Breadcrumb
İnsanların Türküleri | Şaltere uzanıyor, tanrıya açılmış el
Resim: İrfan Ertel
Yayın Tarihi: 03.05.2026 , 11:21 Güncelleme Tarihi: 03.05.2026 , 14:12
İnsanlık tarihinde söylenen türküler ile emek üretim süreçleri arasında doğrudan bir bağ olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu nedenledir ki her toplumun birbirinden farklı üretim biçimleri ve süreçleri o yerelliğin kültürünü de yansıtırken buna eşlik eden sanatsal faaliyetler de yine bu süreçlerden izler taşır. Bu nedenledir ki bir toplumun ait olduğu kültürel özelliklerini en çok yansıtan müzik türü, şüphesiz yine o toplumun folklorik, yerel, halk müzikleri oluyor.
Halkın içinde doğmuş ve gelişmiş olan bu biçimler yine o toplumu en iyi yansıtan ayna işlevi görüyor. Dolayısıyla türküleri incelemek diğer yandan kültürel tarihte bir arkeolojik kazı yapmaya benziyor.
Bu türkülerde kullanılan araç gereçlerden giyilen kıyafetlere, yapılan törenlerden etkinliklere kadar birçok öge yer alır. Diğer yandan da yine tarihteki kritik vakalara, olaylara, depremlere, savaşlara ya da salgın hastalıklara dair türküler yer alır insanlığın hafızasında.
Bizim ise bu hafta işleyeceğimiz konu aslında emek üretim süreçlerinde söylenen kolektif türküler, bu türkülerin içerikleri ve Anadolu'daki örnekleri.
Yusuf Şaylan ile 1 Mayıs vesilesi ile biraz erken buluşuyoruz. Ankara'da 1 Mayıs öncesinde güneşli güzel bir hava var, 1 Mayıs sabahında hava bulutlu ve yağmurlu. Son yıllarda Ankara'da epey yağmurlu 1 Mayıslara eşlik ediyoruz. Gülüyor Şaylan ve "Malum, mücadelemiz bereketli, o yüzden bir işe başlarken yağmur yağıyor yeşeriyor her yer" diye takılıyor.
Bir yandan da notlarını diziyor.
1 Mayıs'ın hemen ertesinde emek, üretim süreçlerinde söylenen türkülere bakacağız. Bazen güneş altında ağaya, patrona karşı söylenen bazen de çalışırken akla gelen bir sevgiliye yazılan türküler bu haftanın konusu.
Demli bir çay söylüyoruz, Ankara'da geç gelen bir baharın serin havasında başlıyoruz söyleşimize.
'Tutalım balık havyar keyfimize bakalım'
Emek ve üretim süreçlerinde söylenen türküler dünyanın dört bir yanında aslında kendine has biçimler yaratırken ortak noktaları aslında ritmik olarak söylenen bu ezgilerin emeğin hem tanığı hem de parçası olması oluyor.
Akla gelenlerden biri caz müziğinin Amerika'da yoksul Afrikalı kölelerin ve çiftçilerin tarlalarda pamuk toplarken söyledikleri şarkılardan beslenmesidir. Amerika'nın güneyindeki pamuk tarlalarında ağır çalışma koşullarına dayanabilmek, ritmi korumak ve birbirleriyle iletişim kurmak için söylenen iş şarkıları, caz ve blues müziğinin temel taşı olmuştur. Çalışırken doğaçlama olarak gelişen, atışma usulü ilerleyen ve derin bir hüznü olduğu kadar direnişi de barındıran bu ritmik ezgiler, zamanla evrilerek bugün bildiğimiz caz müziğinin kökenlerini inşa etmiştir.

Yusuf Şaylan söze giriyor burada ve "Anadolu'da meslekler, ilgili üretimler ve türküler arasında ciddi bir bağ var aslında" diyerek devam ediyor.
