Breadcrumb
Kemal Okuyan: Depremden koruyamıyorlarsa gidecekler iktidardan
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 15.02.2023 , 01:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Halk TV'de gazeteci Şule Aydın'ın sunduğu "Kayda Geçsin" programına konuk oldu.
TKP Genel Sekreteri Okuyan'ın açıklamaları şu şekilde:
'Buna kesinlikle izin vermemek gerekiyor'
- Son bir ayda üçüncü kez Antakya'ya gittim. Diğer ikisinde deprem yoktu. Antakya'yı öyle görmek çok acı. Biliyorsunuz, Antakya tarihi açısından, kültürel dokusu açısından çok farklı bir kentimizdi. Antakya yok diyoruz, sürekli. Bir açıdan doğru. Ama şunu söylemeliyiz: Antakya'yı yaşatmamız gerekiyor.
- Şimdi duyuyoruz planları. Başka bir yerde kent kurma, Antakya'yı turistik bir sit alanına çevirip yerleşim olarak insanları uzaklaştırmaya yönelik planlardan söz ediliyor. Buna kesinlikle izin vermemek gerekiyor.
- Ne yapıp edip yıkılan kentlerimizin yakınlarına yerleşimleri taşımak gerekiyor. Çürük zeminli yerlere bina yapılmasın ama, öte yandan da o kentleri haritadan silme ve kentleri taşıma planları kabul edilebilir değil. Bilim ve siyaset burada yan yana gelip, yıkılan kentleri ayağa kaldırmalıyız. Türkiye'deki bazı kentlerin turistik bir sit alanına dönüştürülüp, bunun dışından kentin taşınmasını kabul edemeyiz. Üzerine düşünmemiz gereken bir tehlike. Aynı zamanda bu kentler hayatımızın bir parçası.
'Organize olma yeteneğini tamamen yitirmiş bir devletten söz ediyoruz'
- Antakya çok acıklı bir fotoğraf sunuyor. Bunu diğer yerleri hafife almak için söylemiyorum. Aynı şey Adıyaman'ın merkezi için geçerli, Malatya için de Maraş için de geçerli.
- Değişen bir şey yok, bir organizasyon halen yok. Tabii ki birtakım faaliyetler daha fazla arttı, daha fazla insan katılmaya başladı, sahada asker ve polis daha fazla gözüktü, daha fazla sağlıkçı var. Ama organizasyon yok hala. Organize olma yeteneğini tamamen yitirmiş bir devletten söz ediyoruz. Bunu oturup sorgulamaları lazım.
'Bir daha enkaz altında kalmak istemiyoruz, bunun için uğraşacağız'
- Türkiye'de bu tür koşullarda iyi yetişmiş, biraz da alışkın bir sağlık personeli var. Halen organize edemediler. Birçok sağlıkçı bölgeye ya kendi olanaklarıyla gitti, ya gönüllü olarak gitti ya da yollandı. Ama kullanamıyorlar. Bu durum gerçekten çok enteresan. Karar verseniz, bu kadar beceriksiz davranamazsınız.
- Biz kapitalizmin ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz, yaşıyoruz zaten. Bir dünya görüşümüz var, bu sisteme temelden karşı. AKP'yi 20 yıldır yaşamışız, AKP'nin ne olduğunu temelden biliyoruz. Buna rağmen açık söylüyorum, bu çapta bir beceriksizliği ve duyarsızlığı hiçbir şekilde anlamadım. Demek ki bunu da yaşatacaklarmış. AKP için dahi ya da sermaye düzeni için dahi saçma bir tablo. Bizim insanımız buna layık değil. Bir daha enkaz altında kalmak istemiyoruz, bunun için uğraşacağız.
'Her konuda böyle bir akıl tutulması var'
- (Depremden sonra iktidarın organize olamamasının nedenleri) Hatırlayın AKP iktidara geldiğinde, övünerek şunu söyledi: Biz tüccar devlet haline geleceğiz, tüccar siyaseti egemen kılacağız. Bunu da iyi bir şey olduğunu söylediler. Yani alacağız satacağız dediler, piyasa oyuncusu gibi devlet yaratacağız dediler. Şimdi her şeyi sattılar ve piyasanın her şeyi halledeceğini düşündüler. Sanıyorum bu yaklaşım ve AKP'nin yıllar içerisinde olan bilimle inatlaşmasıyla beraber olunca, en temel refleksleri dahi unuttular. Biz eleştirsek dahi bu düzenin devleti, devletlerin birtakım refleksleri vardır. Bu tür olaylarda hızlı hareket ederler, bir planları vardır. Hiçbir şeyleri yok. Mantıksız hareket etme damarlarına o kadar işlemiş ki.
