Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İnsanların Türküleri | Mübadele türküleri

Bu hafta İnsanların Türküleri'nde konumuz mübadele türküleri. Yusuf Şaylan ve sosyolog Melih Yeşilbağ ile 1923 Nüfus Mübadelesi'nin ezgilere, oyunlara ve iki halkın ortak hafızasına bıraktığı izleri; Anadolu ile Yunanistan arasındaki kültürel kaynaşmayı konuşuyoruz.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 27.09.2026 , 12:28 Güncelleme Tarihi: 27.09.2026 , 12:58

Mübadele, Anadolu tarihinin ortak hafızamızı en çok belirleyen kesitlerinden biri olarak görülüyor.

Mübadele, Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923'te Lozan'da imzalanan "Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine İlişkin Sözleşme" ile hayata geçen zorunlu bir nüfus değişimiydi. Süreç, kişilerin etnik kökeninden çok dinî aidiyetine göre işletildi; Anadolu'daki Ortodoks Hristiyanlar ile Yunanistan'daki Müslümanlar karşılıklı olarak yer değiştirmek zorunda bırakıldı. İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanları bu değişimin dışında tutuldu. Resmî rakamlara göre 1923-1924 yıllarında Anadolu'dan Yunanistan'a yaklaşık 1,2 milyon Rum Ortodoks giderken, Yunanistan'dan Türkiye'ye yaklaşık 400-500 bin Müslüman geldi.

Bunlara ek olarak, mübadele öncesinde Balkan Savaşları'nda ve Osmanlı'nın son döneminde Makedonya, Arnavutluk ve Bulgaristan gibi bölgelerden de çok sayıda göç yaşandı.

Bu nüfus değişimi, yani mübadele, Türkiye'den Yunanistan'a ya da Yunanistan'dan Türkiye'ye giden insanlar için sadece mekânsal bir değişim olmamış. Buradan oraya gidenlerin götürdüğü, oradan gelenlerin getirdiği pek çok kültürel unsur, yaşadıkları yeni yerlerde kimi zaman dudaklarda gülümsemeye, gözlerde yaşa, neşeye, kahkahaya, kimi zaman da uzun bir ağıta neden olmuş.

Baharatlardan kumaşlara, türkülerden oyunlara kadar birçok şey artık eskisi gibi olmayacak ama yeni olanın içinde yaşayacak bir form bulmuştu.

Bu hafta İnsanların Türküleri söyleşi serimizde Yusuf Şaylan ile birlikte mübadele türkülerini konuşacağız. Bir de konuğumuz var: Sosyolog Melih Yeşilbağ, sohbetimize eşlik ederek mübadele türkülerini aktarıyor. Ankara'da serin bir sonbahar günündeyiz. Ağaçların yeşili sarıya kesiyorken bahçede uzun oturmalar artık daha fazla üşütüyor. Kahvelerimiz geliyor ve mübadele türkülerine başlıyoruz.

Al bu mendil sende kalsın

Sürecin adı mübadele olsa da öncesi ve sonrası da var. Savaşlarla değişen sınırlar, imkânlar ve olanaklar insanları uzun yıllar göçlere sürüklemiş. Bazen savaşın kendisi, bazen sebep olduğu yoksulluk, bazen de savaşın sonunda imzalanan bir anlaşmayla varılan sonuç, bu süreçleri örmüş.

Söz buraya gelince nerede Rumcası, Yunancası başlıyor, nerede Türkçesi bitiyor, takip etmek zorlaşıyor.

Kimi anlatıcılar söz buraya gelince "mozaik gibi kültürümüz var" diyor ama aslında mozaik bu tarifi pek de yansıtmıyor. Zira bu geçişler, mozaikte olduğu gibi net sınırlarla tarif edilen ve hatları birbirine karışmayan yerlerden ziyade, iç içe geçmiş bir sürü şeyi gösteriyor. Yani mozaikten ziyade bir ebruya benziyor diyebiliriz. Sarının rengi nerede maviye çalıyor, mavi günün hangi saatinde kızıla kesiyor, netleştirmek güç. O yüzden halkların göçlerle söylediği türkülerde şekillenen kültürel haritada bir sınır çizmek çok zor.

