Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Kazakistan’daki ayaklanmaya nasıl bakmalı?

'Kazakistan emekçilerinin yerli ve yabancı sınıf düşmanları bu son kalkışmaya alıştıkları yöntemlerle müdahale ettiler: Şiddet, provokasyon ve medya yalanlarının eşlik ettiği manipülasyonlar.'

Gözde Kök

Yayın Tarihi: 10.01.2022 , 08:09 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Kazakistan sınıf mücadelelerinin sert bir uğrağından geçiyor.  Yeni yılın ilk günlerinde, hükümetin akaryakıt fiyatını iki katına çıkarma kararı sonrasında ülkenin batısındaki Mangistav eyaletinde önce Janaozen ve ardından Aktav şehirlerinde  başlayan kitlesel gösteriler ve onlara eşlik eden grev dalgası birkaç gün içinde tüm ülkeye yayılmıştı. Grevler Amerikan yatırımlarının ağırlıkta olduğu petrol rafinerilerinde başlamış, büyük metalürji ve maden işletmelerine sıçramıştı. Sanayi işçilerinin örgütlü mücadelesi halkın son yıllarda giderek ağırlaşan iktisadi koşullara karşı birikmiş öfkesiyle birleşmiş; çığ gibi büyüyen genç işsizlerin, emekçi kadınların, öğrencilerin, ilerici aydınların katılımıyla Sovyet sonrası Kazakistanı’nda görülen en kitlesel eylemler yaşanmıştı.

Ülkede eski Orta Asya Sovyet coğrafyasının genelinden farklı olarak bir işçi sınıfı mücadele birikimi var. Ancak, Nazarbayev rejiminin ve 2019’dan beri onun devamcısı konumundaki Tokayev hükümetinin geçen on yıl içinde bağımsız sendikacılığı ve muhalif politik  yapıları baskıyla susturmuş olması nedeniyle de son eylemler bir programdan ve liderlikten yoksun biçimde ilerledi. Yine de birkaç gün içinde hem greve giden işçiler hem de onlara eşlik eden diğer emekçi kesimler örgütlü hareket etme ve dayanışmanın gelişkin örneklerini ortaya koydular.

Bugün için ayaklanma bastırılmış görünüyor. Ancak özellikle ayaklanmanın ilk günlerinde hazırlıksız yakalanmış gibi duran iktidar hızla bir dizi geri adım atmak zorunda kaldı. Eylemlerin çıkış noktası olan petrol fiyatları sabitlendi. Bakanlar Kurulu istifa etti. Nazarbayev, devlet başkanlığını bıraktıktan sonra ülkenin “satrapı” olarak politik pozisyonunu da korumasına yarayan Güvenlik Konseyi başkanlığından “kendi rızasıyla” el çektirildi. Ve nihayet, işçi, memur ve emekli maaşlarının kademeli artışıyla ilgili bir program açıklandı.

5 Ocak’ta ülkenin güney doğu ucundaki en büyük kenti Almatı’da kitlesel gösterilerin başlamasıyla o ana kadar işçi sınıfı belirlenimi ve onun ekonomik taleplerinin damga vurduğu eylemlerin rengi değişmeye başlamıştı. Diğer kentlerde de devletin güvenlik güçleriyle çatışmalar yaşansa da bu çatışmalar Almatı’da başka bir boyuta taşındı. Bundan sonra polisle eylemciler arasındaki silahlı çatışmaları, kamu binalarının işgalini, kundaklamaları, yağma eylemlerini, pogrom girişimlerini izlemeye başladık.

Bu görüntüler uluslararası medya tarafından eylemlerin çıkış noktasını ve sınıf karakterini önemsizleştirmek için öne çıkarıldı. Bütün ülkede, esas olarak, 30 yıldır adım adım ülkeyi işgal eden yabancı tekeller ve onlarla iş tutan Kazak burjuva şeflerine karşı ayağa kalkmış olan emekçiler uluslararası kamuoyunun görüş sahasından böylece silindi. Ardından hükümet olayların dış destekli terör eylemleri olduğunu iddia etti. En başından beri eylemleri saldırgan bir tutumla kriminalleştirmeye çalışan başkan Tokayev sonunda kitleye uyarıda bulunmadan ateş emri verdi. Aynı zamanda  Sovyet sonrası “başarısız devlet”lerinden biri kabul edilen Kazakistan devletinin, bunca yıldır toplumu denetim altında tutmak için en fazla dayandığı şiddet tekeline de yeterince güvenemediği ortaya çıktı ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün büyük ortağı Rusya’dan askeri destek istedi. Bu çağrının ardından Rusya Kazakistan’da neredeyse ışık hızıyla 2500 askerini konuşlandırdı.

Kazakistan ayaklanmasının Almatı merkezli olaylarla özdeşleştirilmesinde açık bir manipülasyon göze çarpıyor.

Bölgeler arasında çarpıcı farklılıkların ve eşitsizliklerin olduğu bir ülkede, kendiliğinden gelişmiş ve politik programdan yoksun bir emekçi ayaklanmasının  ölçeği büyüdükçe farklı toplumsal dinamiklerin etkisi altına girmesi beklenebilir bir durum. Nitekim Almatı’da eylemci profilinin bir ölçüde değiştiği, genç işsizlerden, işsizlik yüzünden ülke içinde göçmen durumuna düşmüş, Almatı’nın kenar mahallelerinde yaşam mücadelesi veren yoksullardan oluşan, örgütlü hareket etme becerisi olmayan ve yönlendirmeye açık bir topluluğun ağırlık kazandığı anlaşılıyor. Bu noktada işin bir kısmı düzene duyulan öfkenin kimi kontrolsüz şiddet gösterilerine dönüşmüş olması ihtimali.