"Zira Anadolu'da gelişen usta çırak ilişkisi, ahilik geleneği bu tür kültürel formları beslemiştir. O yüzdendir ki bizde berberlerin, terzilerin, demircilerin, çiftçilerin, balıkçıların, manavların türküleri vardır" diye ekliyor.1
Anadolu'daki bu manifaktür üretim süreçlerinde şekillenen türkülerde birçok öge çıkıyor karşımıza yöreden yöreye. Dolayısıyla da emeğin üretiminde şekillenen biçimlere göre tarım, hayvancılık, balıkçılık ya da manifaktür üretim biçimleri bu türkülere yansıyor. Karadeniz'deki örneklerine genelde heyamola türküleri deniyor. Balıkçıların bir ağızdan kürek çekerken ya da denizden ağları toplarken söyledikleri bu türkü, Rumcasından Anadolu Ermenicesine, Türkçesinden Gürcücesine kadar birçok biçimde söylenir. Hemen hemen hepsi de Karadeniz'in coşkun deniziyle verilen mücadelenin izlerini taşır.
Söylenen ezgiler kah hızlanır kah yavaşlar, nerede yükseleceğini bilemez bazen dinleyenler. Tıpkı Karadeniz'in ne yapacağının çok kestirilemeyeceği gibi. Bu türkülerde bir de dikkat ederseniz bir isyan ya da mağrur bir ifade vardır. Bazen balık ve havyarın lezzeti konuşulur, bazen de bir iş verene ya da tepesinde bekleyen tarladaki çavuşa sitemini, tepkisini, öfkesini yansıtır. Karadeniz'deki heyamola türkülerine Kamil Sönmez'in gemiciler türküsü örnek verilebilir bir yandan. Diğer yandan da burçak tarlası gibi bir kadının tarlada çalışırken kaynanasına ömrü tükendi diye sitem ettiği türküler vardır.2
Kürtçe stranlar, Arapça raddiyatlar
Bu türkülerin bir diğer özelliği de Anadolu'nun kültürel olarak bu zengin coğrafyasında farklı dillerde söylenen örneklerine denk geliyor olmamız. Sanayi devriminden hemen önce ve yine sanayileşmenin ilk zamanlarında Anadolu'daki tarımsal üretim artık diyarlar arasında ticari devinimin konusu olmuştur. Anadolu'da yaygın haliyle bilinen fellah kelimesi daha çok Çukurova'da yaşayanlara, daha doğrusu orada yaşayan Arap kültürüne verilen isim oluyor.
Fellah Arapçada çiftçi manasına geliyor.
Önemli bir çoğunluğu Lübnan, Suriye ve Mısır'dan göç eden bu çiftçiler geldikleri yörelerin zengin mutfak kültürü, baharatları, kıyafetleri dışında bir de türkülerini getirdiler. Reddiye olarak tarif edebileceğimiz bu türkülere Arapçada Raddiyat deniyor.
Konuya dair yapılan belgeseller ve araştırmaların yanı sıra epeyce bir çalışma ve derleme de var.3
Şaylan şöyle anlatıyor o dönemi:
"O zamanlar Anadolu'da pamuk üretimi ciddi belirleyen. Bu üretim Osmanlı'nın aynı zamanda İngiltere'ye karşı en büyük gücü. Zira Anadolu'daki pamuk, Avrupa'daki büyük tekstil fabrikalarının can damarı oluyor bir dönem. İşte bu üretimi Mısır'dan bilen çiftçiler Anadolu'da bir kültürü yeşertiyor. Yeşeren sadece pamuk fidesi değil, aynı zamanda o sürecin türküleri oluyor.
Bir de dikkatinizi çekmek isterim, bu türküler kadın erkek birlikte söyleniyor diyerek detaylandırıyor. Birçok örnekte böyle, dolayısıyla bu türkülerde daha seküler bir yaşamın, ilerici donelerin, tanrıya, ağaya, paşaya başkaldıran dizelerin emarelerini görmek mümkün diye belirtiyor. Raddiyatlar da öyle. Fellahların çileli ama bereketli Çukurova topraklarında söyledikleri bu türküler birlikte üretilen süreçleri belirlermiş.
Sadece Arapçada değil, Kürtçede de böyle. Göçebe çoban bir kültürün devamında tarım ve hayvancılığın geliştiği bu coğrafyada Kürtler de Kürtçe birlikte üreterek türküler söylemiş ve bu türküler bazen bir tarlayı orakla biçmenin bazen de bir keçeyi döverek işlemenin parçası olmuş. Bu yüzdendir ki işin ritmine uygun mani formundaki bu türküler hep üretimin kendisine eşlik emiştir. Paleyi ya da paleti adı verilen ezgiler, aynı zamanda tarımdan keçe ve deri yapımına birçok örnekte kendini gösterir."
