Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İnsanların Türküleri | Ağalara karşı devrimci bir ozan: Aşık İhsani

Diyarbakır'da ağalara satılan yoksul bir çocuktan, meydanlarda on binlere devrim türküleri söyleyen bir ozana dönüşen, bağlamasını sömürüye ve ağalığa karşı bir kılıç gibi kullanan Aşık İhsani'nin yaşam öyküsünü Yusuf Şaylan ile konuştuk.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 06.09.2026 , 10:42 Güncelleme Tarihi: 06.09.2026 , 11:52

Asıl adı İhsan Sırlıoğlu olan ve bir dönemin zihnine Âşık İhsani olarak kazınan ozan, 1932 yılında Diyarbakır'da doğdu. Kaynakların kimisi onun İran Azerilerinden olduğunu ve Diyarbakır'a yerleşen Türkmen ailelerinden geldiğini yazdı. Kendisi ise kimi mülakatlarında Kürt olduğunu ifade etti, Kürtçe konuştuğu demeçler verdi.

Özcesi, İhsani bu topraklarda yoğrulan bir hamurdu.

Babasız büyüyen İhsani, annesinin kıtlık ve yokluk yıllarında kendisini üç kilo ekmek karşılığında ağalara verdiğini anlatır. Fakat bu pazarlık ne İhsani'nin ne de annesinin karnını doyurdu. Diyarbakır'da feodal ağalara ve beylere satılan bir çocuk olarak büyüyen İhsani'nin politik bilinci de tam burada şekillendi. Ağalara karşı sarsılmaz bir direnç geliştirirken aydınlanmaya ve geleceğe dair müthiş bir açlık duydu.

Nâzım Hikmet'in deyişiyle "topraktan öğrenip kitapsız bilenler" kervanına katıldı.

Bu hafta İnsanların Türküleri dizisinde, bir dönemin marşlarının ve türkülerinin en özgün seslerinden biri olan; kimilerince deli oğlan, kimilerince devrimci bir halk ozanı olarak görülen Âşık İhsani'yi Yusuf Şaylan ile konuştuk.

Yüzlerce beste, derleme ve birçok şiir kitabı geride bırakan, bugün hâlâ türküleri dilden dile söylenen İhsani'yi anarken Şaylan notlarını çıkardı ve masaya bir fotoğraf koydu. Fotoğrafı gösterirken, "Bak, bu 2002 1 Mayıs'ından, İstanbul" diye anlatıyor.


 

Kara sakalı ve uzun saçlarıyla gençliğe damgasını vuran, Deniz Gezmişlerle meydanlarda buluşan, atına binip bir baştan bir başa Anadolu'yu dolaşan nevi şahsına münhasır isimlerden biri olan Âşık İhsani'nin hikâyesine dalıyoruz.

Kaleme aldığı şiir kitaplarından

'Şu dünyada ağanın, olmadığı bir yer bulsan, olma mı'

Küçük yaşlarda ağalıkla ve toprak düzeniyle tanışan İhsani'nin ilk dönem şiirlerinde ve türkülerinde ağalara karşı güçlü bir isyan ve başkaldırı görülür. Bu isyan zaman içinde sosyalizme evrildi ve sosyalizm mücadelesiyle buluştu. Yusuf Şaylan o yılları şu sözlerle anlatıyor:

"İlk gençlik zamanları, yani yirmili yaşlarının başına tekabül eder, o zamanlar Demokrat Parti iktidara geliyor. Anadolu'da bazı yerlerde ama özellikle de doğu ve güneydoğuda o zamanlar CHP'den bıkan halk Demokrat Parti'ye büyük ilgi gösterir. Bu ilgiden etkilenen İhsani o zamanlar Demokrat Parti'ye sempati ile bakar. O dönem illegal şartlarda mücadele eden TKP'yi saymazsak açık alanda mücadele eden üçüncü bir seçenek de yoktur zaten. Ama gün geçtikçe Demokrat Parti yüzünü gösterir, niyetini ortaya çıkarır. O dönemin gençleri ve aydınları çabucak gerçeği görür ve doğru olanı aramaya başlar. İhsani de onlardan biridir."

Şaylan bunları anlatırken bir yandan da İhsan Selçuk'un çizgileriyle basılan Ağalı Dünya adlı şiir kitabını gösterdi. Kitaptaki, İhsani'nin annesine yazdığı şiirlerden birini ezberden okuyor:

Anacığım be, akşam eve dönünce,
Neden hep ağlıyon, gülsen olma mı?
Köyde bana "piç" diyorlar, ne dimek,
Birinden öğrenip gelsen olma mı?

