edemediklerini söylüyor. Sistem çürümüş; hırsızı, cahili, dolandırıcısı beyler gibi yaşar olmuş... Ülkedeki bu ekonomik ve toplumsal krizler, çocuğun dünyasına doğrudan "aile" üzerinden dahil olmakta. Derinleşen yoksulluk sadece sofradaki ekmeği küçültmüyor; yarattığı kronik stresle ev içindeki gerilimi harlayarak aile içi şiddeti tırmandırıyor. Düzensiz aile hayatları, çaresizlikten sürdürülen çatışmalı evlilikler veya çatışmalı boşanma süreçleri, çocuğun tutunabileceği güvenli limanı yerle bir etmekte. Ebeveynler çocuklarını büyütürken devlet desteğinden yoksun bırakılırken, çocuğu en az aile kadar etkileyen akran çevresi, daha doğru bir ifadeyle genç kuşağın tamamı uyuşturucu, çeteleşme, geleceksizlik sorunlarıyla kuşatılmış. Daha fazla detaylandırmaya gerek yok; böyle bir dünyada çocuk olursanız, psikolojik gelişiminiz de sağlıklı olmaz.
Peki neden çocuklara farklı yasalar var? Çocukluk ve ergenlik dönemleri psikoloji tarihi boyunca ilgi çekici konulardan biri olagelmiştir. Sebebi var; çocuklar inanılmaz gelişim hızları ve öğrenme becerileriyle hayrete düşürürler bilim insanlarını, ergenlerse içsel çatışmalarının derinliği ve beklenmedik köşeli kararlar alabilmeleriyle. Birçok açıdan yetişkinlerden farklıdırlar. İnsanların beyin gelişimi 20’li yaşlarda tamamlanır. Çocuklar 10’lu yaşlara kadar gerçekleri ancak somut düzeyde algılayıp soyutlama yapmakta veya soyut kavramları anlamakta zorlanırken; ergenler dürtüsel davranma ve riskli kararlar alma gibi eğilimler gösterirler. Örneğin, psikolojik gelişim basamaklarında en son ve en zor kazanılan kavram zamandır. Çocukların zamanı çok boyutlu, tarihsel ve geleceğe dönük olarak kavramaları 14 ila 18 yaşları arasında mümkündür. Bu yüzden, çocuklar uzak geleceklerini kalıcı olarak etkileyecek kararları sağlıklı şekilde alamaz veya eylemlerinin uzun vadeli sonuçlarını öngöremezler. Haliyle yetişkinler için kullanılan 'uzun hapis cezalarıyla caydırma' mantığı, onlarca yıl sonrasını tasavvur etmekte zorlanan bir ergenin dünyasında tamamen işlevsizdir. Psikoloji biliminin mesajı açıktır: Çocuk çocuktur. En korkunç suçları da işlese, işlediği suçlar çocukluğun tüm sınırlılıkları içinde ele alınmalıdır.
Çocuk suçluluğunun yetişkinlere ait ceza sistemi içerisinde ele alınması çocuk hakları açısından toplumsal bir dizi hak kaybını beraberinde getirecektir. Çocukların ceza sisteminde 'yetişkin' gibi yargılanmasının önünü açmak, hukukun diğer alanlarına da sıçrayacak; ceza sisteminde çocuklara yönelik bu güvenlikçi yasal düzenlemeleri, çocuk evliliğini meşrulaştıran düzenlemeler takip edecektir. Çocukları suçtan korumak için yeni bir ceza sistemine değil, siyasi sorumluluklarını kabul edip bu sorumlulukları hakkınca taşıyacak yetişkinlere ihtiyacımız var.
*Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Psikoloji ve Akıl Sağlığı Meslekleri İnisiyatifi adına Prof. Dr. İnci Boyacıoğlu
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.