Breadcrumb
Kanun neler getiriyor? 'Taşeron firmaların cebi dolarken hayvanlar kâr hırsına kurban gidebilir'
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 10.07.2021 , 13:25 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan, "Hayvanları Koruma Kanunu"nu soL'a değerlendirdi.
Sayılgan, düzenlemede çok sayıda eksik bulunduğuna işaret ederken, olası risklere işaret etti, endişeleri olduğunu dile getirdi.
'Bizde büyük bir hayal kırıklığı yarattı'
Öncelikle, kanunun maddelerine geçmeden önce yasalaşma sürecinden biraz söz edebilir misiniz?
2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu HAYTAP tarafından yeterli bulunmamış, bir kanun değişikliği mücadelesi başlamıştı. 17 yıl süren bu mücadele sürecinde hazırladığımız kanun teklifi metni toplumda bir karşılık buldu ve hem diğer STK’lar hem de yurttaşlar tarafından sahiplenildi. Yine bu süreç içerisinde milletvekilleriyle yürüttüğümüz yoğun temaslar sonucu, 5199 sayılı Kanun Meclis tarihinde hakkında en çok teklif verilen kanunlardan biri haline geldi.
24’üncü Dönemde Çevre Komisyonunda görüşülüp Genel Kurulda oylanmaya yani yasalaşmaya hazır hale gelen kanun tasarısı seçimlerin araya girmesiyle kadük kaldı. Yeni hükûmetler döneminde bu tasarının yeniletilip Genel Kurulda görüşülmesini bekledik fakat bunu yapmayıp iki sene önce bir araştırma komisyonu kurdular ve bu bizde büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Nedir araştırma komisyonu? Çevre Komisyonuyla farkı ne?
Araştırma komisyonları belli bir konuyu araştırmak üzere geçici bir süre için kurulur, üç aylık bir süresi vardır, gerekirse bir miktar uzatma alınabilir. İhtisas komisyonlarıyla arasındaki en ayırt edici fark ise araştırma komisyonlarının kararlarının tavsiye niteliğinde olmasıdır. Burada bir kanun metni hazırlanmaz, yazılan raporun bağlayıcılığı yoktur. Zaten kısa zamanda da hayvan hakları savunucuları arasında “Dostlar alışverişte görsün komisyonu” şeklinde anılmaya başlamıştır. Çevre Komisyonu ise bir ihtisas komisyonudur, ihtisas komisyonları meclisin mutfağıdır, kanun teklifleri Genel Kurula gelmeden önce burada hazırlanır, Genel Kurulda ise genel olarak buradan çıkan metin fazla değiştirilmez.
O dönem Hayvan Hakları Federasyonu araştırma komisyonuna eleştirilerini iletmiş, yıllardır Meclis koridorlarını aşındıran, aynı konuları bıkmadan usanmadan onlarca kez birçok toplantıda dile getiren HAYTAP Başkanı da komisyon davetini reddetmişti. Hatta Komisyonda milletvekilleri arasında bu konu konuşulmuş, önceki yıllarda Meclis komisyonlarına davet edilmeyi bir prestij olarak gören STK’larda oluşan güven kaybının giderilmesi için sorumluluklarının büyük olduğu, bu kanunun artık vakit kaybetmeden çıkması gerektiği dile getirilmişti.
Gelin görün ki aradan iki seneden fazla zaman geçti ve araştırma komisyonunun 50 maddelik raporunun çoğu dikkate alınmayarak 18 maddelik bir kanun birkaç gün içerisinde hızlıca Meclisten geçirildi.
'Taşeron firmaların cebi dolarken hayvanlar kâr hırsına kurban gidebilir'
Araştırma komisyonu raporu ile çıkan kanunu karşılaştırmak gerekirse, bu konuda neler söylersiniz?
Kanunun adı Hayvan Hakları Kanunu olarak değiştirilecekti, “hak” kavramının getirdiği yükümlülüklerden ötürü buna cesaret edilemedi.
Hayvanların mal değil can olduğu ifadesi kendisine sadece kanunun gerekçesinde yer buldu, oysaki buna kanunun maddelerinde yer verilmeli, hatta ve hatta hukuk sistemimizde örnek aldığımız birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Medeni Kanun’a işlenmeliydi.
Raporda hayvan katliamlarına sebep olan “mobil kısırlaştırma”nın kaldırılması kararlaştırılmıştı. İsmi değişti, “geçici ünite” oldu. Bu durum belediyelerin tam teşekküllü bakımevi açmaktansa geçici üniteleri tercih etmesinin önünü açabilir, bazı taşeron firmaların cebi dolarken hayvanlar kâr hırsına kurban gidebilir.