Şaltere uzanıyor tanrıya açılmış el
Toplum değiştikçe ve kültürel değişim yaşandıkça bu söylenen türküler de değişiyor haliyle. Bu türkülerin değişimindeki en belirgin faktör ise aslında sanayi devrimi oldu. Yerleşik hayata geçişin ardından insanlık tarihindeki en büyük kültürel değişim konusu olan sanayi devrimi dünyanın her yerindeki her topluluğu az ya da çok etkiledi.
O bilinen tarifiyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
İşçi sınıfının tarih sahnesine çıkmasıyla sadece sanayide, üretimde, makinede değil türkülerde ya da bir bütün olarak sanatta ve kültürde de değişim ve ilerleme meydana geldi. Bir örnek verecek olursak artık bir pamuğu tarladan toplayan kişi aynı zamanda kirmen ile ip yapmıyor, diğer yandan da kirtim kirt türküleriyle halı dokumuyordu. Tarlada eken başka, toplayan makineler ya da işçiler başka, iplik eğirme makineleri başka, tekstil başka bir uzmanlık ya da iş bölümüne denk düşüyordu.
Haliyle bu uzmanlaşma ya da iş bölümü türkülere de yansıdı. Artık şairler şiirini besteleyip besteciler bunu melodiyle buluşturdu. Daha politik ögeler girdi bu türkülere. Malum, içinde şalterden şantiyeye, demirden bakıra ifadeler yer almaya başladı. Şaylan bunu şöyle ifade ediyor:
"İşçiler için söylenen türkülerde bunu geleneksel türküler ile modern biçimleri arasında en önemli ayrımı sadece melodisi değil aynı zamanda ifade biçimleri. Zira bazen bu türküler geleneksel biçimlerden alınarak modern olarak da söylenmiş. İşçilerin başında bekleyen çavuşa yani ustabaşına patron denilmiş ama türkü aynı haliyle söylenmiş. Ancak orijinallerinde daha geleneksel ifade vardır. Sömüren değil zalim, proleter değil mazlum ifadeleri gibi kıyaslanabilir."
Zaman ilerledikçe de bu ifadelerin yerini proleterler, işçi sınıfı ve fabrikalar alır. Artık bu türküler bacası tüten fabrikalardan grevle sokaklara dökülen binlerce işçiyi resmeder adeta. Hissedersiniz bu türküleri. İnsanların türküleri yalnızca bu süreçlere değil, aynı zamanda o büyük değişimin kendisine de eşlik ediyor. İnsanlık tarihi yıkılan saraylara, kutsal gelen bin yıllık çınarların bir fiskeyle yıkılışına eşlik ediyor. 1 Mayıs'ın haftasında yeniyi kuracak, emeğin özgür olduğu, alın terinin hakkının verildiği bir dünya için türküleri hep birlikte haykırmak dileğiyle bu haftayı tamamlıyoruz söyleşimizde.
- 1
Bu konuyu derinmelesine merak edenler için yine bir Türk halk müziği sanatçısı olan ve Kırşehir yöresinden okuduğu bozlaklarla bildiğimiz İsmail Altunsaray'ın "Meslek türküleri ve meslek türkülerini inceleme prensipleri" isimli yüksek lisans tezine bakabilirsiniz.
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp - 2
Tarım türkülerinden birine örnek de Pamuk Tarla tüküsü. Tarlada çalışan kadınların okuduğu bu türkü aynı zamanda tarladaki usta başı olan çavuşlara dair net bir öfkeyi yansıtır. Anadolu'nun Kayıp Şarkıları belgeselinde tanınan bu ezgi halen Urfa-Diyarbakır-Antep-Adana yöresinde bilinenler arasındadır. https://www.youtube.com/watch?v=UKxsQIdNPY0
- 3
Konuya ilişkin yapılan araştırmalarından birine buradan bakabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=RUvJW4OHgak
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.