Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kemal Okuyan'dan 'çözüm süreci' analizi: Türkiye sürükleniyor, dayatılan sermaye tasarımına ikna olmak zorunda değiliz!

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, kapalı kapılar ardında yürütülen yeni "çözüm süreci" ve anayasa tartışmalarını değerlendirdi. Sürecin temelinde bir sermaye projesi yattığını belirten Okuyan; etnik ve dinsel referanslara dayalı bir "yeniden kuruluş" tasarısının Türkiye'ye barış değil, daha derin gerilimler getireceği uyarısında bulundu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 08.09.2026 , 00:22 Güncelleme Tarihi: 08.09.2026 , 00:37

soL TV'de yayınlanan "Komünist Bakış"ta yeni dönemin ilk programında "çözüm süreci" masaya yatırıldı.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, gazeteci İrem Yıldırım'ın sorularını yanıtladı.

Okuyan, "Ortada ne olduğunu bilmediğimiz bir süreç sürüyor. Neye inanacak bu halk?" sorusuna yanıt olarak, "Gizleyerek yürütülen bir süreç var. Daha önceki süreç de aynı şekilde gerçekleşmişti. Demek ki masaya oturan taraflar, o görüşmelerin içeriğinin tam olarak yansımasını istemiyorlar" dedi. 

"Bu teknik anlamıyla çok sorgulanabilir bir şey değil. Dünyadaki örneklerinde de, iki taraf her şeyi açıklamaz. Ama iktidar zaten ortada bir pazarlık yok diyor. DEM, İmralı, Kandil ise 'Bu bir süreç mücadele başka türlü sürüyor' diyorlar. İş teknik boyutları dışında, bir Türkiye tasarımına geldiğinde, her iki taraf da yeni bir Türkiye'den söz ediyor. Bu noktada ne istediklerinin kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Burada en çok konuşan kişi Öcalan" diye ekledi.

Eski görüşme tutanaklarının da daha sonra kitaplaştırıldığını ve Öcalan dahil kimsenin çıkıp bunları yalanlamadığını söyleyen Okuyan, "Bir doğrultu var. Sürece dair en çok enformasyon sağlayan kişi Öcalan ancak her söylediği tartışmalı" şeklinde konuştu.

Tutanak tartışması: 'Birileri provokasyon yarattıysa çok sağlam çalışmış; üslup aynı, doğrultu aynı'

"Her neyde anlaşıyorlarsa, bu Türkiye tasarımı birilerinin projesi" diyen Okuyan şöyle devam etti:

"Bu projeye değişik toplumsal kesimleri ikna etmeye çalışıyorlar. Söylenen şeyler yenilir yutulur şeyler olmadığından itirazlar başlıyor.

Bu anlamda tutanaklarda ortaya çıkanlar, bizim ne kadar haklı olduğumuzu gösteren şeyler. Ve oradaki Türkiye tasarımı birçok kişiyi rahatsız etti. Bunların içerisinde Aleviler var. Biz itiraz ettik. Sonra da bu tutanaklar yalan dediler. Önce bir bölümüne, sonra itiraz ettiler, sonra görüşmeler dahi yapılmadı dediler. Biz neye bakarız? Tekil iddialara hiç prim vermemek gerekir. Sürecin bütününe bakmak gerekir. Bir siyasi hareketi, bir siyasi partiyi ya da siyasi kişiliği değerlendireceksek sürece bakmak gerekir.

Tutanaklar diyelim ki yalan. Evet, beyan esastır; çünkü masada oturanlar diyorlar ki 'Biz bunları konuşmadık.' O zaman bize susmak düşer. Ama şurada susmayız, AKP açısından 20 küsur yıldır bu barış süreçleri, çözüm süreçleri, 'terörsüz Türkiye' -adına ne diyorlarsa-, orada bizim 10 küsur yılı geçen bir öykümüz var. Oraya bakarız. Sürecin bütününe bakarız. Kim ne demiş, nasıl davranmış, nerelere işaret etmişler... Bu tutanaklarla bu sürecin tamamı uyumlu. Yapay zekaya verilsin, bu tutanakları hazırlardı. Dolayısıyla eğer birileri provokasyon yarattıysa çok sağlam çalışmış. Üslup aynı, çizgi aynı, ana fikir aynı, doğrultu aynı. Biz yeni tanışmadık ki İdris-i Bitlisî'yle.

