Kitap | Fare ile Dağ

Hayat, minik bir farenin inadında ve küçük bir çocuğun sözünde yeniden umut buluyor. Ama en önemlisi dayanışma ruhunda gösteriyor kendini.

Nişan Mesut Oyardı

Dağın kemiği olur mu hiç?

İtalyan Komünist Partisi lideri Antonio Gramsci, eşi Giula’ya yazdığı 1 Haziran 1931 tarihli mektubuna çocuklarına anlatması için öyküyü iliştirir. Hapishanede geçireceği daha 15 yılı vardır ama çocuklarını, dışarıyı, doğayı, halkını düşünmeden duramaz. Çocuklar için yazdığı öyküde dağın kemiklerinden bahseder.

Peki, nedir dağın kemiği?

Açlıkla boğuşan insanların kemikleri görünür derilerinin altında. Ortadoğu’da, Afrika’da savaşın ve yoksulluğun simgesidir o kemikler. Gramsci’nin dağı da açlıkla boğuşmaktadır; suya, toprağa, ağaca duyduğu açlık…

“Bir dağ nasıl olur da topraksız, susuz, ağaçsız kalabilir?” diye sormakla yetinmiyor Gramsci. Kendinden beklendiği üzere sözünü söylüyor, bir çözüm öneriyor.

Doğa üzerinde hâkimiyet kurabileceğini düşünen, bu hakkın kendinde var olduğu yanılsamasıyla yaşayan insan, aslında kendi varlığını doğanın işleyişi içinde bir sapma, hata haline getiriyor. Hikâye, ekosistemdeki bütün varlıkların birbiriyle ilişki içinde ve birbirlerine bağlı olduklarını vurguluyor; bu ekosisteme insanı da dâhil ederek. Ancak ekosistemin parçası olması gereken insan yaşamı, sisteme zarar veriyor. Dağ çıplak ve aç, yağmur kesilmiş, otlar kurumuş, toprak verimsiz, keçinin sütü bitmiş…

Kahvaltıda içeceği son sütünü bir fareye kaptıran küçük çocuk ağlamaklı, fare pişman. Fare ne kadar küçük olursa olsun ekosistemin önemli bir parçası olduğunu hatırlatırcasına direngen. Biliyor sütü nerede bulacağını. Keçiye gidiyor ama ot yok ki süt versin. Su olmayan yerde ot biter mi? Oradan çeşmeye gidiyor ama savaşta harap olmuş çeşme. Doğruca duvar ustasına gidiyor ve sonunda ihtiyacı olan taşı alabileceği heybeti silinmiş dağa ulaşıyor. Koca dağa sütünü içtiği için ağlayan küçük çocuğun öyküsünü anlatıyor ve çocuğun adına bir söz veriyor:

“Küçük çocuk büyüdüğünde, dağın yamaçlarına çam ağaçları, meşeler ve kestane ağaçları dikecek. Yağmur geri gelecek, vadiyi sulayacak ve toprak yeniden işlenecek.” 

Bu söz yalnızca dağa değil, otlara, toprağa, keçiye ve elbette kendi köyüne de verilmiş bir söz. Binlerce, belki de milyonlarca yıldır orada duran koca dağ, insanın çiğliğine nasıl olup da kanıyor? Sözü eline alan fare, saf umut olan çocuğun yoksulluğunu anlatıyor dağa. Onun nankör olmayacağına ikna ediyor dağı. Büyüdüğünde sözünde duran çocuk, dağın yamacını ağaçlarla beziyor. Yağmur yağıyor, terk eden hayvanlar geri dönüyor, otlar yeşeriyor. Dağın kemikleri kapanıyor yeni toprakla. 

Hayat, minik bir farenin inadında ve küçük bir çocuğun sözünde yeniden umut buluyor. Ama en önemlisi dayanışma ruhunda gösteriyor kendini. Nâzım’ın yıllar sonra yazdığı gibi:

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

Mussolini faşizminin zirveye çıktığı, hapishanede gördüğü işkencelerden vücudunun harap olduğu bir dönemde umudundan bir şey kaybetmeden yazıyor Gramsci. Fare ile Dağ belki de Gramsci’nin inadının, umudunun, inancının ürünü. Çocuklar için yazılmış bir metin olmanın ötesinde, mücadele ruhunu geleceğe taşıyan bir yapıt. 

Künye: Fare ile Dağ, Antonio Gramsci, Resimleyen: Laia Doménech, Türkçesi: Özgür Gökmen, Desen Yayınları, 2018