Sayfa yolu
Kendi işinin patronu masalı: Lüks sitelerde azarlanan, hastalanmaya hakkı olmayan kuryeler
Yayın Tarihi: 27.07.2026 , 10:30
Türkiye’de bugün 74 bin 294 kadar kurye dağıtım firması var. Bu sektörde çalışan toplam kurye dağıtıcısı sayısının da 1 milyon kadar olduğu tahmin ediliyor. Bunların bir kısmı arabalı bir kısmı ise motokurye olarak emek veriyor.
Hizmet sektörünün genişlemesi, gündelik tüketim alışkanlıklarının değişimi ve özellikle de pandemiden sonra artan eve sipariş ve çevrimiçi alışveriş ile birlikte kuryeler artık gündelik hayatın sadece olağan değil, aynı zamanda vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş durumda.
Binlercesinden biri de Murat.
Murat henüz 30'lu yaşlarında ve yaklaşık 10 yıldır bu işi yapıyor. Beş yıldır da aynı şirkette çalışıyor.
Sabahın erken saatleri. Güneş doğarken yanaşılan depoda tırların gelmesini bekliyoruz. Tırlar her zaman aynı saatte gelmiyor. Gelince de bölgelere göre ayrıştırılan paketler arabalara yerleştiriliyor. Sabah 6 sularında başlayan paket ayrıştırma mesai 11 gibi tamamlanıyor.
"Bu sefer uzun sürdü. Normalde 9 gibi biter ayrıştırma işlemleri. Ama bazen sürüyor böyle" diyor Murat. Araçta yaklaşık 130 paket var. 130 paket için 90 ayrı rotasyon yapacak. Bazı apartman ya da iş yerlerine birden fazla paket gittiği için bu açı oluşuyor. Hava sıcak, mesai uzun, hem ayrıştırma işlemleri de uzun sürünce Murat arabanın viteslerini hızlı hızlı değiştiriyor.
Mesai başlıyor.
'Firma için dışarıdan sipariş ettiği pet şişeden farkımız yok'
Murat mesainin yoruculuğundan bahsederken söze kuryeler için patronların bulduğu "esnaf kurye" formülünden başlıyor:
"Şimdi burada çalışanların örnek veriyorum 10 tanesi firmanın kendi çalışanıysa 100 tanesi benim gibi esnaf kurye. Arabanı kendin satın alıyorsun. Tüm masraflar, bakımlar, şunlar bunlar sana ait. Ay sonu diyelim 100 bin kazandın. Gidiyorsun 100 bin liralık fatura kesiyorsun firmaya teslim edip hakedişini alıyorsun. Ne bir kıdem, ne bir emeklilik, ne bir ihbar tazminatı; hiçbir hakkın yok. Adam için dışarıdan sipariş ettiği pet şişeden farkımız yok. Kazancının vergisini de sen ödüyorsun."
Şirketler esnaf kuryelik sistemiyle kuryelerin yemeklerinden sigortalarına, araçlarının bakım masraflarından yakıtlarına kadar hiçbir maliyetten sorumlu olmuyor. Böyle olunca da ne kadar çalışırsan o kadar para geçiyor eline.
Murat gülümsüyor bunu anlatırken.
"Benim dilersen yılda 3 ay, ayda 2 hafta ne istersen ona göre iznim var; sonuçta kendi işimin patronuyum. Gelmezsem gelmem. Ama öyle mi? Ben en son 17 gün önce izin yaptım. Bak arabanın motor arızası var, sanayiye dahi gidemiyorum. Gittiğim her gün eksideyim. Pazar günü bile çalışıyorum."
"Pazar günleri kargo dağıtılıyor mu" diye soruyorum:
"Gece bile dağıtılıyor. Bazı müşteriler acele gelsin ya da hızlı gelsin tarzında bir sipariş veriyor. Öyle olunca gece 23-24, hatta gece 12’den sonra bile kargo dağıttığımız oluyor. Ben gece çalışmıyorum ama pazarları çalışıyorum. Zaten ayın bir haftası arabaya ve yakıta, bir haftası eve, bir haftası diğer masraflara gidince geriye bir hafta kalıyor. Onu çalışırsan eline para geçer."