'Etnik referansa oturan bir 'barış süreci' ya da yeniden kuruluş süreci başarıya ulaşamaz'

Etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılması, en az laikliğin delinmesi kadar suç olmalıdır; çok net söyleyeyim. Türkiye'de Kürtlere dönük inkarcılık bir siyaset konusu. Alevilerin yıllardır gördüğü baskı ve ayrımcılıklar bir siyaset konusu, evet ve bunlar gerçek. Ama kimse Aleviler adına konuşamaz, Kürtler adına konuşamaz, Türkler adına konuşamaz. Çünkü farklı görüşlerde, farklı sınıfsal kökenlerden Aleviler var, Türkler var, Kürtler var. 

Bu kimlikler üzerinden konuşmaya başladığınız zaman, etnik ve mezhep temelleri üzerinden ciddi trajediler var, katliamlar var. Dolayısıyla bir süreci 'Kürt-Türk ittifakı', 'Kürt-Türk-Arap ittifakı' diye meşrulaştırmaya kalktığınız andan itibaren birilerini ötekileştirirsiniz. Kim dışarıda kalacak? Alevileri geçtim, Türkiye'de yaşayan başka kökenlerden birçok kişi var. Onlar ne hissedecekler? Etnik kimlikler üzerinden tarif edeceksek bu işin sonu yok. Hiçbir yerde etnik referansa oturan bir 'barış süreci' ya da yeniden kuruluş süreci başarıya ulaşamaz.

Bir başka olgu: Yerel demokrasi deniyor, değil mi? Yavuz Selim dönemindeki o ittifakın doğrultusu merkezileşmedir, yerel unsurların tasfiyesidir. Hangi yüzle yerelleşme deniyor? Katliamların yapıldığı dönem, yerel dinamiklerin bastırıldığı ve merkezi otoritenin güçlendirildiği bir şeydir. Demek ki işlerine geldiği zaman merkezi otoriteyi de savunabilecek bir akılla karşı karşıyayız.

Bu süreçte yeni bir öykü yazılmaya çalışılıyor, yeni bir resmi tarih tezi ve burada ortaklaşıyorlar iktidarla. Bu ortaklığın herkesi memnun etmesi diye bir şey yok. 'Süreci desteklemeyen siyasetten koparılır' deniyor. Süreç bu haliyle geniş bir toplumsal onay alamaz."

Solun konumu: 'Bu siyasi çizgiye biz niye ikna olmak zorundayız?'

İrem Yıldırım, Kemal Okuyan'a sürecin solla ilişkisini de sordu.

Okuyan, bütün kritik dönemeçlerde "soldan onay alınmaya çalışıldığını" hatırlattı. Ergenekon örneğini veren Okuyan, toplumda "arınılıyor" hissini solun yarattığını belirtti. Toplumun süreç bağlamında yeni bir tasarıma ikna edilmeye çalışıldığını vurgulayan TKP Genel Sekreteri, solun ideolojik-siyasi ağırlığı nedeniyle, onayladığı başlıkların Türkiye'de önünün açıldığını söyledi. Şu ifadeleri kullandı:

"Doğal olarak bazı kesimler ikna olmuyorlar. İkna olmak zorundalar mı? Aydınların desteği... Yeterince Türkiye'de liberal 'aydın' var. O destekle yetinsinler. Yani herkes desteklemek zorunda değil. Ayrıca her karşı çıkan bu sürece aynı nedenlerle karşı çıkmıyor. Yani çok farklı nedenlerle bu sürece ikna olmayanlar var. İkna olmak zorunda da değiller.