Gerisi daha gri bir alan. Kazakistan “pastası” üzerinde yerli ve yabancı güç odakları arasındaki rekabet ve pazarlıklar sürerken eylemcilerin birileri tarafından kullanılmaya çalışılmasından ya da provokasyon amaçlı grupların devreye sokulmasından doğal ne olabilir? İşin içine emperyalist istihbarat örgütleri ve onların “liberal” “renkli devrimcileri” de girmiş olabilir, “Nazarbayev ve çevresinin ekonomik ve politik gücünü kırmak isteyen yerel elitler” de, ayaklanmayı kriminalize etmeye çalışan devletin kendisi de bizzat insanların eline silahları tutuşturmuş olabilir. Son olarak Rusya sağa sola saldıranların IŞİD’lilerin olduğu iddiasını ortaya attı. Birileri sosyal medyada eylemcilerin çok eşliliğin kabul edilmesi ve şeriatın ilanı talebiyle hareket ettiğini yazdı. Artık burada kimin kimi desteklediğini, neyi tezgahladığını değil, Kazakistan emekçilerinin meşru haklarının ve taleplerinin karartılması girişimini konuşmak gerekiyor.

Rusya’nın konuya neredeyse ilk günden itibaren resmi yaklaşımı Batı tarafından Ukrayna’dakine benzer bir renkli devrim tezgahlandığı yönünde oldu. Oysa Kazakistan bayrağının renklerinden hareketle “turkuaz-sarı devrim” diye adını da koydukları Kazakistan ayaklanması, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca tipik bazı yönler kazanmış olan “renkli devrim” kalıbına uymuyor. Eylemlerin bütününe baktığımızda, ne sınıfsal kompozisyonu, ne sloganları ne de eylem biçimleri itibariyle Rusların ısrarla paralellik kurduğu 2014 Maidan’la herhangi bir akrabalık göze çarpmıyor. Üstelik ABD ve diğer Batılı emperyalist güçlerin şu dönemde neden Kazakistan’daki rejimden kurtulmak istedikleri konusuna Rusya tarafından da verilebilmiş net bir yanıt yok. Batılı merkezlerden gelen tepkilerin bu kadar temkinli olmasını da bir renkli devrim kalıbı içinde anlamlandırmak mümkün değil. Rusya’nın bu ısrarında başka bir hesap olsa gerektir.

Kazakistan’ın yönetici sınıfının şimdiye kadar iyi becerdiği işlerden biri pazarlıkçılığı sayesinde Rusya ve Batı arasında kendince bir denge tutturabilmiş olması. Bugünkü Kazak yönetici sınıfının ülkenin olanaklarını Batılı büyük tekellere açmak konusundaki büyük iştahının yanı sıra politik olarak da Batıya yanaşma girişimleri Kazakistan’ı standart bir Rus müttefiki olmaktan çıkarıyor. Aynı yönetici sınıfın son yıllarda ülke içindeki geniş Rus nüfusu da tehdit edecek şekilde Rus düşmanlığını pompalaması da cabası.

Geçtiğimiz günlerde CNBC’de yayınlanan bir habere göre 2019 itibariyle Amerikan petrol üreticileri Kazakistan petrolünün yüzde otuzunu üretiyordu. Çin yüzde 17, Rus Lukoil ise sadece yüzde 3’ünü. Chevron, ExxonMobil, Shell gibi dev uluslararası tekeller ülkede cirit atıyor. Bu durumda bir Rus muhalif kanalı şu ironik başlığı atmış: “Moskova Kazakistan’da Chevron ve ExxonMobil’in çıkarlarını koruyor.” Son tahlilde durum bu. Ancak olaya jeopolitik kaygılar penceresinden bakacak olursak Rusya’nın bu son olayları bahane ederek Batının etkisini giderek arttırdığı ülkeye müdahale etmeye çalıştığını da düşünebiliriz.

Rusya’nın müdahalesi özellikle ABD tarafından sessizlikle geçiştirildi. Blinken denen yırtıcı kuşun “Kazakistan’dan Rus askeri güçlerini neden ülkeye çağırma gereği duyduğunu açıklamasını bekliyoruz” gibi mülayim bir cümleyi Rusya ile gerçek bir çatışma durumu söz konusu olduğunda kurmasını beklemeyiz sanıyorum. Bunun nedeni az önce işaret ettiğimiz “son tahlil” olabilir. Yani Kazakistan emekçilerinin kendi haline bırakılırsa Amerikalı ve diğer yabancı tekellerin ülkedeki çıkarlarına zarar verme ihtimalinin öyle ya da böyle ekarte edilmesi gerekiyor. Öte yandan Rusya’nın Kazakistan topraklarına göstere göstere girerek kendi ayağına sıkacağını, ülkedeki Rus düşmanlığını kışkırtacağını hesaplıyor da olabilirler.

Neticede tüm bu karmaşadan sade bir sonuç çıkarmak mümkün: Kazakistan emekçilerinin yerli ve yabancı sınıf düşmanları bu son kalkışmaya alıştıkları yöntemlerle müdahale ettiler: Şiddet, provokasyon ve medya yalanlarının eşlik ettiği manipülasyonlar. Öte yandan önümüzdeki yıllarda, bu yöntemler işçilerin daha örgütlü hareket etme yetenekleri kazanması ile karakterize olan sınıf hareketlerinin düzen karşıtı bir siyasetle buluşması halinde boşa düşebilirler.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.