Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Komünist şair Enver Gökçe'yi anıyoruz

"Enver Gökçe'nin şiiri bugünü de etkiliyor hâlâ. Çünkü kendisi var şiirinin içinde. Her satırda görünüyor, usullacık. Cesaretiyle, kafa tutmasıyla, zekasıyla ve elbette ki o doyumsuz estetiğiyle..."

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 19.11.2023 , 14:15 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Emeğin şairi Enver Gökçe’nin ölümünün ardından 42 yıl geçti.

1920 yılında Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Çit köyünde doğan Enver Gökçe, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Divan Edebiyatı üzerine çalıştı. Pek çok halk öyküsünü, masalını ve Dede Korkut Masalları'nı derleyerek Türkçe'ye kazandırdı.

Mücadeleyle dolu yaşam

Türkiye Gençler Derneği'nin (Ankara, 1948) kurucu üyeleri arasında yer aldı. Üniversiteyi bitirdiğinde öğretmen olarak atanması polisin engeline takıldığından, Yurtlar Müdürlüğü'nün İstanbul öğrenci yurtlarında çalışmaya başladı. 1951 Tevkifatı'nda tutuklandı ve mahkemede en yüksek cezayı alanlar arasında yer aldı. Tutukluluğu sırasında ve mahkumiyet sonrası tutulduğu İstanbul Sirkeci'deki Siyasi Şube, Sansaryan Hanı'nın tabutluklarında iki yıl süresince çok ağır işkence gördü. Fiziksel ve psikolojik sağlığını önemli ölçüde yok eden, pek çok şiirinin ve ünlü destanı "Yusuf İle Balaban"ın kaybolmasına neden olan tutukluluk, hapislik ve sürgünlerin sonunda, İstanbul ve Ankara'da zor koşullar altında yaşamak zorunda kalınca köyüne gitmeye karar verdi.

70'li yılların sonlarında ağırlaşan hastalığı nedeniyle tekrar Ankara'ya döndü ve bir süre de Bulgaristan'da tedavi gördü. Son yıllarını Ankara'daki bir huzurevinde tamamladı. Enver Gökçe, 19 Kasım 1981'de yeğeninin Ankara'daki evinde yaşama veda etti.

İyi bir sanatçı olmak için...

"Ben sınıf edebiyatı yapıyorum" diyordu Enver Gökçe, genç şairlere öğütler başlıklı yazısında. 1977 yılında yazdığı bu yazıda, iyi bir sanatçı olmanın yollarından da bahsediyordu. "Bir sanat eserinden, devrimci sanattan söz ettiğimizde, devrimci bir görüş açısında hareket ediyoruz. Yani dünyamızı insanca yaşanacak bir hale getirmek için şiiri ve sanatı sosyopolitik bir mücadelenin tanımlayıcı araçları olarak görüyoruz. İyi bir sanatçı olmak için önce, kendini halkını sevmesi daha doğrusu bu halkın içinden bu halkın en devrimci sınıfına bağlılık göstermesi içtenlikle bunu yapmak şarttır. Hayatı tüm yönleriyle seveceksiniz. İyilik kötülükleriyle, pisliğiyle, fakat seveceksiniz. Suyunu, dağını, toprağını, çevreyi de kendisi kadar her şeyini seveceksiniz. Bunu sevdiğiniz bir sürede, bunları yapıtlarınıza geçirebildiğiniz ölçüde büyük ve yol gösterici olacaksınız. Ben, Türk halkının içinden çıkmış, halkımızın özelliklerini yapıtlarında yansıtmaya çalışan genç sanatçı arkadaşlarımı şimdiden kutlarım."

Enver Gökçe, öğrencilik yıllarında Nurullah Ataç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer'in de katılımları olan, dönemin ünlü Halkevleri yayını, Ülkü Dergisi'nde görev aldı. İlk şiirleri "Ağıt", "Bir Alıp Satıcı Gönül" ve yazısı "Çit Köyü" de burada yayınlandı. Ant dergisinde yayınlanan "Köylülerime" şiiri büyük yankı uyandırdı. Ant, Yağmur ve Toprak dergilerinin yayınında çalıştı. 40'lı yıllarda şiirleri Ant, Söz, Gün, Yağmur ve Toprak, Meydan'da yayınlandı.

