Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

İran-İsrail Savaşı Dersleri - 5: ‘Zayıf karın’ ne olacak?

Kürt hareketleri farklı emperyalist bloklar tarafından araçsallaştırılıyor. Türkiye ise hem bölgesel güç olma iddiasını sürdürüyor hem de Kürt meselesini "bölgesel güvenlik sorunu" olarak yönetmeye çalışıyor.

M. Erdem Kaya

Yayın Tarihi: 29.06.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 30.06.2025 , 00:18

12 günlük İran-İsrail Savaşı, bize gelişmelerin sadece askeri değil, ideolojik ve ekonomik boyutu olduğunu da bir defa daha hatırlattı. Çatışma, emperyal merkezlerin askeri operasyonları nasıl ekonomik ve siyasi çıkarlarına hizmet eder biçimde sınırsız kurguladığını gözler önüne serdi. 

Savaşın görünürdeki sebebi İran’ın nükleer kapasitesine dair müdahale gibi görünse de, daha derin bir bakış çok daha köklü hedefleri olduğunu gösterecektir. Emperyalizmin Ortadoğu’yu ekonomik, siyasi ideolojik ve hatta ülke sınırları açısından yeniden dizayn ettiği bir zaman diliminde olduğumuzu söyleyebiliriz.

İsrail’in bu savaşı başlatmadaki temel amacı, sadece İran’ı zayıflatmak değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun bu yeniden şekillenme sürecinde etkin bir rol üstlenmek. Bu süreçte ABD’nin belirleyici bir emperyal güç olarak yer aldığı aşikâr. Amerikan sermayesinin enerji güvenliği, İsrail’in bölgesel liderlik arzusu ve Körfez ülkeleriyle yapılan yeni ittifaklar, çatışmanın bu çok boyutluluğuna yönelik göstergeler olarak sunulabilir.

Emperyalist müdahaleler ve bölgesel çatışma dinamikleri

ABD'nin bu savaş sürecindeki temel stratejisi, İran’ın etrafında kendisine karşı oluşmuş direniş eksenlerini dağıtmak, parçalamak ve etkisizleştirmek diyebiliriz. İşin bir ucu emperyalist ülkeler arasındaki rekabete de dayanıyor. ABD Ortadoğu’daki karşıtlarını zayıflatırken, küresel rakipleri olan Çin ve Rusya karşısında da elini güçlendiriyor.  

Bu süreçte İran doğrudan hedef alınırken, onunla işbirliği kurabilecek bölgesel ve küresel güçleri de hizaya getirmeyi hedefleyen bir yapıdan söz ediyoruz. Bu, yalnızca askeri operasyonlarla değil, ekonomik yaptırımlarla, diplomatik baskılarla ve vekil güçler üzerinden yürütülen çok katmanlı bir stratejiyle gerçekleştiriliyor.

Bu denklemde başrolü üstlenen ABD’nin en yakın partneri olarak İsrail öne çıkıyor. İsrail’in bölge politikalarını onların sağcılığına, şımarıklığına bağlamak hatta Siyonizm olarak indirgemek bir çeşit apolitizm olarak adlandırılabilir. Çünkü bu tür yorumlar asıl olan emperyalist müdahaleyi gizleme potansiyeli taşıyor.

İsrail’in kuzeyden güneybatıya kadar çeşitli noktalarda Kürt güçleriyle ilişki kurma çabası da bu stratejinin parçası. İsrail kurulduğundan beri var olan, 1990’larda daha görünür hale gelen bu ilgi, bu savaşla birlikte daha tartışılır hale geldi. Türkiye açısından bu, sadece dış politik bir gelişme değil, aynı zamanda iç politikada bir yeniden yapılanma gereği anlamına geliyor.

Türkiye'de Kürt sorunu ve iç politik yeni hizalanma

Tam da bu nedenle, Türkiye'de zaman zaman çözüm süreçleriyle ama daha çok silahlı güçlerin çatışmasıyla kendini gösteren Kürt meselesi, bu süreçte yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Bahçeli’nin  çağrısıyla başlayan yeni çözüm süreci, Kürt siyasi hareketine yönelik bir yeniden konumlandırmayı hedefliyor. Öcalan’ın çağrısıyla toplanan PKK kongresi fesih kararı aldı ve süreçte önemli bir adım atılmış oldu. 

Bu iç yeniden yapılanma süreci, elbette bölgesel dengelerden bağımsız değil. Burada Ortadoğu’da gerçekleşecek değişimde Türkiye’nin bölge ülkeleriyle daha güçlü rekabet edebilme ihtiyacı duyduğunu bunu yaparken zayıf karnı olabilecek Kürt sorunu konusunda bağlayıcı bir adım atmaya çalıştığını söyleyebiliriz. 

Ancak bunun ne kadar işlevsel olacağını kestirmek güç. PKK fesih kararı alsa da bölgedeki diğer Kürt güçleri Türkiye’de kurulmuş ittifaka angaje olmuş değil.

İsrail-İran savaşı bağlamında Kürt siyasi öznelerin farklı pozisyonları, bu karmaşıklığı daha da görünür kılıyor. İran’daki Kürt örgütü PJAK’ın İsrail’in operasyonları karşısında fiilen İsrail destekçiliğine denk düşen bir tarafsızlık tavrı takınıp “devrim” çağrısı yapması, İran rejimine olan düşmanlığın doğal bir sonucu. 