Pet shoplarda hayvan satışı yasaklanacaktı, yasaklanmadı; “hayvan fiziksel olarak pet shopta bulunmasın, katalog üzerinden seçilsin.” dendi. Yeter ki hayvanların sırtından elde edilen kâr oranları düşmesin! Üstelik sorun sadece hayvanların pet shopta bulundurulduğu kötü koşullar değil, sokak hayvanı popülasyonu. Biz 10 yıl boyunca evcil hayvan üretim ve satışının durdurulması gerektiğini savunuyoruz. Bakımevleri ve sokaklar sahipsiz hayvanlarla dolu, toplum sahiplenmeye teşvik edilmeli. Ayrıca hayvanın mal statüsünden çıkarıldığı iddia edilen bir kanunda hayvanların alınıp satılmasının koşullarının düzenlenmesi büyük bir çelişki teşkil ediyor.
'Ceza alt sınırları çok düşük olduğu için para cezasına çevrilecek, yatarı olmayacak'
Hayvana şiddetin Ceza Kanunu kapsamına girmesi olumlu fakat araştırma komisyonunda ceza alt sınırlarının para cezasına çevrilemeyecek bir süreden başlaması kararlaştırılmıştı oysaki kanunda öngördükleri ceza alt sınırları çok düşük olduğu için para cezasına çevrilecek, yatarı olmayacak. Uygulamada idari para cezası adli para cezasına çevrilmiş oldu. Cezalar genelde alt sınırdan verildiği için çok yetersiz. Suçluların sicillerine işlenmesi olumlu gelişme fakat aynı suçu 5 yıl boyunca işlemezse hapis yatmayacak ki zaten bilhassa taşrada bu insanları suç üstü yakalamak çok düşük olasılık. Hayvanları korumakla görevli kişiler bu suçları işlerse ceza artırılıyor. Fakat bu madde sadece belediye bakımevlerindeki görevlileri kapsamakta, oysaki onlara hayvanları zehirlemesi veya şehir dışına atması için emir veren belediye başkan ve yardımcılarına da bir yaptırım uygulanmalı.
Vatandaşın hayvana şiddet uygulandığında savcılıklara başvurmasının önü tıkanmış, bunun için İl-ilçe tarim müdürlükleri ara kademe olarak yetkilendirilmiş. Bu durum hayvan haklarını bürokrasinin çarkları arasına sıkıştıracak, vatandaşın işi çok zorlaşacak.
'İsim değişikliği yapılarak yeni hayvanat hapishanelerinin önü açılmış oldu'
Hayvanat bahçelerinin kademeli olarak kapatılmasını beklerken doğal yaşam parkı çıktı karşımıza. Aslında sadece bir isim değişikliği yapılarak yeni hayvanat hapishanelerinin önü açılmış oldu. Üstelik eğer buradaki açık art niyetli olarak kullanılırsa sokak hayvanlarının sürgüne gönderilmesi gibi bir tehlikeyle de karşı karşıya kalabiliriz.
Yine su sirklerinin, yunus parklarının kapatılmasını beklerken kapasite artırımına 25 bin lira gibi anlamsız bir ceza ile karşılaştık. Milyonluk yunuslar ve devasa lüks otel zincirleri göz önüne alındığında bu rakamın komikliğini anlayabilirsiniz.
Hayvan sahiplerine dijital kimliklendirme zorunluluğu getirilmesi bizim de önerimizdi, bunu olumlu buluyoruz, hayvan terklerinin önüne geçecektir.
“Hayvanlarla cinsel ilişki” ibaresi gelen tepkiler üzerine “Hayvanlara cinsel saldırıda bulunmak veya tecavüz etmek” şeklide değiştirildi, olması gereken buydu çünkü hayvanlarda rıza söz konusu değildir, dolayısıyla bir ilişkiden söz edilemez. Tıpkı çocuklar gibi değerlendirilmesi gerekir.
Hayvan deneyleri yasaklanmıyor, onu bırakın, yetkisi olmadığı hâlde hayvan deneyi yapanlara hayvan başına dört bin beş yüz Türk lirası idarî para cezası öngörülmüş. Deney işkencedir, hayvana işkence suç kapsamındayken deney neden kabahat kapsamında? Bunu da bir çelişki olarak görüyoruz.
Trafik kazası durumunda çarptığı hayvanı veterinere götürmeyen sürücüye cüzi bir para cezası öngörülmüş. Bu ceza miktar olarak yetersiz. Bizim önerimiz şu şekildeydi: Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır. Aksine durumda sürücünün ehliyetine bir yıl süre ile el koyulur ve trafik cezası, kayıtlarına işlenir.
'Nesli tükenmekte olan hayvanların kaderi Merkez Av Komisyonunun insafına bırakılmamalı'
Yasadaki önemli çelişkilerden biri, nesli tükenmekte olan hayvanı öldürenlere hapis cezası getirilirken Merkez Av Komisyonunun her yıl bu hayvanların avlanmasına izin vermesi. Nesli tükenmekte olan hayvanların kaderi, kendisini ülkenin üçüncü silahlı milisleri olarak tarif eden, hiçbir bilimsel yeterliliği bulunmayan avcıların etkisi altındaki Merkez Av Komisyonunun insafına bırakılmamalı. Av turizmi adı altında dağ keçilerimizin canını Amerikalı sermayedarlara peşkeş çeken bir zihniyetin doğayı koruması mümkün değildir. Av malzemelerinin, av turizminin müthiş bir sektör olduğunun farkındayız ve buna artık tahammül edemiyoruz. Sırf birileri para kazanacak, silah tüccarları ceplerini dolduracak diye masum hayvanların katledilmesini vicdanımız kabul etmiyor. Gerekçesinde hayvanların mal değil, can olduğuna vurgu yapılan bir kanunda, avcılığın yasaklanmamış olması, hayvanların bir mal gibi av ihalelerine konu olması bir diğer çelişki.