51 Tevkifatı'ndan sonra, 60'lı ve 70'li yıllarda eserleri Türk Solu, Ant, Doğrultu, Yansıma, Yarına Doğru, Toplumcu Gerçekçiliğe Çağrı, Halkevi, Yapıt, Yaba, Yeni Adımlar, Türkiye Yazıları, Sanat Emeği gibi dergilerde yayınlandı. Mezuniyet tezi "Eğin Türküleri", türünün ilk örnekleri arasındadır. Bazı şiirleri Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, Sadık Gürbüz ve Ahmet Kaya tarafından bestelendi.

'Daha nice yıllar söylemeye devam edecek'

19 Kasım 1981 tarihinde kaybettiğimiz Gökçe'yi, Celil Denktaş'ın 2015 yılında, şairin ölüm yıldönümü vesilesiyle soL'da kaleme aldığı yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz:

… Devril başımdaki kader

        Dökül dilimdeki yalan

        Tutuş beynimdeki kibrit ...

Kafasında bir türlü yazamadığı '51 destanı, “usullacık” çekip gitmişti bu dünyadan. Zaten hayatının son 20 küsür yılı, usullacık yaşamakla geçmişti. Kimseyi incitmeden, kırmadan. Ağzından çıkanı binbir türlü ölçüp biçerek. Oysa kendi kırıla kırıla kaç parça olmuştu kim bilir. Yüreğindeki isyanları bastıra bastıra. Yiten göz nuru, çocukları şiirlerinin, destanlarının ardından... Kendisine, “Küs müsün?” diye sormuştuk 77'deki konuşmamızda, kaydı mevcut. “Hayır”, demişti gayet emin bir ifadeyle, “Değilim.” Doğru ya, kime küsecekti ki?

Panzerler Üstümüze Kalkar'da da hâlâ silahı elinden bırakmadığı besbelliydi. 70'lerin gençliğiyle aynı yüreği taşıyordu. Sanki 1940'lardaki can yoldaşları; “...Güzel yarim İstanbul'dan ne haber?/Dil-Tarih'ten, Emekçi'den, Sendika'dan?..”  Nitekim her yerdeydi, usullacık. Yurtlardaki dolaplarımızın içinde, grev çadırlarında, yürüyüş pankartlarında, forum sloganlarında ve kafalara cop yiye yiye Kızılay'da dağıtılan bildirilerin başlarında, sonlarında.

Arif Damar onun için, “Eğer, Yusuf İle Balaban yitmemiş olsaydı, edebiyatımızın en yukarılarındaki yerini alırdı”, demişti. Neyse ki o duymamıştı bunu, ömrü yetmediğinden. O hiç yitirmedi ki Yusuf İle Balabanını. Hep beynindeydi, kaleminin ucundaydı. Ha çıktı, ha çıkacak. Çıkmadı! Sanki 51'de devran durdu, o da. Yeni bir destanla tekrar devinirdi hayat. Bunu kurdu durdu, bir yandan da Yusuf İle Balabanı geri gelir dedi kendi kendine hep, usullacık.

Oysa, “Onun şiirleri olmasaydı dayanamazdım”, diyen, 12 eylül tezgahlarından sağ çıkmayı başaran bir gençle birlikteydi Yusuf İle Balaban. Bir de, Tekel işçilerinin inadında. Hatta, HES'lere direnen Hatçe ananın öfkesinde. Yusuf İle Balaban hiç yitmedi ki. Döne döne, yarıla dürüle, savrula devrile, kırıla döküle, evrile çevrile, döğüşe döğüşe, değişe tokuşa, madde, geldi bugüne. Yarına yol almaya devam edeceğinden de hiç kuşkumuz yok.

Enver Gökçe'nin şiiri bugünü de etkiliyor hâlâ. Çünkü kendisi var şiirinin içinde. Her satırda görünüyor, usullacık. Cesaretiyle, kafa tutmasıyla, zekasıyla ve elbette ki o doyumsuz estetiğiyle:

    “... Ben berceste mısraı buldum

        Hey ömrümce söylerim

        Gözden, gezden, arpacıktan olsun

        Hey ömrümce söylerim!...

Daha nice 34 yıl söylemeye devam edecek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.