Sayfa yolu
Kitap | Sen, ben, elma ağacı
Nişan Mesut Oyardı
Yayın Tarihi: 14.03.2021 , 09:21 Güncelleme Tarihi: 14.03.2021 , 09:43
“Çocukluk” nedir? Hayatın ilk yıllarına getirdiğimiz tanım mı? “Gerçek hayata” ulaşırken geçilmesi gereken zorunlu bir aşama mı? Yoksa soyun devamını sağlayacak yeni kuşaklara dair bir genelleme mi? “Çocukluğun” kendi başına bir değeri yok mu?
Çocukluk kavramına ilişkin düşüncelerimizin bizzat çocuklara bakışımızda da geçerli olduğunu düşünüyorum. Çocuklara baktığımızda, zihnimiz adeta kendiliğinden “gelecek” ile ilgili bir kurguya atlıyor. Çocuğun o an var olan haliyle değer görmesi pek de önemli gelmiyor bize. Çünkü onlardan beklentilerimiz var. Hem de çoğu kez “kendi gerçekleştiremediklerimizi” onların küçük omuzlarına bırakıveren bir beklenti…
Gerçekleştirilemeyen hayallerin yüklendiği bir bellek deposu işlevi taşır çocuklar. Evlatlarının bilim insanı olmasını isteyen ebeveynler bir masa başında dirsek çürütürler örneğin. Çocuğun istenilen noktaya ulaşması için var güçleriyle çalışır, önündeki engelleri tek tek kaldırırlar, rahat rahat çıksın merdivenleri diye; basamaklar onun çıkmak istedikleri midir bakmaksızın...
“Kendisinden beklenenler” ve “kendisi olma arayışı” günümüzde çocukların sıkışıp kaldıkları kavşak noktalarıdır.
Sevim Ak, son romanında bu uğrakta sıkışmış bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Sayılar onun için adeta bir kâbus. İşin içine sayılar girdiğinde aklı karışıveriyor Bilgin’in, tutulup kalıyor olduğu yerde.
Sayısal zekâsı yüksek anne babanın böyle bir çocuğu olamayacağına göre, ortada mutlaka bir problem vardır. Kontroller, zekâ testleri, doktor ziyaretleri yapılır ve sıklıkla tekrarlanır. Hatta hastanede bebeklerin karışma ihtimalinin izi sürülür. Hissettiği baskıyla silikleşmek, görünmezlik elbisesi kuşanmak isteyen Bilgin “bir salyangoz gibi kabuğuna sinerek” süreci kendi içinde sorgular. Bir çıkış arar ama nafile. Yalnızca büyükannesinin yanında kendini kendi gibi hisseder. Çünkü yalnızca büyükannesi ona var olduğu haliyle saygı duyar. Sayısal zekâsı yüksek anne babanın böyle bir çocuğu olamayacağına göre, ortada mutlaka bir problem vardır. Kontroller, zekâ testleri, doktor ziyaretleri yapılır ve sıklıkla tekrarlanır. Hatta hastanede bebeklerin karışma ihtimalinin izi sürülür. Hissettiği baskıyla silikleşmek, görünmezlik elbisesi kuşanmak isteyen Bilgin “bir salyangoz gibi kabuğuna sinerek” süreci kendi içinde sorgular. Bir çıkış arar ama nafile. Yalnızca büyükannesinin yanında kendini kendi gibi hisseder. Çünkü yalnızca büyükannesi ona var olduğu haliyle saygı duyar.
Yaptığı her işe “hayatı katan” büyükanne güçlü, hassas ve yol göstericidir. “Kalbinde karanlık nokta bırakmayan” biridir o. Torununun zihninde yeni kapılar aralar. Zulasında gizli pencereler barındırır hep.
Sevim Ak, karakterleri öyle güçlü kurmuş ki hayatınızın bir yerine dâhil etmek gelir içinizden. “Keşke benim büyükannem de böyle olsaydı” diye değil üstelik, “Neden ben böyle olmayayım?” diyerek.
Bu karakterlerin belki de en güçlüsü, hikâyeye dâhil olduğunda Bilgin’in hayata bakışını da değiştirecek olan Musa’dır. Musa, ülkesindeki savaştan kaçıp gelmiş, Bilgin ile aynı sınıfa düşmüştür. Yanında yenilgilerini, kaybettiklerini değil, kazanacaklarını getirmiştir Musa. Yokluğun içinde yaşama sıkı sıkı tutunur. Kaldığı kampta yatağının olduğu küçük odanın çatısının yarısı yoktur, duvarları soğuğu olduğu gibi alır içeri ama Musa şöyle der:
“Kapımı rüzgâra… çatımı bulutlara açtım. Haber gelsin, bana uğramadan gitmesin.”
Dışarıdan bakıldığında tutunacak dalı yoktur diye düşünülen Musa’nın tohumunu dedesinden alıp ektiği, kendi ülkesinden buralara kadar taşıdığı bir elma fidanı vardır. İlk elma olup yere düşmeden tutarsa dileklerini gerçekleştirecek bir fidan.
Umuduna gözü gibi bakar Musa, varsılların hoyratça kullandığı yaşama inat. Böyle bir tutku ve yaşama bağlılık Bilgin’i de dönüştürecek kapıyı aralar. Yalnızca Bilgin’in değil, dokunduğu herkesin “ölü noktalarında çiçekler” açtırır bu beklenmedik misafir.
“Misafir” diyorum çünkü ailesini bulma umudu hep diri kalır Musa’nın. Ulaştığında dilekleri gerçek olacaktır.
Misafir de olsa edilgen değildir. Bilgin ve ailesinin hayatlarını, rutinlerini dönüştürmelerine, bazen duygu yüklü bazen eğlenceli ama ne olursa olsun hayat dolu bir hikâyeyle tanık olmanızı sağlar.
“Sen, Ben, Elma Ağacı” hem çocukların hem de ebeveynlerin kendilerine ve birlikte yaşadıklarına bakışlarını sorgulatıp yeni yollar çizecek. Farklı bir bakış açısıyla, çocuklara açılacak yeni pencerelerle umudu hiç beklenmedik yerlerde bulacaksınız.
Künye: Sen, Ben, Elma Ağacı, Sevim Ak, Can Çocuk, 2021, 223 syf
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
