Breadcrumb
Kadına şiddete dair bir Netflix dizisi: 'MAID' ne söylüyor, ne söylemiyor?
Suzan Şahin
Yayın Tarihi: 04.11.2021 , 15:57 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Gün bitmek üzere, tüm gün fabrikada, okulda, işte emek sömürüsünü dibine kadar yaşamış, eve gelip bir şeyler yemişsiniz, yapılacak işleriniz varsa yapmaya çabalamış en iyi ihtimalle birkaç sayfa da kitap okumuşsunuz. Akşam uyuyakalmadan önce aşağı yukarı bir saatlik bir şeyler izleme vaktiniz var. Açtınız akıllı televizyonunuzu ya da bilgisayarınızı ancak bir de “ne izleyeceğim” diye düşünmek için enerjiniz kalmamış. Medya tekelleri devreye giriyor. Hem sizin için düşünüp sıralamış bir platform en çok izlenen on film-dizi diye belirlemiş ne izleyeceğinizi. Dev hizmet doğrusu. Dışına çıkmak istiyorsunuz zaman zaman ama işte, arayıp bulmak, internet takılmadan reklam olmadan izlemek bunlar hep vakit kaybı, zaten çok da vaktiniz yok. Hem izlemeyip ne yapacaksınız tüm arkadaşlarınızın, eşinizin dostunuzun izlediği o filmleri izlemeyip sohbetin dışında mı kalacaksınız? Diğer yandan bu platformların dışında, doğru film ve dizilerle mi dolu arşiv? Tamam diyorsunuz izleyeyim madem en çok izlenen ilk on öneri arasında, geçen Aslı da önermişti zaten. Ortak başlık açıp, bir şeyleri tartışmak için iyi bir fırsat. Bir haftadır görüp erteliyordunuz, konusu biraz can sıkıcı gibiydi ve tüm yorgunluğunuzla ayıracağınız bir saat can sıksın istemiyordunuz. Neyse bir şekilde karar verdiniz izlediniz. Dizi bu öyle hemen bitmiyor, siz yavaş yavaş izlemeye devam ederken bir fikriniz oluşmaya başladı dizi hakkında, o esnada günlerden Cuma olmuş dostlarla bir rakı masası kurulmuş. Masada laf filmlere kitaplara geliyor, diziyi izleyen var mı diye soruyorsunuz. Bir anlığına herkesin ya izlemiş ya izlemekte olduğunu ya da en azından konusunu adını bildiğini fark edip şaşırıyorsunuz. Zaten hiç unutmanıza fırsat vermiyor ama bir anlık dalgınlık işte, hemen hatırlıyorsunuz, sistem belirler gündemi. Hem bir şeye isyan edilecekse onu da usturuplu bir şekilde kendisi yapar, dizisiyle, filmiyle, sivil toplumuyla...
Maid, Türkçe ’de (kadın) hizmetçi anlamına geliyor. Maid’in, kadın diye ayrıca belirtmeye ihtiyaç duyulmayacak derecede bütünleşmiş bir anlam taşıdığını, hatta Türkiye’de orta sınıfın “eve kadın çağırmak” üslubuyla hizmetçi ikamesi olarak kadın kelimesini kullandığını sevgili Nevzat Evrim hatırlattı. Maid,bir Netflix dizisi. Bu yazının yazıldığı sırada bu film-dizi izleme platformunda hala ilk onda. Diziyle ilgili yazmaya niyetlenince biraz araştırdım, bir kitaptan uyarlandığını fark ettim ve amazondan kitabın kapağına baktım.* Kapakta en üstte yer alan New York Times çok satanlar! yazısını görünce doğru yoldayım dedim. Yazının bundan sonrası bu mini dizi ile ilgili çokça bilgi (spoiler) içeriyor izlemeyi düşünüyorsanız izledikten sonra devam etmenizi öneririm. Yazı diziyi biraz fazla anlatıyor, farkındayım ama bu izleyip geçtiğimiz, bazen ilk bakışta hoşumuza giden kimi detaylara bir daha dönüp baktırma amacı taşıyan bilinçli bir tercih.
