Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İsrail sandığa giderken: Netanyahu’nun geleceği, Filistin ve savaş siyaseti

İsrail, 27 Ekim’de yapılacak parlamento seçimlerine siyasi kutuplaşma, Filistin ve İran başta olmak üzere bölgedeki saldırganlığının yarattığı toplumsal etkiler ve Netanyahu’nun iktidarını sürdürüp sürdüremeyeceğine ilişkin belirsizlikle gidiyor. Anketler hiçbir siyasi bloğa rahat bir çoğunluk garantisi vermiyor. Diğer yandan Netanyahu karşıtlığı, İsrail’in Filistin politikasında köklü bir değişim anlamına gelmiyor.

Dış Haberler

Yayın Tarihi: 26.10.2026 , 16:19 Güncelleme Tarihi: 26.10.2026 , 19:08

İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçim, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceği açısından kritik bir eşik. İsrail'deki seçime giden süreçte yaşanan siyasi ayrışma hükümetin hesap verebilirliği ve yargı düzenlemelerine odaklanıyor ancak mevcut siyasi ayrışma İsrail devletinin bölgedeki saldırganlığına karşı bir taraflaşma olmaktan çok uzak.

Yarışın sonucuna ilişkin belirsizliğe ve seçim sonrasında uzayabilecek koalisyon görüşmelerine dikkat çekiliyor. Son anketler de tek başına hükümet kurabilecek bir parti olmadığını, yeni hükümetin hangi siyasi ortaklıklar üzerinden kurulacağının en az seçim sonucu kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Seçimlerin temel sorusu yalnızca Netanyahu’nun görevde kalıp kalmayacağı değil. Gazze'de işlediği soykırım ve savaş suçlarının dünya kamuoyunda yarattığı tepkilerin ardından İsrail'in saldırgan siyasetini nasıl sürdüreceği, aşırı sağın iktidardaki etkisinin ne olacağı, Filistinlilere karşı soykırım politikasında bir "ayarlama"ya gidilip gidilmeyeceği belirleyici olacak.

Netanyahu için seçimden daha fazlası: İktidarın hesabı

Netanyahu’nun seçim kampanyasının merkezinde güvenlik, askerî güç ve "bölgesel tehdit" iddiaları bulunuyor. Ancak 7 Ekim 2023’te Aksa Tufanı'nın önlenememesi, hükümetin güvenlik politikalarına ilişkin temel tartışmalardan biri olmayı sürdürüyor.

Filistinlilerin soykırıma yanıtı öncesinde İsrail güvenlik kurumlarının değerlendirmeleri, hükümetin politikaları ve ülkenin iç siyasi gerilimleri hakkında yürütülen tartışmalar, Netanyahu’nun sorumluluğu meselesini gündemde tutuyor. Muhalefet, başbakanın güvenlik başarısızlıklarının hesabını vermesi ve olayları araştıracak bağımsız bir devlet soruşturma komisyonununun kurulması gerektiğini savunuyor.

Filistin direnişinin 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun ardından İsrail hükümetinin sorumlulukları ve Netanyahu’nun liderliği seçmenlerin değerlendirmelerinde önemli yer tutuyor. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un öne çıktığı muhalefet cephesinde de yarışın önemli ölçüde liderlik ve güvenlik yönetimi üzerinden yürüdüğü görülüyor.

Netanyahu açısından mesele, iktidarı korumanın yanı sıra uzun yıllardır sürdürdüğü siyasi liderliğin "meşruiyetini" yeniden kurmak. Ancak seçimde hükümetin değişmesi, geçmişteki güvenlik başarısızlıklarının soruşturulmasını kendiliğinden garanti etmiyor. İsrail'in işlediği savaş suçlarının veya sorumluların hesap vermesine odaklanan güçlü bir ses ise zaten henüz ülkede yükselmiyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 22 Ekim’de Tel Aviv’deki Hatikva Pazarı’nda seçim çalışması yürüttü.

Anketler ne söylüyor? Asıl düğüm 61 sandalye

İsrail’de 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için en az 61 sandalyelik çoğunluk gerekiyor. Ekim ayının son haftasındaki anketler, Netanyahu’nun Likud partisi ile muhalefetteki partiler arasında çekişmeli bir yarışa işaret ediyor.

Zman Yisrael anketine dayanan seçim göstergesinde, 22 Ekim tarihli ölçümde Gadi Eisenkot’un Yashar partisi 23, Likud 21, Naftali Bennett’in B'Yachad partisi 11 sandalye düzeyinde gösteriliyor. Ben-Gvir’in Otzma Yehudit partisi ise sekiz sandalye civarında kalıyor.