Melih Yeşilbağ burada mübadele türkülerine söz gelince aslında doğrudan mübadeleyi aktaran türkülerin sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.

"Çok az mübadelenin kendisini anlatan türkü var. Mübadele türküleri deyince daha çok aklımıza mübadillerin kendileriyle taşıdıkları türküler ya da geride kalanlara yazdıkları türküler geliyor. Ama doğrudan mübadeleye yazılan türküler de yok değil. Göçler, yolculuklar, deftere yazılan isimler türkülerde yer almış. Bugün bunları araştıran birçok kurum ve araştırmacı var. Ve hâlâ söylediğimiz birçok türkü, ya Rumcası yaşayan ya da Rumların denizin karşı yakasına götürdüğü türküler olarak yaşamaya devam ediyor."

Benim Olmaz mı?

Yusuf Şaylan, göçlerin vesile olduğu türküleri kendi içinde dönemlere ayırıyor.

"Bunları daha evvel göç türküleri söyleşimizde konuşmuştuk, hatırlatmakta fayda var. Çünkü göçler de kendi içinde çeşitli biçimlere ayrılıyor. İç göçler mesela; özellikle bizim memleketimizde Kürt yurttaşların yaşadığı, 90'larda tırmanışa geçen devlet şiddetiyle maruz kalınan baskılar karşısında yaşanan göçler mesela. Sonra işçi göçleri; Almanya'ya yaşanan göçler hâlâ hafızadadır, Sirkeci Garı ve tahta bavullarıyla. Bir de memlekette yaşanan savaşlar ve değişen sınırlar var. 93 Harbi, Balkan Savaşı, Lozan'la değişen sınırlar ve daha nicesi, aslında her biri göçleri çeşitlendirmiş. Her çeşit göçün de kendi türküsü yer almış hafızada. Mübadele türküleri de onlardan biri."

Melih Yeşilbağ ise burada mübadele türkülerindeki ortak köklere ve benzer örneklere değiniyor, söz buraya gelince:

"Mübadelede yaşananlara bakılınca demografik açıdan bir fark da ortaya çıkıyor. Mesela örnek veriyorum: Türkiye'ye 500 bin kişi geldiyse, Yunanistan'a buradan 1 milyon Rum ve Yunan gidiyor. Hatta aralarında Türk olmalarına rağmen Hristiyan oldukları için gitmek zorunda kalan Karamanlı Türkler de var. Dolayısıyla Yunanistan'da bunun yarattığı durum daha çarpıcı. Düşünün, nüfusu daha az olan bir ülkeye bir anda yüz binlerce insan gidiyor. Bunların kalacakları yerler, kısıtlı kaynaklar derken işler biraz daha zorlaşıyor."

Yeşilbağ bir de bu kültürel kaynaşmaların ardından insanların yarattığı kültürel iklimdeki değişikliğe değiniyor.

"Anadolu müziğinin Pire Limanı'yla buluşmasının yarattığı kültürel etkileşim diyeyim buna. Orada bir sürü şey çıkıyor; mesela amaneler. Yunan türkülerinde içinde 'aman aman' diye ifadelerin yer aldığı ağıtlar, özellikle 20'ler ve 30'larda rebetikolar; buradan giden Rumların yarattığı türküler.

Garip olan şey şu: Buradan gidenlere 'Türk' muamelesi yapıyorlar; Anadolu'dan giden, elinde bağlaması olan insanlar. Ve bu, türkülere yansıyor. Buzuki kelimesinin mesela 'bozuk saz' kelimesinden geldiği rivayet ediliyor. Müthiş bir etkileşim ve kaynaşma var, sınırın her iki tarafında da."

Yusuf Şaylan burada Ahmet İnam'ın bir ifadesini hatırlatıyor: "Türküler köklerimizden gelir, köklerimize değer" der Ahmet İnam. "Bu çalışmalara bakınca hakikaten bunu görüyoruz" diye ekliyor.

Mübadele türkülerine söz gelince, ister istemez her iki kültürü de bundan bağımsız olarak öncesinde ve sonrasında kesen türküler geliyor akla. "Benim Olmaz mı" türküsü bunlardan biri; karşılıksız aşkın hikâyesi, mübadele yıllarında daha çok söylenmiş, bazı imkânsızlıklarla kıyaslanarak anlatılmış.