Irak Kürdistanı'ndaki yönetimin ise sessizliği İran’la olan karmaşık ilişkileri nedeniyle dikkat çekici. Suriye’de SDG’nin ABD çizgisinde kalması, onu doğal olarak İsrail cephesine yaklaştırıyor. 

PKK’nin üst düzey ismi Duran Kalkan’ın açıklamaları ise farklı bir stratejik çerçeveye işaret ediyor. Kalkan, tüm Kürt güçlerinin birleşik hareket ederek İran’daki değişim sürecine katkı sunması gerektiğini belirterek, savaşın doğrudan dışında kalmaktan ziyade, onu Kürt halkı lehine değerlendirme yönünde bir çağrı yaptı. 

Öte yandan DEM Parti’nin İsrail saldırganlığını kınayan bir tutum alması, anti-emperyalist bir çizgiye sahip olduğunu göstermekten çok, Türkiye'deki Kürt hareketi ile devlet klikleri arasında yeniden bir çözüm sürecinde yan yana gelişin bir ortaklık yaratıyor olabileceğine işaret ediyor.

Peki, “Terörsüz Türkiye” söylemi altında yürütülen bu yeni açılım süreci, Türkiye’nin emperyal projeler karşısındaki güvenlik kaygılarına, özellikle bölünme korkusuna kalıcı bir çözüm olabilir mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek güç. Zira sermaye sınıfının önceliği, toplumsal barışı tesis etmekten ziyade, denetlenebilir ve sistemin sınırları içinde kalacak bir uyum ortamı yaratmak. 

Türkiye'nin bölgesel politikaları, emperyalist sistemle bütünleşmiş kapitalist bir işleyişte, Osmanlı mirasına dayanan yayılmacı girişimlerle kendisini gösteriyor. AKP-MHP iktidarının Libya'dan Karabağ'a uzanan siyasi, ekonomik ve askeri hamleleri, bu yayılmacı vizyonun somut ifadeleri olarak okunabilir.

Son açılımda Türk-Kürt barışı da bir çatışmasızlıktan öte aynı cephede savaşmaya yönelik bir doğrultu çiziyor. Ve bu doğrultu silahlarını emperyalizme ya da işbirlikçilerine değil bölgedeki diğer halkalara çevirmiş olacak.

Sermaye egemenliğinde barış da güvenlik de mümkün değil!

Kürt siyasi hareketinin sisteme entegre edilmesi, emperyal projelere karşı yurtsever bir direnç hattı kurmak yerine, içteki çelişkileri baskılayarak dış politikanın manevra alanını genişletme niyetini taşıyor. 

Irak ve Suriye’den sonra emperyalizmin askeri müdahale sırasının İran’a geleceği neredeyse ilan edilmiş durumdaydı. Burada Türkiye burjuvazisinin Kürtleri kapsama niyeti emperyalistlerin bir sonraki hedefi olmaktan kurtulmanın ötesinde bölgede oluşacak yeni denklemde mümkün olduğunca güçlü olmaktı diyebiliriz.

Bu tür bir bütünleşme, Türkiye sermaye düzeninin bekasını ekonomik açıdan elbette güçlendirebilir; ancak halklar arasında eşitlik ve özgürlük temelinde bir barış üretme potansiyeline sahip olmadığı gibi, Ortadoğu’da sınırların tartışmayı açıldığı şu düzlemde Türkiye açısından nüfuz alanını genişletmenin aksine sınırlarında bir daralma yaratma ihtimali de söz konusu olacaktır. Bu açıdan güvenliğini sağlamak açısından da nafile bir çaba olabilecektir.  

Kürt sorununun "zayıf karın" olmaktan çıkması, ancak halklar arasında emekten yana bir yan yana gelişle mümkün görünüyor. Sorunun çözümünü, yalnızca kültürel haklar, yerel yönetimler, kimin hangi emperyalist güçle hareket ettiği üzerinden değil, kapitalist sömürü düzenine karşı verilen birlikte mücadele zemininde aramak gerekiyor.

Kürt emekçilerinin Türkiye işçi sınıfının ana unsurlarından biri olarak mücadelesi, emperyalist baskının ve savaşların sonlandırılmasında belirleyici rol oynayan yegane yol olacaktır.

İran-İsrail Savaşı Dersleri - 4: Siber güvenlik ve gözetleme teknolojilerinde tehlike ne?
1

DOSYA

1

İran-İsrail savaşı dersleri

İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş, 12 günün ardından, ABD’nin tam da savaşı bitirmek için yaptığı saldırı ve İran’ın göründüğü kadarıyla üzerinde önceden anlaşılmış karşı hamlesinin ardından bitirildi. soL, bu savaştan çıkarılacak dersleri, özellikle de Türkiye’yi ilgilendiren dersleri ele aldı.

İran-İsrail savaşı dersleri - 1: Türkiye nasıl savunulur?İran-İsrail Savaşı Dersleri - 2: ABD yalpalıyor mu?İran-İsrail Savaşı Dersleri - 3: Sırtımızı kime dayamalıyız?İran-İsrail Savaşı Dersleri - 4: Siber güvenlik ve gözetleme teknolojilerinde tehlike ne?

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.