Bu tablo, Netanyahu’nun partisinin seçimde birinci çıkmasının tek başına hükümeti kurmaya yetmeyeceğini gösteriyor. Netanyahu’nun mevcut sağ ve dinci ortaklarının toplamı 61 sandalyeye ulaşamazsa, başbakanın koalisyon kurması zorlaşacak. Muhalefetin toplam sandalye sayısı da Arap partilerinin desteği veya katılımı olmadan hükümet kurmaya yetmeyebilir.

Dolayısıyla seçim gecesi ortaya çıkacak sandalye dağılımı kadar, partilerin kimlerle işbirliği yapabileceği de önemli. Özellikle aşırı sağcı ve dinci partilerin pazarlık gücü, seçimden sonra hükümetin niteliğini belirleyebilir.

Netanyahu karşıtlığı Filistin politikasını değiştirecek mi?

Seçimin en önemli boyutlarından biri, Netanyahu’ya karşı çıkan siyasi blokların Filistin meselesinde ne kadar farklı bir çizgi önerdiği.

İsrail’de Netanyahu’nun iktidarına karşı çıkan kesimler arasında yargı düzenlemeleri, hükümetin hesap vermemesi, güvenlik kurumlarının işleyişi ve askerlik yükünün paylaşımı gibi konularda ciddi itirazlar bulunuyor. Ancak bu itirazlar, Filistinlilerin kendi devletlerini kurma hakkı veya işgalin sona erdirilmesi konusunda aynı ölçüde bir ayrışmaya dönüşmüyor.

Önde gelen adaylar Gazze’deki soykırım ve Filistinlilerin geleceği konusunda belirgin bir alternatif ortaya koymuyor. İki devletli çözümün hayata geçirilmesine yönelik açık ve uygulanabilir bir yol haritası önde gelen adayların kampanyalarında öne çıkmıyor.

İsrail’deki başlıca Yahudi siyasi blokları da Filistin devletinin kurulmasını desteklemiyor.

Bu durum, seçimde Netanyahu’nun yenilgiye uğraması halinde bile İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarının köklü biçimde değişmesinin beklenmediğini gösteriyor. Hükümetin değişmesi, işgal, yerleşimler, Gazze’nin geleceği ve Filistinlilerin siyasi hakları konusunda yeni bir yaklaşımın benimsenmesiyle aynı anlama gelmiyor.

Ben-Gvir’den mahkumların pastasına seçim propagandası

Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, seçim öncesinde Filistinli mahkumlara yönelik uygulamaları doğrudan seçim kampanyasının parçası haline getirdi.

Ben-Gvir, sosyal medya paylaşımında Lavi Cezaevi’ndeki Filistinli mahkumların, kendisinin seçimde kazanamaması ihtimalini kutlamak üzere günler boyunca az miktarda yiyecek biriktirerek bir pasta hazırladıklarını öne sürdü.

Cezaevi personelinin pastayı bulmasının ardından sekiz Filistinli mahkum disiplin soruşturmasına tabi tutuldu ve tecrit hücrelerine gönderildi.

Ben-Gvir paylaşımında mahkumların kutlama planlarını engellediklerini söyleyerek seçmenlere kendi partisine oy verme çağrısı yaptı. Böylece cezaevlerindeki baskıcı uygulamalar, seçimde siyasi destek toplamak için kullanılan bir gösteriye dönüştürüldü.

Ben-Gvir, Filistinli mahkûmlara yönelik kısıtlamaların artırılmasını savunan ve cezaevi koşullarının ağırlaştırılmasını siyasi kimliğinin önemli bir parçası haline getiren bir isim. Mahkumların yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlarına yönelik kısıtlamalar da bu yaklaşımın bir parçası.

Ben-Gvir, Filistinlilere yönelik sertliği yalnızca bir "güvenlik politikası" iddiasıyla değil, kendi seçmen kitlesine bir siyasi başarı olarak sunuyor. Mahkumların bir pasta hazırlaması gibi sıradan bir eylemin cezalandırılması ve bunun seçim propagandasına dönüştürülmesi, Filistinlilere yönelik baskının iç siyasette nasıl bir rekabet unsuruna çevrildiğini gösteriyor.