Şimdi ben kendi adımıza konuşayım, bu sürece ikna olup olmama değil mesele bizim açımızdan. Ortada bir Türkiye tasarımı var ve aslında bir dünya tasarımı, bölge tasarımı. Oraya ikna olamayız zaten biz, o tasarıma karşıyız. 'Ama Kürt sorunu ne olacak? Kürt sorunu çözülüyor...' Kürt sorunu çözülmüyor. Bu tarif edildiği şekilde bir Kürt sorunu yok zaten Türkiye'de. Bir tasarımı başarıya ulaştırmaya çalışan bir iktidar ve o iktidarla beraber bu tasarıma ikna olan, daha doğrusu bu tasarımı kendi hedefleri ya da kendi gündemi, kendi rasyonel bulduğu taraflarıyla eklemlenmiş, kabullenmiş ve o tasarıma güç veren bir siyasi çizgi var. Bu siyasi çizgiye biz niye ikna olmak zorundayız? Gerçekten de bu anlaşılmaz bir şey.

'23 Cumhuriyeti'ne değer katan birçok özelliğin tamamen ortadan kaldırıldığı bir Türkiye tasarımı var'

Bizim açımızdan bilinmeyen bir tarafı yok bu doğrultunun. Önemli olan şu, ABD'nin belirlediği bugünkü dünya sistemiyle uyumlu bir bölgesel tasarım var. Bu bölgesel tasarımın detaylarını işte kah ABD elçisinden öğreniyoruz, kah Hakan Fidan'dan öğreniyoruz. Yani bir dizi gördüğümüz, dinlediğimiz, duyduğumuz, okuduğumuz şey var. Biz buna 'Yeni Osmanlıcılık' dedik, demeye devam ediyoruz. Giderek daha ete kemiğe bürünüyor. Burada 1923 Cumhuriyetine değer katan birçok özelliğin tamamen ortadan kaldırıldığı bir Türkiye tasarımı var.

AKP öncesinde savunabileceğimiz bir Türkiye mi vardı? Mesele o değil ki. Bu yaklaşımda bir hile var. Biz şundan bahsediyoruz, iyi kötü Türkiye 1919-1923 o dönemde, onun sonrasında da belli bir süre devam eden ciddi ilerici dönüşümler gerçekleştirdi. Şimdi bu dönüşümlerin ruhu bu topraklar açısından son derece değerli. Doğrultusu son derece değerli, laiklik son derece değerli. Yavuz'la İdris-i Bitlisî'nin ittifakında ise bugün de uzantıları olan bir dinsel müdahale var. Ekonomik arka planı da var.

'Yerel demokrasi denilen şey sermaye diktatörlüğünün en azgın biçimidir'

Sonuçta kimileri ulus-devlet kavramını işte bazı ulusların ezilmesi olarak görür. Biz ise insanlık tarihinde bir ilerleme olarak görüyoruz. 'Yerel demokrasi' denilen şey sermaye diktatörlüğünün en azgın biçimidir, kuralsızdır çünkü. Niye aşiretlere övgü düzülmeye başlandı, örneğin Suriye'de? Neden aşiretler üzerinde kurulmuş bir iktidar tasarımı gerçekleşiyor ve neden bu 'demokrasi' diye pazarlanmaya başlandı? Türkiye'de de aynı şey savunulmaya başlandı. 

Bütün bunlara baktığımız zaman aslında çok net bir yapı var: Bu yapı Türkiye'yi gevşeten, yerelcilik adına tamamen piyasa terörüne teslim eden ve yayılmacı bir yapı. Orasını bilemeyiz, büyümeye kalkarken küçülen bir Türkiye ile karşılaşma olasılığı da var. Ortada nereye gittiği belli olan bir süreç var. O yüzden de bizim açımızdan hani bir bilinmezlik yok. Ama çıkıp bu topluma açıklamak zorundalar.