Fırsatını bulursan hastane, müsaade eden olursa çay hakkın var
Önce çok daireli yüksek güvenlikli bir siteye giriyoruz. Burada yaklaşık 15 paket dağıtılacak.
"Bu site yine iyi. İçeriye arabayla girmemize izin veriyorlar. Baksana kocaman site. Başındaki blok ile sonundaki blok arasında yürüme mesafesi 5 dakika. Bazen site içinde yürürken yarım saatimiz gidiyor. Paketleri yetiştirmeye çalışıyoruz sonra ha bire" diyor Murat.
Sonra diğer bloğun önüne çektiği arabadan paketleri indiriyor. Paketler ağır olunca site içindeki yürümeler de zorlaşıyor haliyle.
Murat devam ediyor:
"Köpek maması, kedi kumu, gıda malzemesi derken bazen taşıdığın şeyin kilosu 20-30 kiloyu buluyor. O yüzden site içinde kuryelerin arabayla hareket etmelerine izin vermeleri lazım. Sonuçta bina sakinleri arabalarıyla giriyor buralara. Sadece kuryelere yasaklanıyor."
Mesaide izin diye bir tanımlı zaman yok. İzinler dağıtım yerine göre şekilleniyor. Örneğin falanca kuruma giden paketlerde çalışan çay ısmarlıyor ya da falanca restorana giden pakette kenarda bir sigara içimi vakit kalıyor.
Bir diğer durağımız tamirci. Teknolojik ev aletlerinin tamirinin yapıldığı kurumsal bir servis. "Burası rutin, küçük minik parçalar ve faturalar geliyor buraya" diyor Murat.
Açılan kapıdan içeri giriyoruz. Ortam bir anda samimileşiyor. "Buralar bizim abi artık. O lüks sitelerde köpek muamelesi çekiyorlar adama. Ama buralarda öyle değil."
İçeri girince "Murat abi hoş geldin" diyen muhasebeci, "Arkadaş yeni mi" diye beni soran tamirci derken emekçiler arasında sohbet başlıyor.
Burası ilk mola yerimiz diyor Murat. Paket servisine çıktığımızdan bu yana yaklaşık iki saat geçti. Murat çok huzurlu bir şekilde şirketin mutfağına geçiyor, "Aysel abla bize iki çay versene" diyor.
Çayları alıp şirketin dışına çıkıp kenardaki duvarda küçük bir mola veriyoruz.
Murat çayına attığı iki şekeri karıştırırken karton bardaktan buhar yükseliyor. Ve anlatmaya devam ediyor:
"Mesela diyelim hastalandın. Ya da bir hastan var, gitmen lazım. Öyle kafana göre gidemiyorsun, sonuçta bu ürünler için müşteriye mesaj gitti 'dağıtımda, gün içinde gelecek' falan diye. O arada kaçabilirsen hastaneye gidebilirsin bir saat. O da randevu bulursan. Yani aslında her geçen zaman an zarfında aslında işine iş eklenmiş oluyor. Mantık olarak izin yok. Ya biriken iş ya da azalan gelir var. Yani hastaneye gitmek için de zaman kalmıyor çalışanlara."
Hayata patronların penceresinden değil, emeğin gerçeğinden bakıyoruz. Güvencesiz çalıştırılan işçilerin, kuryelerin ve alın teri dökenlerin sesini büyütmek için bağımsız haberciliğe destek verin. Emekçilerin sorunlarını tüm gerçekliğiyle aktarmak için soL'a abone olun.
'Parası olan müşteriyle uğraşmak çok zor'
Murat’ın dağıtım rotası genelde özel güvenlikli siteler, yüksek gelirli müşteriler ile yoksul mahalleler arasında.
Arada bir bulvar sınırı tam ikiye bölüyor. Murat bu ayrımı anlatırken "Karşı taraf bizim mahalle. Halden anlıyorlar. Bazen bir bardak su veren de oluyor 'Bir ihtiyacın var mı' diye soran da. Ama zengin müşteriyle uğraşmak zor" diyor.