- Büyük büyük hastaneler inşa ediyorlar, şehir hastaneleri diye. Hepimiz itiraz ettik, 'ne yapıyorsunuz' diyerek. Hangi depremde işe yarayacak o şehir hastaneleri? Ulaşım yok.
- Olmasın ama diyelim ki İzmir'de bir tepeye diktiler. Oraya nasıl erişecek insanlar? İnsanların mahallelerinde sağlık hizmetleri alacağı merkezlere ihtiyaç var, hepsini kapattılar. Şimdi hastaneleri kapatıyorlar. Bir depremde, herhangi bir kentte insanlar nasıl erişecekler oraya? Ya da oradan nasıl gidecek hekimler? Devasa, içinde arabaya binerek yolculuk edebileceğiniz hastaneler diktiler. Oradan nasıl hizmet verilecek. Her konuda böyle bir akıl tutulması var.
'En değerli gün olan ilk gün, herhalde bu kadar büyük değildir diyerek beklemişler'
- İkinci başka bir şey daha var. Bunlar kağıt üzerinde plan yaparken, belli ki pratikte işlerin öyle gitmeyeceğine dair bir fikir gelmedi. Bu hacimde bir şey beklemiyorlardı. O zaman bilimle kavga ediyorsunuz demektir. Bu ülkenin bilim insanları bu bölgede ağır bir deprem bekliyorlar mıydı? Bekliyorlardı. Büyüklük de veriyorlardı. Bütün bunlara rağmen bir hazırlık yapılmamış. En değerli gün olan ilk gün, herhalde bu kadar büyük değildir diyerek beklemişler. İlk yapılacak şeylerin hiçbirisi yapılmamış. Beşinci gündü bölgeden döndüğümde, trafik hala arap saçıydı. Trafiği düzeltemediler, trafiği düzeltemezseniz hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Zaten havaalanları gitmiş. Karayolundan ulaşımda da alternatif yol yok, tek bir yola dayanıyor. Orayı açamazsanız yardım gidemez, sağlık personeli gidemez ve ortada hakikaten bilimkurgu filmlerindeki tablo vardı.
'Bir kaos hakim ve bunu düzenleyecek bir otorite yok'
- Aynı şey İzmir depreminde oldu, Süleyman Soylu geldi. Ülkenin neredeyse bütün devlet personeli Süleyman Soylu'nun bulunduğu yerde. Buna hiçbir hakları yok. Deprem bu. Normal zamanda da yok.
- Korkunç bir manzara var, bir yandan enkaza yetişmeye ambulanslar, bir yandan cenaze araçları çıkmaya çalışıyor kentten. Bir kaos hakim ve bunu düzenleyecek bir otorite yok. O otorite makam araçlarına yol açmaya çalışıyor.
- Şu anda hâlâ gidilmemiş köyler var, TKP olarak biz gittiğimizde ilk siz geldiniz diyorlar. Kaçıncı gün bugün, dokuzuncu gün. Böyle bir şey olabilir mi? Gerçekten çok acıklı bir tablo var ve devletin elinde korkunç bir kaynak var. Kaynaksızlıkla ilgili değil bu; bu kaynakların nerelere gittiğini biliyoruz, nasıl kullanıldığını biliyoruz.
- Ben Hatay'da sistematik bir iş makinesi akışı halen görmedim. Şunu göremiyorsunuz: bir yol yapımında binlerce makine diziliyor değil mi normalde? Demek ki küçük firmalar, aileler kendi olanaklarıyla iş makinesi getirmişler. İş makineleri haldır haldır çalışıyor diye bir şey yok. Herkes kendi imkanlarıyla, sağdan soldan getiriyor, öyle çalışıyorlar.
'İlgilenilmeyen enkazlar var, bunun nedeni depremde binadan kimsenin çıkamaması'
- İlgilenilmeyen enkazlar var mı? Var. Neden biliyor musunuz? Herkes göçük altında, o apartmanlarda oturanların sahibi yok.
- Çok fazla enkaz var, eğer bir insan çıkabildiyse dışarı veya yakın işaret ettiyse çalışma yürütüldü. Bir bölümü terk edilmiş. Büyük ihtimalle herkes enkazın altında çünkü deprem çok kötü bir saatte gerçekleşti. Mucize olarak adlandırılan ve halen kurtulan insanların olmasının nedeni de enkaz altında hâlâ çok sayıda insan olmasıdır. Dolayısıyla istatistik olarak kurtulanlar çok miktarda oluyor. Şu anda söylenen rakamlara ihtiyatla yaklaşmalı.