'Erdoğan'ın masasında, 3-4 taslak olduğunu biliyoruz, bu topluma nasıl bir anayasa istediklerini söylemek zorundalar'

'Yeni anayasa' deniyor. Madem yeni bir anayasa gündemi var, bu topluma nasıl bir anayasa istediklerini söylemek zorundalar. 3-4 tane anayasa taslağının Erdoğan'ın masasında olduğunu biliyoruz. Peki bunlar niye kamuoyuyla paylaşılmıyor? Çünkü korkuyorlar. Sürekli olarak kapalı kapıların ardında bir ülke tasarlanmaya çalışılıyor. Niye korkuyorlar? Ne düşünüyorlarsa söylesinler. Yani mecbur muyuz biz gizli kapaklı dosyaların peşine düşelim? Ya da birilerinin yayınladığı doğru olup olmadığını bilmediğimiz tutanaklardan mı öğreneceğiz konuşulanları?

Dediğim gibi bu ülkede şu anda bu açıdan en fazla konuşan ve düşüncelerini en açık bir şekilde dile getiren kişi Öcalan. Bunda bir tuhaflık yok mu? Bu çok sağlıksız bir süreç. Yoksa bizim açımızdan biz çok netiz, nereye götürülmek isteniyor Türkiye. İitirazımız zaten buraya."

'Etnik referanslarla bu sürece karşı çıkılmasına itirazımız var'

Programda, sürece karşı çıkan milliyetçi kesimle TKP arasındaki farklar da gündeme geldi.

Türkiye sağının, milliyetçilerin de, Türkiye solu gibi "amorf" bir yapıda olduğunun altını çizen Okuyan, "Etnik referanslarla bu sürece karşı çıkılmasına itirazımız var. Yıllardır canlı tutulmuş bir Kürt düşmanlığı var. Bunlar birbirlerini besleyen süreçler. Yani şu anda sosyal medyada milliyetçilikler arasındaki söylemleri karşı karşıya koyun, kabus gibi. Bunun üzerinden Türkiye'de bir çıkış olamaz" dedi.

Milliyetçi çevrelerde de biraz daha farklı yönlerden "süreci" ele almaya başlayanlar olduğuna dikkat çeken Kemal Okuyan, "Bu şekliyle giden bir taraflaşmanın hiç sonuç vermeyeceği ortada. 'Yıllarca bu meseleye ilişkin devletin resmi bir tezi vardı, AKP'nin resmi bir tezi vardı. Bir günde bu tez baş aşağı çevrildi, tamamen farklı bir noktaya gidildi' deyip, 'Bu nasıl oluyor?' diye tartışmaya başlayan, sorgulamaya başlayan epey bir kesim var. Tabuların ortadan kalkması iyidir" şeklinde konuştu.

'Bu sorun çözülmeden hiçbir şey çözülmez diyerek siyaset yapanlar şimdi tıkandı'

TKP Genel Sekreteri, farklı düşüncelerdeki kesimlere "sopa gösterilmesine" karşı çıkarak şöyle devam etti:

Türkiye'de sosyalistleri, komünistleri, devrimcileri tehdit ederek onların konum değiştirmesini savunmak, oraya çağırmak falan... Ya bu olmaz, yani bu sonuç alıcı bir şey olmaz. Tam tersine bazı şeylerin daha açık olarak görünmesine neden olur.

Solun zaten her konuda kafası karışık. Bu konuda özellikle kafası karışık. Yani Kürt sorunu Türkiye solunu zaten bayağı geriye götürdü. Şimdi bunun bedelini ödüyorlar. Biz değil, biz erken meseleyi çözdük. İlkeli bir şekilde gidiyoruz. 'Bu sorun çözülmeden hiçbir şey çözülmez' diyerek siyaset yapanlar şimdi tıkandılar. Acı gerçeklikle karşı karşıyalar. Çünkü 10 yıldır da 'Saray rejimi' diye bir kod etrafında siyaset yapıyorlardı.

Şimdi iki şey birbiriyle çelişiyor: 'Kürt sorunu çözülmeden hiçbir şey olmaz', 'Saray rejimi sona ermeden hiçbir şey olmaz.' Aynı anda bu ikisini de söyleyenler acı gerçekle karşı karşıya kaldılar.