Murat yüksek güvenlikli diye tarif edilen sitelerde kuryelere yapılan muameleleri eleştiriyor:
"Mesela beni asansörden kovan müşteriye de denk geldim, paket yanlış diye ana avrat küfredene de. Bilmem ne savcısının eşiymiş, filanca rektörün kızıymış, yok ağaymış, paşaymış. Bana ne? Bina 13 katlı, elimde 10 kiloluk paket var. Kardeşim ben senin kölen değilim, kuryeyim. Asansör olmadan nasıl çıkayım o kadar katı. Şantiyede bile yük asansörü olur, burada halimiz ondan beter. Neymiş kokutuyormuşuz asansörü. Köpeğe çekmezler bu muameleyi. Neymiş paket yanlış gelmiş. Arkadaş ben sana başka paket getirmemişim ki. Paket senin adına düzenlenmiş. Firma bunu yanlış paketlediyse benim ne günahım var. Ama öyle değil. Azıcık parası olan kendisini Allah sanıyor buralarda."
Zaman içinde artık rutine dönen mesaide birçok müşteriyi tanıdığını söylüyor Murat.
"Belki de bin kadar isim var hafızamda. Duyunca hangi site, kaçıncı kat biliyorum artık. Zaten yüzde 80’ini tanıyorum. Kalanlar da değişiyor işte. Türlü türlü insan var. Ama hala insan olan var. Zaten o da olmasa sürdürülemez bu iş. Geçen bana küfreden bir gencin annesi aramış, onun adına özür diliyor. Ben mahcup oldum kadına.
Neyse öyle işte."

'Müşteri puanlama sistemi olması lazım'
Murat bir diğer sorunun da tüm sorumluluğun ve sürecin kurye merkezli ilerlemesi olduğundan bahsediyor. Örnek olsun; eğer bir paket yanlış çıktı ya da o gün çok fazla sanayi paketi geldi kuryenin üstü başı toza bulandı, müşteri hemen firmada kuryeyi puanlıyormuş:
"Adam geliyor üstüm başım toz diye beni puanlıyor. Ya da kapı açıldığında paketi elimde tutarak beklemem gerekiyormuş. Paket dediği de zarf falan değil ha, 10 kiloluk köpek maması, ondan da 2-3 tane. Gerçekten tuhaflar. Sonra seni puanlıyor ya da şikayet ediyor. Ama kuryelerin böyle bir hakkı yok."
Kuryeler aslında güvenceli bir iş ve insanca yaşayacakları gelir talebinin yanı sıra birkaç somut talepte bulunuyor.
Araç yakıtlarının firmalarla paylaşılması, yemek molalarının netleşmesi ya da yemeklerin maliyetlerinin paylaşılması ya da şirket tarafından ödenmesi gibi örnekler dışında en somut taleplerden biri de müşterilerin de puanlanması.
"Ben bilmiyordum abi. Yurt dışında bazı yerlerde varmış. Bizde her şey, her eksik kuryeyi puanlayacak şekilde işliyor. Ama niye öyle olsun? Gerçekten manyak sapık insanlara denk geliyor, adam sana eziyet etmekten zevk alıyor. Ben neden onu puanlayamıyorum? Mesela neden kuryeye hakaret eden, asansöre binince köpek gibi azarlayıp indiren müşteriyi puanlayamıyorum? Hatta kimi örneklerde 3 ay 5 ay kargo vermeme cezası dahi oluyormuş. Bu sistemin bizde de olması lazım."
Murat günü tamamlarken telefonunun adımsayarında 20 bin adım gösteriyor. Parmağını elektrik bandı ile kapatmış peçete koyarak, üstü başı toz içinde. "Şimdi eve gidip güzel bir duş alacağım. Sonra dışarı çıkmam zaten pestilim çıktı" diyor gülerek.
Her günleri böyle kuryelerin. Murat onlardan bir tanesi.
Beş yıldır çalıştığı şirkette 10 yıldır aynı sektörde çalışmasına rağmen yarının garantisi yok. Ertesi gün tırların yanaştığı dağıtım istasyonuna geçene kadar biraz dinlenecek. Sonrası aynı döngünün tekrarı...
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.