Breadcrumb
İsrail’in savaşları 6: 2006 Lübnan-İsrail Savaşı
AYHAN KESER
Yayın Tarihi: 26.10.2023 , 07:58 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Çok kültürlü yapısıyla bir yandan Orta Doğu’nun zenginliklerinin en güzel temsilcilerinden olan Lübnan, Filistin’den sonra bölgedeki İsrail saldırganlığından en fazla etkilenen ülkelerin başında yer alıyor.
1948 sonrası oluşturulan ve sürekli genişleyen mülteci kampları ve İç Savaş sırasında yaşanan İsrail işgali hatırlandığında durumun vehameti daha iyi anlaşılabilir. Çok kültürlülüğün kısa sürede çok boyutlu bir sürekli çatışma haline dönüştüğü ülkedeki dengeler sürekli değişiyor ve Lübnan halkı iç ve dış müdahalelere açık hale geliyordu.
Her ne kadar Lübnan Komünist Partisi dahil pek çok sol örgüt iç savaşta etkin bir pozisyon alsa da çatışmaları şiddetlendiren tarafın Hristiyan Falanjistler olması iç savaşta İslamcı örgütlerin adım adım öne çıkmasına yol açmıştı.
Lübnan’daki siyasi dengeleri değiştiren önemli bir gelişme Lübnan Hizbullahı’nın 1982 yılında İsrail işgaline karşı kurulması oldu. İç savaş sırasında ülkedeki İsrail ve ABD varlığına dönük şiddetli saldırılar düzenleyen Hizbullah hem taraftar kazandı hem de İran’dan aldığı destekle birlikte siyasi ve askeri kapasitesini günden güne geliştirdi.
2006 savaşı kimler arasında gerçekleşti?
Savaş literatürde 2006 Lübnan Savaşı, Hizbullah-İsrail Savaşı gibi isimlerle anılıyor. Oysa ne Lübnan devletinin savaşa bir dahli oldu ne de İsrail ile savaşanlar Hizbullah’tan ibaretti. Lübnan hükümeti savaşı tetikleyen Hizbullah eylemlerinin kendisini bağlamadığını iddia ederken, İsrail ise saldırılardan Lübnan devletini de sorumlu tuttuğunu ilan ediyordu.
Lübnan Silahlı Kuvvetleri için hem ülkedeki dini temelli ayrışmalar hem iç savaşın etkileri sonucu bölgenin en zayıf ordusu diyebiliriz. Örneğin 2023 verilerine baktığımızda, Global Firepower Ajansı verilerine göre İsrail Ordusu askeri güç bakımından 145 ülke içinde 18. sırada bulunuyorken Lübnan Ordusu 111. sırada yer alıyor. Yani Lübnan Ordusu’nun 2006 savaşı sırasındaki pasif tutumunda güçler arasındaki uçurumun da etkili olduğu söylenebilir.
Bu tabloda İsrail’in karşısında temel olarak Hizbullah yer alsa da Lübnan Komünist Partisi ve Ahmet Cibril liderliğindeki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi - Genel Komutanlık gibi devrimci örgütler de vakit kaybetmeksizin İsrail işgalinin karşısına dikildiler.
Savaşın başlangıcı
İsrail Güney Lübnan’ı işgaline gerekçe olarak Hizbullah’ın 12 Temmuz 2006’da 8 İsrail askerini öldürüp 2 askeri rehin almasını öne sürdü. Oysa tıpkı Filistinliler gibi Lübnanlıların da İsrail’e direnmek için yeni bir sebep aramalarına gerek yoktu. İsrail vahşeti her an kendini hissettiriyordu.
Hizbullah kanadı ise resmen farklı açıklamalar yapsa da saldırıların ardındaki öfkeyi bileyen gelişme İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda sahilde dinlenen bir aileyi tüm üyeleriyle birlikte yok etmesiydi.
Hem İsrail Lübnan’daki Filistinli mülteci varlığını kendisi için bir tehdit olarak gördüğü hem de Hizbullah daha ilk kuruluş günlerinde varlığını İsrail’i yok etmekle tanımladığı için tarafların birbirlerini savaşı istemekle suçlamasının iki yönden de bir zemini olduğu söylenebilir.
Lübnan Komünist Partisi direniş saflarında
İsrail birlikleri Güney Lübnan’dan ülkeye girdiklerinde Lübnan Silahlı Kuvvetleri mensuplarının hiç karşı koymaması, hatta bazı noktalarda İsrail askerlerini “ağırladığı”na dair haber ve söylentiler çıkması aklı başında herkesin ayıpladığı, utanç verici bir sicil olarak not edildi.