Evlerimiz birer birer sayıldı, şu sene de dirliğimiz bozuldu

Mübadele sürecinde yaşananlar, hem sınırın beri hem öte yakasında bir sürü değişikliğe sebep oluyor. Türkiye'den Yunanistan'a gidenler, Anadolu'yu çağrıştırdığı için Yunan faşistleri tarafından hedefe konan Rumlar oluyor; oradan gelen Müslüman Rumlar ya da Türkler de Yunan kültürünü çağrıştırdığı için Türkiye'de benzer muamelelere maruz kalıyor.

Yeşilbağ bunu şöyle anlatıyor:

"Rebetikolar daha çok Anadolu'dan giden Rumların türküleri; enstrümanları öyle, türküleri öyle. Ama bunlar, tınıları ve anlatılarıyla Anadolu'yu çağrıştırdığı için bir dönem yasaklanıyor, özellikle Metaksas döneminde Yunanistan'da; faşistler bu şarkılara tahammül edemiyor. Bizde de benzer şeyler var; türkülerde geçen Rumca, Yunanca ifadeler radyolardan duyulmuyor, söylenmiyor."

Melih Yeşilbağ ve Yusuf Şaylan

Elindeki notların sayfalarını karıştıran Yeşilbağ, mübadeleye doğrudan söylenen türküler için bir örnek veriyor:

"Mesela az önce dediğim gibi doğrudan mübadeleyi anlatan türküler pek yok ama olanlar da çok etkileyici. Doğrudan dönemin ruhu, atmosferi hissediliyor.

'Değirmenin yolunun eteği taşlı
Günümüz geçirsin garalı gişi
Ne bulgur öğüttüm ne aşı ettim
Aç susuz çöllerde düşün gidelim
Gidelim gomşular haydin gidelim

Evlerimiz birer birer sayıldı
Şu senede dirliğimiz bozuldu
Bahça bahça gezdim nar bulamadım
Ciğerim yandı da gar bulamadım
Gidelim gomşular haydin gidelim
Aç susuz çöllerde düşün gidelim'

Mesela bu türkünün adı 'Değirmenin Yolunun Eteği Taşlı' türküsü. Ve bu türküde mübadele öyküsü daha çok hissediliyor."

Martinim atılmıyor, pahalı satılmıyor

Türkülerin aslı neydi sorusu ise durum böyle olunca havada kalıyor. Asıl olan, bu kültürel iklimin izini takip etmek. Hepsine bakınca da bu etkileşim, "eğer bu emekçi halklar birlikte yaşayabilse ne güzel olurmuş" duygusu yaratıyor.

Yusuf Şaylan söze giriyor burada:

"Bir devrimcinin kendi topraklarını sevebildiği kadar güçlü ne var acaba diye düşünüyorum böyle olunca. Ben bu açıdan şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Topraklarımızdaki emekçilerin kaynaştığı bu türküler, sofralar ve hikâyelerin hepsi aynı zamanda insana umut aşılıyor" diyor.

Yeşilbağ burada mübadele türkülerinin aslında birçok örneğinde farklı biçimler olduğuna dikkat çekiyor: "Adadan adaya değişiyor bir sürü şey. Enstrümanlar değişiyor. Girit'te kemençe lavta, Naxos’ta davul zurna... Türküler buralardan Pire'ye geçerken bambaşka bir hal alıyor. Tınılarda İtalyan biçimleri de hissediliyor."

Türküler göçlerle taşınıp söyleyenlerle yayılırken, bazen yolların ve kültürlerin kesişip ayrıldığını dinlerken insan duygusal olarak uzaklara gidip geliyor. Bir radyoda ya da bir meyhanede dinlenen Rumca bir şarkının buradan mı oraya gittiği, oralardan mı geldiği anlaşılmıyor. Yunanistan'daki mübadillerin söylediği türküler mesela, kiminin heybesinde; ya da Girit'ten gelen Antalyalı bir delikanlının uzun havası. Her biri, emekçilerin yan yana geldiğinde ortaya çıkaracağı güzellikleri de anımsatıyor.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.