Ben-Gvir’in hükümetteki geleceği de seçim sonucuna bağlı. Partisinin sandalye sayısı ve koalisyon görüşmelerindeki pazarlık gücü, aşırı sağın yeni hükümetteki konumunu belirleyecek.

İran gerilimi: Seçim öncesi yeni bir askeri hamle mi?

Seçime günler kala İsrail siyasetinde tartışma yaratan bir başka gelişme, Netanyahu ile Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir arasında İran’la bağlantılı bir askeri harekât konusunda yaşandığı öne sürülen anlaşmazlık oldu.

Kanal 12’nin haberine göre, Netanyahu’nun seçimden hemen önce İran’la bağlantılı, ayrıntıları açıklanmayan bir askerî adım atılması yönünde talimat verdiği iddia edildi. Haberde, Zamir’in bu adımı uygulamaya karşı çıktığı, konunun yeniden değerlendirilmesini istediği ve Netanyahu’dan talimatın hukuki dayanağına ilişkin imzalı belge talep ettiği ileri sürüldü.

İddiaya göre bazı güvenlik yetkilileri, söz konusu adımın İran’la hızla yeni bir çatışmaya dönüşebileceği ve seçim öncesinde ciddi bir yanlış hesaplama riski doğurabileceği konusunda kaygılıydı.

Netanyahu ise iki isim arasında çatışma yaşandığı haberini reddetti. Savunma Bakanı Yisrael Katz da seçim öncesinde İran’a saldırı planlandığı yönündeki haberleri yalanladı.

Tartışma, Netanyahu’nun İran’a ilişkin söyleminin yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Başbakan 25 Ekim’de yaptığı açıklamada, İran’ın veya müttefiklerinin seçimleri sekteye uğratmak amacıyla saldırı düzenleyebileceğine ilişkin istihbarat işaretleri bulunduğunu öne sürdü ve İsrail ordusunun savunma ve saldırı için hazır olduğunu söyledi. 

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir. Zamir’in, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran’la bağlantılı bir askerî harekât talimatına karşı çıktığı öne sürüldü. 

7 Ekim’in hesabı ve güvenlik siyasetinin sınırları

7 Ekim 2023, İsrail siyasetinde yalnızca geçmişte yaşanan bir güvenlik başarısızlığı değil, hükümetin hesap verebilirliğini belirleyen bir başlık olmayı sürdürüyor.

Netanyahu’nun rakipleri, Filistin direnişinin Aksa Tufanı operasyonunun nasıl önlenemediğinin ve güvenlik kurumlarının neden hazırlıksız yakalandığının araştırılmasını talep ediyor. Bağımsız bir devlet soruşturma komisyonunun kurulması, bu tartışmanın önemli başlıklarından biri.

Güvenlik başarısızlıklarının hesabının sorulması konusunda hükümete yöneltilen eleştiriler, İsrail’in Gazze’deki soykırımına veya Filistinlilere yönelik politikalara ilişkinse bir karşı çıkış anlamına gelmiyor.

Seçim kampanyasında güvenlik, büyük ölçüde "hangi liderin ülkeyi daha iyi koruyabileceği" sorusu üzerinden ele alınıyor. 

Ultra-Ortodoksların askerlik muafiyeti: Toplumsal yük kimin üzerinde?

Seçimin öne çıkan iç siyaset başlıklarından biri de ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyeti.

İsrail’de uzun süredir tartışılan bu konu, savaşların ve yedek askerlik yükünün artmasının ardından daha da önemli hale geldi. Orduda görev yapanların ve yedek askerlerin üzerindeki yük büyürken, ultra-Ortodoks toplumun önemli bir bölümünün askerlikten muaf tutulması diğer kesimlerde tepkiye yol açıyor.

Netanyahu’nun hükümetleri, ultra-Ortodoks partilerle kurulan koalisyonlara dayanıyor. Bu partilerin hükümetteki desteği, askerlik muafiyetlerinin sürdürülmesi açısından siyasi önem taşıyor.

Yargı düzenlemeleri ve Netanyahu karşıtı hareketin sınırları

Netanyahu hükümetinin yargı sisteminde yapmak istediği değişiklikler, 2023 yılında İsrail’de geniş çaplı protestolara neden olmuştu. Yüksek Mahkeme’nin yetkileri ve yürütmenin yargı üzerindeki etkisi konusundaki tartışmalar, İsrail’in siyasi yapısındaki temel ayrışmalardan biri olmayı sürdürüyor.