'Bir hayat dahi kurtulsa, bunun için her şey yapılmalı'
- Umarım öyle olmaz ama, benim gördüğüm tablo çok kötüydü. Birçok binanın etrafında hiç kimse yok, bu o binada hiç kimsenin olmadığı anlamına gelmiyor. Tam tersi, hiç kimsenin çıkamadığı anlamına geliyor. O yüzden de devam etmesi lazım çalışmaların.
- Varsayalım ki, enkazın altında herkes hayatını kaybetti. Yine de iş makineleriyle enkaza girmeye hakları yok. Çünkü birçok kişi yakınının cenazesine ulaşmaya çalışıyor orada. Bir taraftan girip öteki taraftan çıkacağız diye hareket edemezler. Ama sürekli böyle bir enkazları kaldıracağız diyorlar.
- Bu tabloda bir hayat dahi kurtulsa, bunun için her şey yapılmalı.
'Bir ülkede siyasi iktidar depremde vatandaşını korumakla yükümlüdür'
- (Seçimin erteleneceği iddiaları ve OHAL) Seçimleri ertelemeyi isterler. Herkes gördü ki bu depremde, yıkımda siyasi iktidarın büyük bir sorumluluğu var. Şimdi diyorlar, deprem oldu ne seçimi konuşuyorsunuz. Kendileri açtılar seçimi erteleme meselesini. Deneme yaptılar Bülent Arınç'la başkaları da katıldı sonra.
- Herkesin şunu bilmesi lazım: Deprem, ekonomik kriz, savaş... Bütün bunlar aynı zamanda siyasetin konusu. Bir ülkede siyasi iktidar depremde vatandaşını korumakla yükümlüdür. Bir ülkede siyasi iktidar, ülkesinin ve halkının güvenliği için ülkesini mümkün olduğu kadar savaşa sokmamakla yükümlüdür. Ekonomik krizden korumakla yükümlüdür. Bunları yapamıyorsanız, bunlar varken seçim olmaz demeye hakkınız yok. Tabii ki şu anda seçim çalışması yapılamaz, seçimler için uygun bir tarih bulunması gerekir. Ama deprem oldu, seçimi yapmayalım, gelecek yıl yapalım diyemezler.
'Depremden koruyamıyorlarsa gidecekler iktidardan'
- Bu depremin bu şekilde bir sonuç doğurmasının sonucunda bu siyasi iktidar var. Depremden koruyamıyorlarsa gidecekler iktidardan. Normalde şu anda bu halkın 'İstifa' demesi lazım. Şu anda yerine olgunlaşmış bir alternatif olmadığı için halk bu talebi dile getirmiyor. Ama Türkiye'yi, yurttaşlarımızı aciz duruma düşürmüş bir iktidardan söz ediyoruz. Belki biraz daha göz boyarız, sonra seçim yaparız planı yapıyorlar. Yok öyle bir şey.
- Ülke güvenliği dedikleri şey bizim anladığımız şey değil. Biz ülke güvenliğinden bu ülkenin yurttaşlarının güvenliğini anlıyoruz. Her siyasi iktidar yurttaşlarını depremden korumakla yükümlüdür.
'Bizim parti olarak tavrımız net: 14 Mayıs'ta yapılmıyorsa....'
- Bizim üstümüze çökecek binalar, siyasi iktidar da diyecek ki 'Sizin üstünüze binalar çöktü, o yüzden ben de bir yıl daha ömrümü uzatayım, devam edeyim iktidara' diyecek. Yok böyle bir şey.
- Bizim parti olarak tavrımız net: 14 Mayıs'ta yapılmıyorsa seçim, o zaman zamanında yapılsın, 18 Haziran'da yapılsın.
'Evler yıkılacağına sistem yıkılsın'
- (İmar afları ve deprem) İmar affı tartışmaları olduğunda, yurttaşlarımıza dönük olarak kendi canlarını düşünmüyorlar, imar affıyla kendilerine tabut inşa ediyorlar deniyor. Bir kere, yurttaşlarımızın çok büyük bir bölümünün bile bile bunu yapmak dışında çaresi yok, yoksullar çünkü. Evlerine başlarını soktukları için şükrediyorlar. Burada bir sistem sorunu var. İmar affı çıkmadığında sorun çözülmüyor. İnsanlar orada kaçak oturmaya devam ediyorlar.
- Bu ülkenin kaynakları yeterli. Yapılması gereken şey, her yurttaşımızın her ailenin insanca yaşayacağı depreme dayanıklı konutların verilmesi gerekiyor. Bir sistem bunu veremiyorsa, zaten o sistem yıkılmalıdır. Evler yıkılacağına sistem yıkılsın.