Bir doz Amerikan rüyası, bir doz Türkiye gerçekliği
Dizide net verilmese de kimi sahnelerdeki verilere göre ana karakter Alex yaklaşık 25 yaşında, bir de küçük kızı Maddy var. Alex’in evli olduğu Maddy’nin de babası olan Sean barmen ve aynı zamanda alkolik. Sean bağımlı bir annenin oğlu ve yaşadığı hayatın bir döngünün parçası olduğunu anlıyoruz. Bir konteyner evde yaşıyorlar. Yani yoksullar, ancak bu ev ormanın içinde ve hem Alex’in hem de Maddy’nin birer arabası var. Türkiye’den bakınca biraz tuhaf duruyor. Aslında zaten pek de normal değil, bu izole ve bireyci yaşam bize Amerika hakkında daha ilk sahnelerden biraz veri sunuyor. Türkiye’den bakmışken devam edelim. İlk bölümde şiddet gören Alex sırt çantasını ve kızını alıp evi terk ediyor. Yolda benzini bitince (dizi boyunca Alex’in ne kadar parası olduğunu, neye ne kadar harcadığını gördüğümüz) ekranda sağ üst köşede birkaç dolara aldığı benzin ile yola devam edebildiğini görüyoruz. Bu rakamlara şaşırırken, Türkiye’de satın alma gücünün ne denli düştüğünü ve enflasyonu bir kere daha hissediyoruz. (Burada Amerikan rüyası sizi bir anlığına kandırmış olabilir ama yazı boyunca neden meselelere çok yönlü ve çelişkileriyle birlikte bakmak gerektiğine değinmeye çalışacağız.)
Alex önce ortak arkadaşları olduklarını anladığımız bir başka konteyner eve gidiyor, ama evdeki çift -özellikle erkek karakter- Sean’ın alkollü olduğu için affedilebileceğini söylüyorlar, evine dönmesini tembihliyorlar. Alex oradan ayrılıyor. (Alex’in ailesi de ileriki sahnelerde aynı tepkiyi verecek.) Gidecek yerleri olmadığından geceyi arabada geçiriyor anne kız. Sabahın ilk ışıklarında bir polisin “burada uyuyamazsınız” diye camı tıklatmasıyla uyandırılıyorlar. Burası muhtemelen bir yol kenarı, ama daha sonraki bölümlerde Alex’in annesinden öğreneceğiz ki büyük mağazaların otoparklarına pek çok evsiz araba ve karavanlarını çekip buralarda yaşayabiliyor. Türkiye’den baktığımızda buna da bir o kadar şaşırıyoruz, çünkü ne de olsa emperyalist bir ülke ile Türkiye kapitalizmini kıyasladığımızda kapitalizmin gelişkinliğinin işçi sınıfı adına aslında ne demek olduğunu gördüğümüz bir veriyle karşılaşıyoruz. Amerikan rüyası severlerin burada biraz kafası karışıyor. Öyle ya Türkiye’de henüz o kadar çok evsiz yok, hastalanınca hastaneye de gidebiliyoruz hâlâ, yani kapitalizm tam da gelişmemiş. Barınacak yer bulmak umuduyla Alex bir devlet kurumuna başvuruyor. Barınma sorununun Amerika’da gerçek bir sorun olduğunu bir kere daha bu başvuru sırasındaki kuyruktan, içerideki kalabalıktan anlıyoruz. (Türkiye’de kira ve ev fiyatlarındaki fahiş artışlar geliyor aklımıza, bir şeyler yapmazsak sonumuz -kendimize yediremediğimizden olacak- zaman zaman minimal yaşam saçmalığının ardına sığınarak, giderek yoksullaştığımız bir noktaya hatta evsizlerin sayısının dramatik bir şekilde artmasına neden olacak bir Amerikalılaşmaya doğru gidiyor diye tadımız kaçıyor.) Dizinin bu noktasında bir bürokrasi eleştirisi başlıyor ve bu sahneler biraz Ken Loach filmlerini anımsatıyor, ancak pek yakın sayılmaz, Loach sistem içi çözümler ve bireysel kurtuluş sunmuyor filmlerinde.
