İstasyonlarda Malatya kokusu ve Aras Nehri'nde gün doğarken

"Ama her birinde değişmeyen tek bir şey var. İçinden geçtiğimiz böylesi yoksulluk günlerinin acımasızlığı ve emekçilerin yüzündeki öfke."

Özkan öztaş

Ülkede en çok ihtiyaç duyulan duygulardan birisi umut ise diğeri de öfke olacaktır. İlk başta kulağa biraz garip gelse de öfke insanlık tarihinde değişim dönemlerinin önemli imgelerinden birisi olagelmiştir. 

Sanatın bazı alanlarında bu devinime yaratıcı yıkım tasvirleri örnek verilebilir. 1848 yılına ait ayaklanmalarda tutuşan perdeler ve pencerelerden çıkan alevler, ellerde sallanan bayraklar nedense insanlara korkudan ziyade heyecan ve umut verir. Temsillerdeki suretler öfkelidir. Ve fakat görüntüler bir enkazdan çok şöleni andırır. 

Bizim topraklarımızda öfke sanatın icrasında en az hissedilen imgelerden birisidir demek yanlış olmayacaktır. Bizim sanatımızda öfkeden çok acı, keder, çaresizlik imgeleri öne çıkar ne yazık ki. Marşlarımız türkülerden devşirilir mesela. Umudumuzda mahcubiyet, gülüşlerimizde kaygı vardır. Resimlerde ve türkülerde böyledir. Şiirlerimizde ve romanlarımızda da öyle.

Farklı örnekler yok değil tabi. 

Belki içlerinden en az bilineni ama iyi örneklerden birisi olan İsmail Uyaroğlu'nun "Adı Konmayan" şiirini kenara not edelim. "Ey öfke daha senin adın konmadı" diyor şair. Ve ekliyor başka duyguları da. Öğretmeninden gizli ayakkabı boyayan öğrenciyi, çaresizlik içinde eve ekmek götüremeyen emekçiyi... İçinde çaresizlik olan her bir imgeyi öfkeyle yoğurur Uyaroğlu şiirinde. 

Konuya dair bilinen örneklerin çoğu Nâzım'a aittir. Nâzım'ın şiirleri mutlak iyimserdir. En çaresiz anlarda bile umut gelir bulur sizi. Ama öyle mistik ya da kaderci değildir Nâzım'ın umudu. Hayatın içindedir. Diyalektiktir. Bazen hapishanede bir gün ışığı, bazen muşambanın üzerindeki tabakta duran bir salatalıktır umut. Dışarda kar yağıyorken burcu burcu kokar salatalık. Tarımda yeni denemeler yapan Sovyet insanıdır umut mesela. Nâzım'ın mutlak iyimserliğinde öfke, terazinin doğru kefesinde yer alır. Düşmanı ne unutur ne affeder. Çünkü örgütlü bir halk unutmaz diğer yanıyla. 

Memlekette 'İkinci Yeni' şiirleri olarak bilinen akımda öfke biraz daha geriye düşer. Kınına girer ve ortaya çıkacağı günü bekler adeta. Şiirilerimizde mendillerimiz kanlıdır ve gülmek konusu artık bir halkla ilişkilidir. 

Edip Cansever'in "Mendilimde Kan Sesleri" isimli şiirinde geçer. Güzelim dediği Ahmet Ağabey'e yazılan dizelerdir. Kayserili bir komünist olan kızıl Ahmet, TKP üyesi bir işçidir. Ve umut ile öfke arasında gidip gelir, şiirinin dizeleri. Şiirinde istasyonlar Malatya kokar. Ve yine devam eder Ahmet Ağabey ile gıyabındaki umut sohbeti.  

***

Giden hafta sonu Türkiye Komünist Partisi'nin Malatya, Iğdır ve Kars'taki temsilciliklerinin açılışı gerçekleşti. Iğdır'da ikinci binasını Aralık ilçesine açan TKP, Malatya ve Kars'ın Dağpınar Beldesi'ne açtığı temsilciliklerle memleketin dört bir yanındaki örgütlenme mücadelesini büyütme hedefini yinelemiş oldu. Sözünü biraz daha yüksek sesle söyleyerek. 