Bugün, Abuzit'in süslü Memed'i,
Gördüydüm, elinde ağ ekmek yedi,
Bir ısırık istediydim vermedi,
Versin deyi haber salsa olma mı?

Okula komadı bizi Kel Ağa,
Odunu yoğumuş, iletti dağa,
Taş kestiydi, basamıyom toprağa,
Ayağıma papuç alsan olma mı?

Tahsildar, tefeci, hükümet, kanun,
Dam, su, inek, eşek hepsi mi onun?
Öyle ise şu dünyada ağanın,
Olmadığı bir yer bulsan, olma mı?

Şiiri okuyan Şaylan ardından şu değerlendirmeyi yapıyor: "Ağalığın zulmünü, gericiliğin karanlığını birebir yaşamış biri İhsani. O yüzdendir ki ağalara karşı mücadelesi çok net ve çok sert olmuş. Zaman içinde de bu mücadelenin sosyalizmden geçtiğini görmüş."

Bu şiirleri kendisi yazıyor olamaz, kesin Sovyet işi

İhsani'nin şiirleri ve besteleri büyük ilgi gördü.

Altmışlı yıllara gelindiğinde ünü yavaş yavaş dünyaya yayıldı. Avrupa'daki kültür çevreleri İhsani ile ilgilendi, onun dizeleriyle tanıtılan Türkiye yazıları yayımlandı. Ünü arttıkça plak şirketleri ve televizyonlar da onu takip etmeye başladı.

Fakat İhsani kendine başka bir yol çizdi. Âşıklık geleneğini devrimci bir arayışla buluşturdu. Sevgilisi Güllüşah ile memleketi köy köy gezerek meydanlarda türküler söyledi; söylediği türkülerden kazandığı parayla diyar diyar dolaşmaya devam etti.

Şaylan bunları aktarırken ilginç bir konuya dikkat çekiyor:

"O yıllarda tabii İhsani'nin politik bilinci bu kadar yüksek türküleri çıkınca ortaya bir tür Sovyet tehlikesi ya da ajan mı bu gibisinden her dönem karşımıza çıkan tuhaf saçma rivayetler de günyüzüne çıkıyor. Ama burada işin ilginç kısmı şu, dönemin sözüm ona aydınları da Aşık İhsani'yi kavrayamıyor. Hani köyde büyümüş, ilkokulu zar zor okumuş, ağalıktan başka dünya bilmemiş bu cahil adam nasıl olur da böyle güçlü dizeler yazar diye düşünmüşler. Sonra da bulmuşlar. Güya Sovyetler Aşık İhsani ile gizli gizli buluşuyor, ona bu dizeleri elden teslim ediyor, o da alıp yayınlıyor besteliyor demişler." 

Bunu anlatan Şaylan kahkahayı basıyor ve "Düşün dönemin sözde aydınlarının cahilliğini" diye ekliyor.

Yusuf Şaylan

Sosyalizmi örüyoruz

Altmışlı yıllarla birlikte yükselen gençlik hareketleri Âşık İhsani'yi de içine çekti. Meydanlarda elinde bağlamasıyla, sosyalizm için söylediği türküler ve marşlarla yerini aldı. TİP ve TKP derken sosyalizm kavgasının tam ortasında bulundu. Gençlerin, işçilerin ve köylülerin yanında; ağalara ve patronlara karşı söylediği türkülerle gönüllerde taht kurdu.

Kendine özgü tarzı, saçı, sakalı ve elindeki bağlaması yalnızca dış görünüşünde değil, türkülerinde ve âşıklığında da kendini gösteriyordu. Bağlama çalma biçimi ve çok sesli müzikle harmanlanmaya elverişli üretimleri, eserlerinin başka sanatçılar tarafından yeniden yorumlanmasına da olanak sağladı.

Şaylan o dönemi şöyle anlatıyor: 

"Aşık İhsani 22 Kasım 1967'de Denizlerin yaptığı mitingde yer alır. Amerikan bayrağı yakar. Türküler söyler. Kızıldere'de öldürülen devrimciler için marş yazar, ağıt yakar. Taban uyanıyor taban diye patronlara, ağalara korku salar. Sosyalizm marşı söyler, artık tarafı nettir, söylediği türkülerin muhatabı da bellidir. Tabii dönemin koşullarında tüm devrimcilerin karşılaştığı zorluklarla da karşılaşır ama söylemeye devam eder."