Bu utanca ortak olmayanlar arasında Lübnan Komünist Partisi de yerini aldı. İsrail işgali başlar başlamaz direniş kararı alan Parti, üye ve dostlarından örgütlediği silahlı güçleri hemen sahaya sürdü. Elbette 2006 savaşı sırasında askeri olanaklar açısından LKP’nin gücü Hizbullah’a kıyasla ihmal edilebilir bir seviyedeydi ancak komünist parti hem iç savaş sırasında zorlu bir mücadele vermişti hem de işgale direnme kararı alırken “şu an elimizde ne var” diye sormadan derhal cepheye koşacak kadar da yurtseverdi.
Savaşın ilk günlerinden itibaren aktif bir tutum alan komünistler 8 üyelerini ve 4 parti dostlarını yitirdiler. Savaştan kısa bir süre sonra bir röportaj veren LKP Genel Sekreteri Haled Haddadeh, kendi güçlerini abartmıyor ancak kararlılıklarını temsil ediyordu: “Partimizin kısıtlı askeri olanaklarına karşın, yoldaşlarımız tüm cephelerde direniş saflarında savaştı. Bu çatışmalarda sekiz yoldaşımızı ve dört parti dostumuzu yitirdik. Topraklarımızı kurtarmanın dışında, Arap dünyasına ve dünyanın geri kalanına, komünistlerin, bulundukları her yerde direnişe katıldıklarını göstermek istedik. Anti-emperyalist direnişi yürütenlerin dini güçlerden ibaret olmadığını gösteriyoruz.”
Haddaded röportajda Hizbullah’ın hakkını teslim ediyor ancak Hizbullah yetkililerinin de kendilerini ziyaret eden yabancı heyetlere komünist partinin savaştaki rolünün önemini anlattıklarını hatırlatarak Lübnan’ın kaderiymiş gibi sunulan din temelli örgütlenmelerin ötesinde, büyük bir örgütsel ilgi ile karşı karşıya olduklarını vurguluyordu.
Direniş İsrail’i püskürtü
34 gün süren savaşın en önemli sonucu İsrail’in yenilmezliği ilizyonunun dağıtılması oldu. O tarihe kadar neredeyse girdiği tüm savaşları kazanan İsrail, iç savaş sırasında başkent Beyrut kapılarına kadar ilerleyebildiği Lübnan’da bu sefer Hizbullah’ın başını çektiği direniş duvarına tosladı.
Lübnan Silahlı Kuvvetleri tarafından adeta “buyur edildikleri” Güney Lübnan’dan yukarı doğru ilerlemeyi bekliyorken Hizbullah, LKP, FHKC-GK gibi örgütlerin anında reaksiyon göstermesi ve halkın büyük desteğini kazanmasıyla hem İsrail ağır bir hezimet yaşamış oldu hem de Lübnan ve Filistin halkı için büyük bir moral elde edildi.
Bir ay süren savaşta Lübnanlı direnişçiler üç yüz civarı kayıp verirken bine yakın Lübnanlı sivil hayatını kaybetti. İsrail ise kayıplarının 150 civarı olduğunu söylese de uluslararası kaynaklar bu rakamın bini aştığı tahmininde bulundular. Savaş nedeniyle bir milyona yakın Lübnanlı mülteci durumuna düştü.
1701 sayılı karar hezimeti perdeleyemedi
Savaşı sonlandıran ve içerik olarak çok zayıf olan 1701 sayılı BMGK kararı direnişçiler tarafından İsrail’in imajını koruma çabası olarak yorumlandı. Ancak onlar için önemli olan İsrail’in tosladığı duvardan gerisin geri kaçması idi.
Tarafların çatışmalara son vermeleri, Lübnan’da tüm kontrolün Lübnan Hükümeti’ne geçmesi gibi maddelerle Hizbullah’ı sınırlandırıyor gibi görünen Karar, İsrail’e yaşadığı hezimetin derinleşmesiyle Lübnan’ın İsrail’in Vietnam’ına dönüşmesini engellemek için bir fırsat sunuyordu.
Savaşı sona erdirmek yapılan girişimler sonucu 11 Ağustos’ta alınan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1701 Sayılı Kararı’nı Hizbullah 12 Ağustos’ta, İsrail ise 13 Ağustos’ta kabul etti ve 14 Ağustos 2006 günü ateşkes ilan edildi.
Savaşın ardından Lübnan Hizbullahı ve Hasan Nasrallah’ın popülaritesi önemli ölçüde artı ve örgütle lideri İsrail karşıtı kamuoyunda öne çıkan öznelerden biri haline geldi.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.