'En tepeden sorulması lazım hesabın'
- Nasıl hesap soracağız? En tepeden sorulması lazım hesabın. O tepe noktasında siyasi iktidar kadar Türkiye'deki bütün insanların acılarından nemalanan, kar elde eden sermaye sınıfımız da var.
- Bu ülkenin büyük inşaat şirketlerinin zenginlikleri yıllar boyunca insanların acıları, sömürdükleri işçilerin alın teri ile elde ettikleri kârlara bakın. Demin konuştuğumuz rakamlardaki yoksul insanların yasal hale gelen ve şimdi de yıkılan binalarının yerine gayet insani koşullarla yaşayacakları binalar yapılırdı. Neden bu ülkenin kaynakları patronlara aktarılıyor da halkımızın önemli bir bölümünü ölüme mahkum ediliyor? Bu soruyu sormayacak mıyız? Bu soru depremden sonra sorulmaya başlandı.
'Deprem planla hareket etmeyi, merkezi akılla hareket etmeyi gerektirir'
- Biz yıllardır kamuculuk dedik, devletçilik dedik, piyasa ekonomisine karşı çıktık. Depremin enkazından çıkan insanlar aynı şeyi söylemeye başladılar. Bize diyorlardı ya, bu halk anlamaz sizin söylediğiniz şeyi. Anlaşılıyor. Keşke deprem olmadan anlaşılsa.
- Ortada açık bir gerçek var. Sağlıkta da işlemiyor, inşaatta da işlemiyor, enerjide de işlemiyor. Hiçbir şeyde işlemeyen bir piyasa ekonomisi. AKP'nin elinin tutulması, hareket edemez hale gelmesi siyasi iktidarın, bu da piyasayla ilgili.
- Piyasa nedir? Kendi çıkarlarını düşünen bir sürü aktör. Bunu planlayamazsınız. Deprem gibi durumlar planla hareket etmeyi, merkezi akılla hareket etmeyi gerektirir. Burada merkezi akıl kalmamış ki, her şeyi ihalelerle şirketlere devretmişsiniz. Kıpırdayamıyorsunuz. Havacılık sektörü bile kaç parçaya bölünmüş. Sorumlu bulamıyorsunuz. Pisti başka birisi idare ediyor, diğerini başka birisi idare ediyor.
- Böyle bir ortamda siz neyi kontrol edeceksiniz? Sağlık sisteminin önemli bir bölümü özelleşmiş.
'Otoritenin sahibi kimse onlardan hesap soracağız'
- Şimdi diyorlar yazlıklara el koyacağız. Yazlıklardan önce el koyun bakalım, büyük otellere. Özel hastanelere el koyun, sağlık sistemine entegre edin. Niye bunlar düşünülmüyor?
- O kadar fazla kaynak var ve bunları yönetemediler. Bunun hesabı sorulmak zorunda. Bunun hesabını da tabii ki sokaktaki yurttaştan sormayacağız, kimse otoritenin sahibi onlardan soracağız. Türkiye'yi iliklerine kadar sömüren sermaye sınıfından sormak zorundayız.
- Sermaye sınıfından hesap sormamız için depremden sonra göbek atmaları gerekmiyor. Bu yıkımın sorumlusu onlar. Bilmiyorlar mıydı bu hale getirdiklerini ülkeyi, Türkiye'deki yoksulluktan bir haberler mi? Tabii ki haberleri var, çünkü o yoksulluk sayesinde zenginleşiyorlar.
- Yoksullar öldü yine. Aciz, çaresiz bırakılmış, parası pulu olmayan insanlar öldü yine.
- İnsanların oturdukları konutların hali ortada. Bir tarafta muazzam bir zenginlik var, bir tarafta ise insanlar son derece kötü koşullarda yaşıyor. Mesele sadece deprem değil ki, sağlıksız rutubet içinde yaşıyorlar. Hiçbir izolasyon yok. Hesap soracağız.
'Türkiye Komünist Partisi'ne anahtar teslim ediyorlar, evimizi kullanabilirsiniz diye'
- (Dayanışma ve Türkiye Komünist Partisi) Bölgedeki dayanışma sevindirici kısmı, halen devam ediyor. Bizim bölgeye sevk ettiğimiz yardımlar, ki bizim hiç beklemediğimiz hacimlerde yardım sevk ediyoruz. Bunun nedeni, partiye inanılmaz derecede yardım gelmesi. 'Siz bunu ihtiyaç sahibine gerçekten verirsiniz, iyi bir organizasyonunuz var' diyerek veriyorlar partiye, gerçekten çok etkileyici bir dayanışma. Bunun bir nedeni de Türkiye'de yurttaşlarımız, siyasi iktidardan umudu kesmiş. Bunların bir şey yapacağı yok diye kolları sıvamışlar. Bunu da kabullenmemek gerekiyor. Normal işleyen düzende, bunlar devletin sorumluluğundadır.