Yıllar sonra yeniden meydanlara

Âşık İhsani, uzun yıllara yayılan siyasi duruşu ve muhalif türküleri nedeniyle defalarca yargılandı, hapis yattı ve eserleri yasaklandı. Hatta ağalığa ve başlık parasına karşı yazdığı "Beşi Bir Yerde" şiiri, dönemin darbeci yönetimindeki beş generali çağrıştırdığı gerekçesiyle tutuklanmasına ve yargılanmasına neden oldu.

Yetmişlerin sonlarında Türkiye'den ayrılarak Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı ve uzun yıllar sürgünde yaşadı. Belçika ve Fransa gibi ülkelerde yaşadıktan sonra doksanlı yıllarda Türkiye'ye döndü.

Zaman zaman Bektaşi geleneğinin hicivli türkülerini andıran eserler verdi, kimi zaman modern biçimlerde besteler yaptı, kimi zaman marş kıvamında eserler üretti. Âşıklar bayramlarında, âşık buluşmalarında Türkiye'yi gezmiş, köylerde türküler yakmış bu ozan, doksanlarda Türkiye'ye döndüğünde şartları yine pek makul bulmadı.

Yeniden Diyarbakır'a yerleşti. Kendi ifadesiyle, "Toprak çekti beni buraya" dedi. Vefat ettiğinde de Diyarbakır'daydı.

İki binli yılların başında Diyarbakır sokaklarında yürürken üst katlardan birinde bir tabela gözüne ilişti. Üzerinde kocaman bir çark-çekiç ve TKP yazan tabelayı görünce deliye döndü.

Gerisini Yusuf Şaylan şöyle anlatıyor:

"Bizim İhsani, Türkiye Komünist Partisi tabelasını görünce şaşkına dönüyor, hatta deliye dönüyor desem yeridir. Sinirli sinirli yukarı çıkıyor, kapıyı çalıyor. TKP'li gençler açıyor kapıyı, üzerinde yöresel kıyafetlerle bezenmiş takım elbiseli bir adam, belinde kuşak, içinde beyaz gömlek, takım elbise. 'Siz kimsiniz ulan benden habersiz nasıl kurarsınız TKP'yi' diyor, kızıyor. Bizimkiler anlamıyor tabii tanıyamıyorlar deli midir divane midir. E Aşık İhsani bu, her zaman biraz deli divanedir zaten."

Gülümseyerek anlatan Şaylan devamını şöyle getirdi:

"Sen kimsin amca diyen TKP'lilere, 'Ben Aşık İhsani'yim' diyor, bizimkiler fark ediyor ve o zamanlar yetmiş yaşına yaklaşan İhsani'nin elinden öpüyor, içeri buyur ediyorlar. Hemen oracıkta partiye üye oluyor. Sonrası işte tekrar 1 Mayıslarda elinde bağlama ile türküler. 2009 yılında kalp krizinden ölene kadar da sürüyor bu temas ve bağ."

Âşık İhsani, ozanlık geleneğinin modern dönemde proletarya mücadelesiyle kesiştiği özgün örneklerden biri oldu. Yusuf Şaylan bu kıymeti şu sözlerle ifade ediyor:

"Bizler o dönemlerde gençlik yıllarımızda aşıklardan öğrendik, ozanlardan öğrendik sosyalizmi, mücadeleyi, ağalığı ve patronların zulmünü. Aşıklar bunu da anlattı. Hatta Mahzuni gibi, Ozan Rençber gibi, Emekçi ya da Şah Turna gibi birçok isim o dönem devrimcilerin mitinglerinde, eylemlerinde, salon buluşmalarında türküler söylerdi. O dönem bence iki sorun vardı. İlki edebiyatla, sanatla, müzikle, kültürle bağ kurmayan devrimciler, bir de sadece onunla bağ kurup oracıkta kalan devrimciler. Zaten orada takılıp kalan, kendini geliştirmeyenlerin yıllar içinde kopuşunu da gördük ne yazık ki."

Söyleşimizi, Âşık İhsani'nin çok sevilen türkülerinden birini bugün yeniden üreten ve geleceğe taşıyan gençlerin sesinden dinleyerek bitiriyoruz.

Âşık İhsani ise yer yer ince ve titrek, yer yer kalın ve heybetli ama her zaman cesur sesiyle; bugün hâlâ yanında Güllüşah, altında atı, işçi direnişlerinde, grevlerde ve meydanlarda aramızda dolaşmaya devam ediyor.

Bir gün patrona kafa tutan işçilerden "Taban uyanıyor!" diye bir çığlık koparsa, yine aramızda olduğundandır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.