Bu üç farklı yerde kendine has farklılılar, özgünlükler ve ihtiyaçlar var. Malatya milyonu aşan nüfusu ile Doğu'da hacimli bir sanayi kenti artık. Fabrikalarında işçiler, patronların üç otuz paralara reva gördükleri paralara çalışmak zorunda bırakılıyor. Iğdır'ın Aralık ilçesi memleketin üç ülkeye sınırı olan tek yeri. Bir yanınız Ermenistan'ın ışıklarıyla aydınlanırken diğer yanınızda Azerbaycan ve İran toprakları uzanıyor. Bakkalarda şekerler, çocukları bekliyor farklı dillerdeki ambalajlarıyla. Her biri gurbette çalışmaya giden emekçi aynı zamanda. Ya kamyon şoförü ya da inşaat işçisi. Aras Nehri'ni devam edip yukarı doğru gidince Digor'un dağlarını ve Ermenistan köylerini geçiyorsunuz Kars Dağpınar'a ulaşmak için. Haziran ayında akşamları 7-8 derece hala. Dağ taş inşaat işçisiyle dolu. Taşı sıksa suyunu çıkaracak olan işçiler eziliyorlar aynı taşın altında. 

Ama her birinde değişmeyen tek bir şey var. İçinden geçtiğimiz böylesi yoksulluk günlerinin acımasızlığı ve emekçilerin yüzündeki öfke. Bindiğiniz dolmuşta 6 lira olan ulaşım bedeli Malatya'da ya da Iğdır'da bir çuval unun dayandığı 600 lira öfkenin adıdır mesela. Kars'ta çiftçilerin hayvanlarına verecekleri samanlar altın değerinde. Kendimizden kısıp hayvanlara veriyoruz artık diyor her biri. 

İşte bu üç farklı yerde aynı sorunları yaşayan, aynı çözümleri arayan emekçiler bir araya geldiler. Yoktan var ettikleri temsilciliklerinde demlediler çaylarını ve birbirlerinin yüzüne bakıp gülümsediler. Öğrencilerden biri evden getirdiği çayı demledi, bir diğeri annesine yaptırdığı çörekleri koydu tabağa, öteki manav tezgahından kitaplık yaptı. 

İnsanın yüzündeki öfke buluşunca umutla, ayakları daha sağlam basıyor yere. TKP marşlarından birinde "öfkeli bir bilincin çoşkusu" diyor ya hani. İşte bunun kıvamındaydı bir araya gelişler, heyecanla yapılan planlar. Kitaplık açılacak, atölyeler kurulacak, Kadın Dayanışma Komiteleri yola çıkacak, okuma yazma öğrenilecek, inşaat işçilerinin hakları çalışılacak. Her biri not edilip üzerine konuşuldu. Azeri şivesi ile Kürtçeler birbirine karıştı geçtiğimiz hafta sonu. Aynı tastan doldurup aynı tastan içtikleri bir umut vardı. 

Edip Cansever'in şiirindeki Ahmet Ağabey'e Malatya kokulu duraklar borcumuz vardı. Kayseriden geçildi önce. Pınarbaşı'nın yüksek yaylalarından aşıp ulaştık Malatya ovasına. Iğdır'da ve Malatya'da kayısı mevsimidir. "Kusura bakmayın biz bahçedeyiz çalışıyoruz" diyenler de oldu iş elbisesiyle gelip sıcak çayını yudumlayan da. 

Öfke artıyor. Mücadele de öyle. Geriye halkın tek bir ağızdan gülüyor gibi bir tebessümü kalıyor, gerçekten gülebilmek için. İşte o zaman adı da konacak öfkenin. O zaman gülebilecek Ahmet Ağabey de. Aras Nehri'nin gümüşi renginde ve kayısı bahçelerinde yükselen bir umut var. Büyüyecek elbet.