- Daha ne kadar bu yoksul halk kendinden vermeye devam edecek? Zaten yoksullaşmış bir halk, bu dayanışmada da elindekini de veriyor. Öyle şeylerle karşılaştık ki. Bu ülkenin yurttaşları bu tabloyu hak etmiyor.
- İnsanlar bizlere anahtarını teslim ediyor, 'Arkadaşlar siz canla başla çalışıyorsunuz, biz başka yere gidiyoruz, evimiz size teslim' diyorlar. Türkiye Komünist Partisi'ne anahtar teslim ediyorlar, evimizi kullanabilirsiniz diye. Bu çok özel bir durum.
- Halkın dayanışma kültürü çok güçlü. Normal işleyen bir düzende buna gerek yok ki. Bu devletin, bu tür durumlarda harekete geçmesi gereken bir birikimi var. Hiçbirisi kullanılmadı.
'İlk giden bizim arkadaşlarımızın olması gibi bir tuhaflık olabilir mi?'
- Ben her yerde söylüyorum. Bizim arama kurtarma ekibimiz, daha önce bizim yaptığımız çalışmalarda, biz arama kurtarma çalışması yapmayalım dediler. Çünkü bu büyük makineler gerektiriyor. Bunun yerine dağıtım organizasyonu, sağlık bunlarla ilgilenelim. Buna rağmen gitti bizim arama kurtarma ekibimiz, depremden sonra hemen yola çıktılar. O planlamada 'Nasılsa devletin çok fazla olanağı var, biz arama kurtarma çalışması yapmayalım' dedik diye pişmanlar.
- İlk giden bizim arkadaşlarımızın olması gibi bir tuhaflık olabilir mi?
'Bu ülkede iş makinesi mi yok? Her tarafa çimento döken bir iktidardan bahsediyoruz'
- Enkazdan çıkardığınızı hatırlamıyorsunuz, çıkaramadığınızı hatırlıyorsunuz. Çıkaramadıklarını hatırlıyorlar. Ellerinde çok basit aletler dahi olsaydı o sırada, bir sürü kurtaracaklardı. Çünkü deneyimli arkadaşlar. Biz böyle bir rezaleti tahmin etmiyorduk, bütün planımızı başka şeye göre kurduk. Bu çok acıklı değil mi, bu devletin olanaklarını bilmiyor muyuz?
- Övünüyorlar bir sürü şeyle. Bu ülkede iş makinesi mi yok? Her tarafa çimento döken bir iktidardan bahsediyoruz. İş makinesinden bol ne var, neredeydi bunlar? Yok.
- Hesap sormazsak bir daha gerçekleşecek bu saçmalıklar.
'Biz herkese yardım etmekle yükümlüyüz'
- (TKP'nin kurduğu yardım merkezi) Benzer şeyleri ben de gördüm, devlet görevlileri geliyor falan. Bu İzmir'de de olmuştu. İzmir'de polisler falan Türkiye Komünist Partisi'nin mutfağından yemek yedi. Yadırganacak hiçbir şey yok. Orada yemek veren arkadaşlarımız görmezler bile, doğalı budur. Biz herkese yardım etmekle yükümlüyüz.
- Bir ideolojimiz var, bir siyasi kimliğimiz var, bir mücadelemiz var. Ama biz bu ülkenin insanlarıyız, orada depremden zarar gören yurttaşlarımıza el uzatmaya çalışıyoruz. Ek olarak oraya yardıma gelen insanlara da el uzatmaya çalışıyoruz, orada bir yardımlaşma var. Bir de oraya yardım için gelen insanlar da depremzedeye dönüşüyorlar. Çünkü gıda yok, hiçbir şey, dolayısıyla onlarda yardıma muhtaç.
'Yeter artık, biz bunu hak etmiyoruz'
- Bir daha enkaz altında kalmamak için halkın gereğini yapması lazım. Çok net söylüyorum, bu düzeni değiştirmezsek ya seldir, ya salgın hastalıktır, ya ekonomik krizdir... Sürekli arka arkaya geliyor, yeter artık. Biz bunu hak etmiyoruz. Bu kadar güzel bir ülkede neyi konuşuyoruz bakın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