Barınma hakkı, küçük tatlı duyarlar ve sınıf farkı
Barınma yardımı için istenilen evrakların içerdiği tüm çelişkilerin yanısıra bekleme listesinin de çok uzun olduğunu öğreniyoruz. İşe girip bir maaş makbuzu getirmesi gerekiyor Alex’in, ancak Maddy’i kreşe bırakmadan işe giremez ve kreşe bırakması için bir işi olması gerekiyor. Barınma yardımı için gittiği yerdeki görevli Alex için bir iş görüşmesi ayarlıyor. Şirketin adı “Değerli Hizmetçiler” hizmetçilerin değerini işe başlamak için yapması gereken masrafları ve işin saatlik ücretini görünce anlıyoruz. Burada emek sömürüsünün derinliğine rağmen aldığı paranın artması için daha fazla çalışmak isteyen Alex’e 6 saatten fazla çalışamayacağı söyleniyor. Gerekçe çeşitli fiziksel ağrılara yol açtığı için ertesi gün işçilerin işe tekrar gitmesini engelleyeceği ve dizide açıkça söylenmese de muhtemelen bir sağlık masrafı yaratması. Yani bu 6 saatten fazla çalışamazsın kısıtı, işçilerin refahı için değil. Alex zengin bir eve temizliğe gidiyor, ev sahibi şehir dışına çıkacağı için dolaptaki tüm yiyecekleri öğütücüden geçirip gübre yapmasını söylüyor Alex’e. Alex gün sonuna doğru açlıktan bayılıyor, dolap pasta ve meyvelerle dolu ama her şey çöpe atılıyor, pardon çöpe atılmıyor gübre yapılıyor ve geri dönüştürülüyor, böylece kişisel olarak ev sahibinin vicdanı biraz olsun rahatlıyor çünkü yemekler çöpe gitmedi! Ev sahibinin tüm hizmetçilere kötü davrandığını dizi boyunca görüyoruz ancak Alex’e daha sonra kız kardeşlik, ya da vicdan muhasebesi neye bağlarsanız artık bir sebepten yardımcı olacak. Bu veri ev sahibinin aslında iyi biri olduğunu düşündürüyorsa meseleye sınıfsal bakmayı deneyin. Düşük ücretle işçi çalıştırmaya devam ediyor, eve sonradan gelen Alex dışındaki bir hizmetçiyi onun yanında aşağılamaya da devam ediyor. Yani burjuvaziyi temsil etmeye devam ediyor, özünde nasıl bir insan olduğu ise bu noktadan sonra aslında bizi hiç ilgilendirmiyor.
İsyan edebilirsin, ama patronuna değil!
Alex bir gün temizliğe gittiği evde ev sahibini bulamıyor, ev sahibi o gün temizlik yapılacağını unutmuş. Alex oraya gidebilmek için katlandığı kreş ve yol masrafı yaptığı için para almadan dönmek istemiyor, patronunu arıyor yakınlarda bir ev daha var ancak Alex onu temizleyemez çünkü haftalık çalışma saati kotasını aşıyor, para almadan yaptığı masraflar da yanına kalarak dönmesi gerekiyor Alex’in. Alex ilk defa gerçek bir isyan ediyor. Gitmemesi söylenen yakındaki eve gidiyor ve daha düşük bir ücret teklif ederek evi patronundan habersiz temizliyor, parasını alıyor. Ertesi gün patron onu dolandırdığını iddia ederek içeride kalan ödemesini yapmadan ve Alex’i aşağılayarak işten kovuyor. İnsan bu sahnede düşünmeden edemiyor, iş yerinde buna şahit olan diğer işçiler ile birlikte hareket etselerdi, örgütlü olsalardı filmin seyri nasıl etkilenirdi diye. Dizi bunları sorgulamak bir yana (bireysel) isyanların işten çıkarılmakla sonuçlanacağı türünden bir parmak sallama gerçekleştiriyor.
Yapım, bir yandan bu çelişkileri göze sokarken bir yandan da yine sistemin karşısına alternatif bir şey koymanıza gerek bırakmadan bir “yardım” kuruluşunu işaret ediyor. Alex böylece vapur iskelesinde geçirdiği bir geceden sonra sığınma evine gidiyor. Yaşam koşullarının kötülüğü ve kızını habersiz bir şekilde şikayetçi olmadan babadan kaçırması sebep gösteriliyor ve Maddy’i yasal olarak babası alıyor. Bu noktada Alex derin bir depresyon yaşıyor. Dizinin çoğunda Alex hep sakin, gerçek olmayacak kadar fazla sakin. Onu isyan etmesi ve durumu kabullenmemesi gerektiğine ikna etmeye çalışan ise sığınma evindeki komşusu Danielle oluyor. Bunun tam olarak işe yaramadığını Danielle’ın onu boğmaya çalışan partnerine altı-yedinci kez geri döndüğünü gördüğümüzde anlıyoruz. Danielle muhtemelen dönmeye mecbur kaldı. Dizi bu kısmını tam olarak açıklamıyor, bir sahnede partnerin ısrarla aramalarına karşılık verdiğini görüyoruz bir başka sahnede Alex’i tanımazdan geldiğindeyse zorla tutulduğunu düşünüyoruz. Ne olsaydı çözüm olurdu diye düşündüğümüzdeyse, eğer Alex, Danielle ya da sığınma evindeki hikayesini bilmediğimiz diğer kadınlar birlikte hareket etselerdi, bireysel olarak mücadele etmeye çalışmak yerine dayanışma gösterebilselerdi, bu senaryoda olmayan ortak çözüme gidebileceklerini ise toplumsal belleğimizden biliyoruz.