'Bu tasarımla ya hesaplaşacaksın ya bu tasarımı destekleyeceksin'

AKP'ye bakarak, 'Sürecin demokrasi getireceğine inanmıyoruz' diyorlar. 'Demokrasi getirmez' bir sol analiz değil. Tekrar ediyorum, ortada bir Türkiye tasarımı var. Bu tasarımla ya hesaplaşacaksın ya bu tasarımı destekleyeceksin. Nötr kalınmaz siyasette, ya da karşısında olacaksın. Bu tasarımın karşısındayız biz TKP olarak.  

'Şeyh Said ne yapalım işte, Kürt halkının saygı duyduğu bir isim' falan böyle dediğiniz zaman kaybedersiniz. Ben Türk kökenli gericilere sahip mi çıkıyorum örneğin?

'Türkiye solu aslında AKP'ye bakarak bu sürece itiraz ediyor, Türkiye projesine ne diyorsun?'

Sürece itirazlarda öznelere dönük yargılarla hareket edenler olduğunu belirten Kemal Okuyan, "Türkiye solu aslında AKP'ye bakarak bu sürece itiraz ediyor. Her durumda doğrultu, program esastır. Öznelerin kim olduğu değildir mesele. Yani 'Biz AKP'ye güvenmiyoruz, işte AKP ile barış olmaz, çözüm olmaz' falan... Ya kardeşler, bunların bir projesi var. Bu proje bir Türkiye ve bölge projesi. Buna ne diyorsun? 'AKP ile demokrasinin geleceğine inanmıyoruz.' Bu siyaset değil. Türkiye solu buna mahkum olamaz. Yani çok çünkü yüzeysel bir şey bu" diye konuştu.

'Yeni Osmanlıcı tasarımın karşısında sağlıklı bir alternatifin güçlenmesi için uğraşıyoruz'

"Nereye gidecek bu süreç?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Bu sürecin evet bir bölgesel boyutu var ama bölgemiz stabil değil. Suriye'deki rejim değişikliği, ABD, İngiltere, İsrail ve AKP açısından çok önemli bir hamleydi. Bir yere doğru gitti ama o yer istikrar değil. Yeni belirsizlikler demek. İşte ne oldu? İran'la girilen savaş öngörülmedik bir yerde tıkandı. Rusya-Ukrayna savaşı öngörülmedik bir yerde tıkanmış durumda. Evet, birtakım gelişmeler oluyor falan ama yarını bilmiyoruz.

Toplumun sinir uçlarını açıkta bırakan bir süreç yürüyor. Nereye gider? Tasarım belli, Yeni Osmanlıcı tasarım var elde. Burada bir bilinmezlik yok. Ama bu tasarıma giden yolda 'Nerelerde arıza çıkabilir?' sorusuna çok fazla yanıt var. Biz mümkün olduğu kadar bu Yeni Osmanlıcı tasarımın karşısında sağlıklı bir alternatifin güçlenmesi için uğraşıyoruz.

'Bu süreç başka bir seçenekle devrimci, cumhuriyetçi bir seçenekle durdurulmalıdır'

Biz ilk çözüm sürecinde de 'Bu işin sonu kötü ve korkuyoruz' demiştik. O zaman gene küfür yemiştik. Neden korkarız biz? Etnik merkezli çatışmalardan, daha keskinleşmiş nefretlerden, yoksulun yoksula öfke duymasından korkarız. 'Bu süreç oraya gidecek' dedik, gitti. Yine o toplumun sinir uçlarıyla oynayarak yapılıyor bu.

Şimdi dolayısıyla mesela şunu diyemem, 'Bu süreç başarısızlığa uğramalıdır.' Her durumda bunu demeyiz. Bu süreç başka bir seçenekle; devrimci bir seçenekle, cumhuriyetçi bir seçenekle durdurulmalıdır. Çünkü diğeri çok tehlikeli ve bir olasılıktır. Türkiye'nin çok gergin bir döneme doğru tekrar sürüklenmesi bir olasılıktır ve bu çok tehlikelidir. Ama bunu göze almış bir kararlılık var masada ve tehditler savruluyor. 'Bu sürece destek vermezseniz şöyle olur, böyle olur' deniliyor.