“Tehlike arz eden hayvan” ifadesi tamamen kaldırılmalıydı
En büyük tartışma konularından bir tanesi tehlikeli ırk konusuydu. “Tehlike arz eden hayvan” ifadesi tamamen kaldırılmalıydı. Bu durum hayvanın ırkıyla ilgili değil, hayvanı yetiştiren kişilerin agresifleştirmesiyle, dövüş köpeği olarak yetiştirmesiyle alakalı. Kanunun getirdiği; tehlikeli ırkların sahiplenilmesi yasak fakat yasa çıktıktan sonra altı ay içinde bu hayvanları kısırlaştırıp kimliklendiren kişiler bu cezadan muaf. Çocuk parklarında, insanların kalabalık bulunduğu yerlerde gezdirilmeyecek, ağızlık şartı getiriliyor, bu da olumlu. Fakat bunun için tehlikeli ırk tanımlamaya gerek yoktu, her türlü hayvan sahibi bakmakla yükümlü olduğu hayvanın çevreye verdiği zarardan sorumludur, buna yönelik cezai müeyyideler yeterli. Bunun yanında Telekomünikasyon kanununda bir değişiklik yapılarak hayvan dövüş sitelerine erişim engellenmeli.
Düzenlemede öne çıkan diğer maddeler ve eksikler neler?
Yerel yönetimlerin yükümlülükleri genel olarak artırılmış, özellikle hayvan hastanesi kurmakla yükümlendirilmesi olumlu. Belediye gelirlerinin bir bölümünün hayvanlara tahsis edilmesi ve hayvanlar dışında kullanılamayacağı hükmü olumlu fakat burada denetim önemli. Belediyelerin gelirlerini nasıl değerlendirdiği STK’lar tarafından denetlenmeli. Gelirlerin optimum kullanılması için STK’ların ihaleye katılması lazım.
Folklorik dövüşler haricindeki hayvan dövüşleri yasaklanmış, oysaki geleneksel olarak adlandırılan folklorik hayvan dövüşleri de yasaklanmalıydı.
Acısız kesime kanunda yer verilmemiş olması büyük bir eksiklik. Hayvanın acı çekmeden öldürülmesi için; ya bilincin derhal kaybına ve ölüme neden olacak veya derin bir genel anestezi uygulaması ile başlayıp, kesin ve net bir ölüme neden olacak şekilde sonuçlandırılacak bir yöntem seçilmesi esas alınmalıdır. Elektroşok yöntemiyle kesim hayvanlarının kesim öncesi kısa süreli bayıltılmasını sağlayan, dinen de hiçbir sakıncası olmadığına dair Diyanetten yazı aldığımız (çünkü asıl endişenin bundan kaynaklandığını biliyoruz) acısız kesim hayata geçirilmeliydi.
RTÜK cezalarının artırılmasını önermiştik, bu hayata geçirilmiş, olumlu buluyoruz. Televizyon kanalları hayvan haklarıyla ilgili bilinçlendirici programlar yapmaya zorlanmalı.
Faytonlar ve at yarışları kaldırılmalıydı, bunlarla ilgili hiçbir madde yok maalesef.
Çevre ihtisas mahkemeleri -uzmanlık mahkemesi- kurulmalı, buna kanunda yer verilmemiş.
Araştırma komisyonu raporuna alınmasını sağladığımız şu maddeye kanunda yer verilmemiş: “Rahatsızlık verdiği mahkeme kanalıyla kanıtlanmadıkça, evcil hayvanlar; apartman ya da site yönetim planına ya da başka mevzuatlara dayanılarak, yaşadığı yerden tahliye edilemez.”
Türkiye, 15.7.2003 tarihli “Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanunu” TBMM de kabul etmiş ve bu kanun Cumhurbaşkanın da onayı ile Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 1982 Anayasasının 90. maddesine göre, uluslararası sözleşmeler, kanun hükmündedir. Türkiye, zaten ev hayvanlarının korunmasını, kanun ile kabul etmiştir. Bunun aksine olarak özellikle bakıma muhtaç, doğaya uyum sağlaması beklenemeyecek hayvanların tahliyesi yönünde onları terk etmeye zorlamak, kanunlara aykırıdır. Kaldı ki 5199 sayılı Kanun da, böyle bir işlem yapan, hayvanlarını terkeden kişilere de ceza yaptırımı getirmiştir. Kanunun kendi içinde ve diğer kanunlar arasında uyum içinde olması, hukuk tekniği açısından gerek şarttır.
Kuşların ölümüne sebep olan havai fişek kullanımı yasaklanmalıydı, maalesef bu da kanunda kendine yer bulamayan maddelerden biri.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