Dizide bir kurtarıcı elbette çıkıyor karşımıza. Zengin, iyi görünen, Alex’i seven bekar bir baba figürü. İzleyen herkesin bir an da olsa aklından geçiyor, bu adam Alex’in hayatını kurtarabilir. Karakterimiz bu kurtuluş seçeneğini reddediyor çünkü “sığınma” halini ile çatışma halinde, bu duruma düşmek istemiyor.
Dayanışma yoksa yardım da çözer mi? Fark var mı?
Alex “Değerli hizmetçiler” şirketinde çalışmaya devam ettiği için gıda, barınma, kreş yardımı gibi başlıklarda devlet desteği alıyor ve bir eve yerleştiriliyor. Bu evde rutubet ve küf olduğu için küçük kızı hasta oluyor. Devlet desteği alabilirsiniz ama yaşam koşullarınızın çok iyi olmasını beklemeyin diyor bu kısım bize. Bir şekilde tekrar Sean’a dönerken görüyoruz Alex’i. Sean alkolü bırakmaya çalışıyor, çift işte çalışıyor ama yine de paraları yetmiyor. Şiddet bitmiyor. Alex büyük oranda kızı Maddy için döndüğü evde derin bir depresyona giriyor. Tekrar tekrar şiddete maruz kaldıktan sonra sığınma evine dönüyor. Bu defa hiç eşyası yok ama sığınma evinin içinde ücret ödemesini gerektirmeyen bir mağaza var. Alex buradan bir şey alamıyor, bedel ödemeden bir şey almaya alışkın değil. Bu kısım yaşadığım mahallede semt evinin açılmasıyla yaşadıklarımızı anımsattı. Dayanışma ne demek öyle bilmiyoruz ki, semt evinde yapacağımız atölyelerin ücretsiz olduğuna katılan mahalleliyi çok zor ikna edebildik. Para ödemedikleri için kendilerini kötü hissetti insanlar, böylece ben burası için ne yapabilirim diye düşünenler oldu ve dayanışmanın ne demek olduğunu karşılıklı öğrendik. Diziye dönecek olursak burada bir dayanışma yok, burada yardım var. Alex zor da olsa ücretsiz dükkândan ihtiyaçlarını almayı kabul ediyor sonunda, ama eminim ki dayanışma daha iyi hissettirir ve daha sürekli olurdu. Dizinin ise genel olarak böyle bir niyeti yok. Sığınma evindekilere yaratıcı yazarlık terapisi gibi bir destek sunduğundaysa yardıma muhtaç biri olmaktan çıkıp, karşılıklı dayanışmanın verdiği mutluluğun etkisini bir sahnede de olsa karakterde görüyoruz.
Alex üniversiteye başlıyor, yazar olma konusundaki hayaline bir adım daha yaklaşıyor ve dizi burada bitiyor. Mutlu son. İlk bakışta bir kurtuluş hikayesi gibi görünse de dizinin bittiği yerde düşünmeye devam ediyoruz, Alex Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin çok büyük kısmı gibi okurken çalışmaya devam edecek. Üstelik yine sömürünün çok derin olduğu sektörlerde çalışacak belli ki. Belki garsonluğa devam edecek, belki temizliğe. Üstelik bir kadın, bekar bir anne olarak yapacak tüm bunları. Öte yandan dizi nihayetinde bir umutla bitiyor, buradan bir başarı hikayesi de çıkabilir. Bu durumda, bireysel kurtuluş dayanışmaya değil rekabete dayalı olduğundan, kendin gibi olanları geride bırakmanı gerektiren hatta yeri geldiğinde kendin gibilerin üstüne basarak ilerleyebileceğin hiç de insani olmayan ama spotları üzerine toplayan tekil örnekten başka bir şey değil.
Sürekli bir arayışta olan ana karakterimiz aslında şiddet gören binlerce kadın gibi, hiçbir güvencesi yok ama bir karar veriyor ve yola çıkıyor. Aslında bu arayışa gerçek bir cevap verebilecek bir “el” var, ama dizi bunu göstermiyor. Alex bir şekilde devam ediyor. Peki ya sığınma evinde olan diğer kadınlar? Ya Danielle? Öldürülen binlercemiz? Şiddet görmeye devam eden ve buna boyun eğenler? Boyun eğmeye mahkûm bırakılanlar? Ya şiddete maruz kalmış, o döngüye girmiş olan diğer çocuklar? Bu döngüyü kırmanın tek bir yolu var. Yardım edilmiş çaresiz insanlardan değil, dayanışmayı bilen mücadeleci insanlardan oluşan bir yol. Bireysel değil toplumsal çözüme işaret eden bir yol. İnsanca ve onurlu bir yaşamı mümkün kılan bir yol var.
*https://www.amazon.com/Maid-Hard-Work-Mothers-Survive/dp/0316505110
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