'Emperyalist merkezler birden fazla seçenek üzerinde çalışır, Türkiye'ye verilen rol bir anda değişebilir'

Emperyalist merkezler bu bölgeyi iyi biliyor, özellikle İngiltere. Ama diğerlerini de katalım. Birden fazla seçenek üzerinde çalıştıklarını unutmayalım. Yani geçici yönetimler var, iktidarlar değişir emperyalist merkezlerde ama Türkiye'ye verilen rol bir anda değişebilir. Dolayısıyla o büyüme ve küçülme denklemini ya da yayılma ve dağılma denklemini herkesin iyi düşünmesinde fayda var.

'Önemli olan halkımızın ne düşündüğü, bu sürüklenmeyi durdurmaya çalışıyoruz'

Ama önemli olan halkımızın ne düşündüğü ve nasıl önlem aldığı. Bugünkü sürüklenme haliyle bu toplum hiçbir şeyde gerçek bir alternatif yaratamaz. Şu anda bu sürüklenmeyi durdurmaya çalışıyoruz. Bir alternatifi büyütebilmek için, gerçek hale getirebilmek için bugün olanlara ışık tutmak ve gerekiyorsa kaygı yaratmak zorundayız.

Türkiye sürükleniyor şu anda. Sürüklenen bir ülkeyiz, toplum da bunun içinde sürükleniyor. O yüzden sahte kahramanların peşinde gidiyorlar, işte gerçek olmayan çözümlerin içerisinden gidiyorlar. Sürekli aldatılmışlık hissi var, sürekli hayal kırıklığına uğruyorlar. Ya bu şekliyle bu koca ülke gerçekten de bilinmedik bir yere doğru sürüklenir. Bilinmedik yerler Türkiye gibi fay hatları çok derin olan yerlerde çok tehlikelidir. Bu ülkede mezhep, etnik meselelerinin merkezinde durduğu gerilimlerin çok karanlık sonuçlar yaratacağını biliyoruz.

Masada sınıf çelişkileri yok: 'Çünkü mevcut gidişat gene bir sermayenin çözüm süreci'

Halk şimdilik çok küçük bir kesimin düşündüğü bir yere kafayı takmalı. O da emek-sermaye çelişkisi. Bu memleketteki sınıf çelişkilerinin zerre gündeme gelmediği bir masa var, bir süreç var. Böyle bir şey olabilir mi? Sadece bu bile nereye evrildiğimizi göstermelikten de olsa bir şeyden söz edilmiyor. Niye? Çünkü mevcut gidişat gene bir sermayenin çözüm süreci. Neyi çözecekse artık... Sermaye hiçbir şeyi çözmez, yeni sorunlar yaratır. Bir tek kâr odaklıdır." 

'Komünistliğin ne lüzumu var?'

İrem Yıldırım, TKP Genel Sekreteri'ne gazeteci-yazar Barış Terkoğlu ile Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkacak "Komünistliğin Ne Lüzumu Var?" kitabını da sordu.

Kemal Okuyan, "Sovyetler Birliği'nin çökmesinden Türkiye solunun durumuna kadar ya da özel olarak Türkiye Komünist Partisi'ni ilgilendiren kimi başlıklara kadar Barış'ın sorduğu her soruyu yanıtladık. Ortaya çıkan sonuçtan memnunum, Barış'ın da memnun olduğunu biliyorum. Umarım bu kitap da ilgi çekecektir" dedi.

'soL Haber Portalı ile dayanışmaya çağırıyorum'

Kemal Okuyan son olarak soL Haber'e yönelik baskıya da değindi.

"Hiçbir hukuki zemin yokken sansür girişimleri ya da yasaklama girişimleriyle karşı karşıya kalınıyor" diyen Okuyan, "Ben buradan bütün izleyicilerimizi soL Haber Portalı ile dayanışmaya çağırıyorum. Hem yeni hesabın takip edilmesi hem de soL'a abone olunması... Çünkü soL, ilanla yaşayan bir yayın organı değil, tamamen gönüllü katkılarla yaşayan bir yayın organı. Dolayısıyla abonelik diye bir sistemi var" sözleriyle abonelik çağrısı yaptı.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.