Hükümetin destekçileri yargının aşırı yetkili olduğunu savunurken, karşı çıkanlar düzenlemelerin yargı bağımsızlığını ve "demokratik denetimi" zayıflatacağını belirtiyor.

Savaşların ve güvenlik tartışmalarının öne çıkmasıyla yargı düzenlemeleri seçim gündeminde önceki dönemlere göre daha az görünür hale gelse de bu mesele Netanyahu karşıtı hareketin temel dayanaklarından biri.

Ancak yargı düzenlemelerine karşı çıkmak, Filistinlilerin hakları veya işgalin sona erdirilmesi konusunda bir siyasi programa sahip olmak anlamına gelmiyor. İsrail’deki muhalefet, Netanyahu’nun yönetim tarzı ve demokratik kurumlar üzerindeki etkisi konusunda birleşebilse de Filistin meselesinde aynı ölçüde ortaklaşmıyor.

İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine karşı düzenlenen protestolarda göstericiler, 7 Ekim 2023 saldırısının önlenememesine ilişkin sorumluların hesap vermesini ve bağımsız soruşturma yürütülmesini talep ediyor.

Savaş ekonomisi ve hayat pahalılığı seçimde ne kadar yer buluyor?

İsrail’in uzun süreli savaşlarının ekonomik maliyeti, seçim kampanyasının bir diğer önemli boyutu. Savunma harcamalarındaki artış, kamu kaynaklarının dağılımı, hayat pahalılığı ve ücretler, savaşların toplumsal etkilerini belirleyen başlıca unsurlar arasında.

2023’ten itibaren savunma bütçesindeki artış kamu maliyesi üzerindeki baskıyı büyüttü. Savaşların ekonomik maliyeti, fiyatlar ve gelirler üzerindeki baskıyla birlikte gündeme geliyor.

Bununla birlikte kampanyada ekonomik meseleler, güvenlik ve liderlik tartışmalarının gerisinde kalıyor. Seçmenlerin gündelik yaşamını etkileyen fiyat artışları ve savaş harcamalarının toplumsal maliyeti, adayların kampanyalarında aynı ağırlıkla ele alınmıyor.

Savaşların finansmanı, kamu kaynaklarının hangi alanlara aktarıldığı ve ekonomik yükün toplum kesimleri arasında nasıl dağıldığı da seçim sonrasında tartışılacak başlıklar arasında.

Seçimden sonra ne değişebilir?

27 Ekim seçimlerinin ardından ortaya çıkacak siyasi tablo, İsrail’in önündeki birkaç temel soruya yanıt verecek.

Netanyahu’nun sağ ve dinci ortaklarıyla yeniden çoğunluk oluşturup oluşturamayacağı, Ben-Gvir gibi aşırı sağcı aktörlerin hükümet üzerindeki etkisini sürdürüp sürdüremeyeceği ve muhalefetin farklı siyasi kesimleri bir araya getirip getiremeyeceği ilk sırada geliyor.

Bunun yanında yeni hükümetin 7 Ekim Aksa Tufanı'na ilişkin "hesap verebilirlik" taleplerine nasıl yaklaşacağı, ultra-Ortodoksların askerlik muafiyeti konusunda bir uzlaşma sağlayıp sağlayamayacağı ve yargı düzenlemelerinin geleceği de belirleyici olacak.

Ancak seçim sonucu ne olursa olsun, Filistinlilerin siyasi hakları, işgal altındaki toprakların geleceği ve Gazze’de kalıcı bir çözüm için nasıl bir yol izleneceği ayrı bir değerlendirme gerektiriyor. Netanyahu’nun yenilmesi, bu alanlarda kendiliğinden köklü bir değişiklik yaşanacağı anlamına gelmiyor.

İran’a yeni bir saldırı ihtimali de seçim sonrasında İsrail’in gündeminde kalacak. Seçim öncesinde ortaya atılan askeri harekât iddiası doğrulanmamış olsa da güvenlik siyasetinin iç siyasi mücadeleyle ilişkisi, bölgesel gerilimlerin geleceği açısından yakından izlenmeli.

İsrail seçiminin önemi, yalnızca Netanyahu’nun siyasi kariyerinin devam edip etmeyeceğinden ibaret değil; bunun hangi yüzle devam edeceğini de belirleyecek.

Netanyahu’nun emperyalizm ve siyonist saldırganlığın dahi sınırlarını zorlayan yüzü, bu saldırganlığı yeni bir yüzle sürdürmenin de kapısını aralayabilir. 


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.