Sayfa yolu
İnsanların Türküleri | Eşref'i koydular otomobile
Tablo: Kağnı, Ressam R. F. (? - ?), Resim Heykel Müzesi Arşivi
Yayın Tarihi: 26.07.2026 , 10:35
İnsanlığın tarih boyunca doğa karşısındaki mücadelesi, her zaman belleklerde en fazla yer edinen imgeleri var etmiş.
İnsan, sahip olduğu bilinç, kültür ve kolektif iş gücü sayesinde dağları aşmış, buzullarda yaşamanın bir yolunu bulmuş, hatta suyun altında daha fazla kalmanın yollarını arayarak nehirleri geçmiş, güneşin altında maceralarına yenilerini eklemiş.
Öyküsü çok eskilere gidiyor tekerlekli araçların, atların ve yaban hayvanlarının koşulduğu öykülerin. Kimisinde kurtlar ve geyikler, kimisinde öküzler ve eşekler. Ama olmazsa olmaz atlarla, yılkılarla tarif edilen arabalar ve tekerler insanlığın uzakla kurduğu ilişkinin içinde yer almış.
Gılgamış Destanı’nda İştar ile Gılgamış arasındaki konuşmalarda İştar teklifler sunarken, “Sana altından ve lacivert taşından yapılmış koşu arabaları koşturayım” der. Bu arabalar taşlara döşenmiş, resimlere işlenmiş. Ve illa ki her kültürde ve dilde halkın söylediği türkülere de yansımış.
Bu hafta Yusuf Şaylan’la birlikte türkülerimizin bahsettiği arabaları, tekerlekleri, uzağı yakın eden atların olduğu türküleri konuşacağız.
Doğaya karşı mücadeleyle başlayan, imparatorlukların mesafesini ölçen arabalar ve gemilerle, Sanayi Devrimi’nden sonra otomobil kavramıyla yeniden şekillenen bu imgenin türkülerdeki izini süreceğiz.
Nazlı gelin arabadan inmiyor
Gündelik hayatımızın tam merkezinde yer alır bazen en eski olanla güncel olanın iç içe geçtiği örnekler.
Şaylan bunu, "Bugün de öyle değil mi? Bu araba kaç beygir gücünde diye ölçüp tartıyoruz. Hala bir veri kabul ediyoruz bir makinenin kaç tane ata tekabül ettiğini" diye söze girerek anlatıyor.
Aldığı notları okumak için gözlerini birazcık kısan ve yazılara odaklanan Yusuf Şaylan anlatmaya devam ediyor:
"Türkülerde genelde teker ya da araba diye karşımıza çıkıyor bu ifadeler. Ama bugün araba deyince aklımıza otomobil geliyor. Yani elektrikli ya da işte fosil yakıtlarla çalışan araçlar. Hani Nazım da şiirinde diyor ya; 'Çıktık mıydı hele bir son vitesi, adedi devir. Motorun sesi. Uuuuuuuy! Çocuklar kim bilir ne harikuladedir 160 kilometre giderken öpüşmesi...' diye. İşte o araba. Ama türkülerde öyle değil tabii, türkülerde eski at arabaları, kağnılar da burada kapsama dahil. Hatta önemli bir çoğunluğu at arabaları, eşek arabaları falan."
Yusuf Şaylan daha önceden yaptığımız Hacı Taşan söyleşimizdeki Gökhan Atılgan'ın türküde geçen "taze gelin arabadan inmiyor" ifadesindeki ikili yorumu hatırlatıyor:
"Mesela Hacı Taşan'da da var bu. Değirmene taş koydum taş dönmüyor, ben bu yola baş koydum taze gelin arabadan inmiyor ifadesi. Mesela orada arabadan inmiyor diyen de var yorumlar için, ya da o yoksul köylerde at arabasını nereden bulacaklar, gelini ata bindirmişler arabaya değil diyen de. Taze gelin Arap attan inmiyor ifadesi söylene söylene arabadan olmuş."
---
Fayton geldi meyhaneye
Zamanla gündelik hayatın parçası hâline gelen at arabaları, faytonlar ya da yine coğrafyaya göre değişen gemiler, tekerler türkülerde kendine yer etmiş. İnsanların türkülerinde yer alanlar, gündelik hayatlarından devşirilmiş ve o öykülerin eşlikçisi olmuş.
Şaylan, bu dönemin aynı zamanda halk müziğiyle sanat müziğinin iç içe geçtiği dönemlerden biri olduğunu hatırlatarak anlatmaya başlıyor:
"Artık tarihin de tekeri döndükçe halk türkülerinin yanı sıra sanat müziğinin de eşlik ettiği örnekler gelişiyor. Ama imgeler yine benzer imgeler. Özellikle Osmanlı'nın son yıllarına doğru gelişen kent hayatı, modernleşme ve halkın kent merkezlerinde yaşamaya başlamasıyla enstrümanlar çeşitleniyor ve sanat müziği icra edilmeye başlanıyor. Türkülerde alışık olduğumuz tek sesli, tek sazlı icraların yerini daha kalabalık sahneler, cemiyetler, musiki mektepleri alıyor. 'Arabaya taş koydum civanım' gibi şarkı formatında çoğu zaman meyhanelerde ya da şenliklerde söylenen şarkılara rastlıyoruz bu dönemlerde. İstanbul'da İstiklal Caddesi, Galata etrafında, pasajlarda bunlar söyleniyor. Ama türkülerde de devam ediyor bu imgeler. İşte bilinenlerden biridir. Payton gelir meyhaneye dayanır. Siyah gömleği alkanlar içinde olan gencin öyküsü anlatılır."
Bir de buna dahil olan “tekerlendi”, “yuvarlandı”, “hareketlendi” ifadeleri var.
Akla gelenlerden biri “Portakalım Tekerlendi” türküsü. Silifke yöresine ait bu türküde “tekerlendi” ifadesinde anlam ikiye ayrılıyor. Olgunlaştı, düştü, dalından yuvarlandı portakallar ifadesiyle mevsimsel döngü işaret ediliyor; diğer yandan da toplandı, konuldu arabalara diye ikinci bir anlam çıkıyor.
Gemilerin direği tanımadım geleni
Coğrafyaya, yöreye ya da türküyü yakan kişinin hayatındaki seyrine göre bu tekerlekler yerini yelkene, duraklar da limana bırakıyor. Özellikle Karadeniz türkülerinde baskın olan bu ifadeler, aynı zamanda Ege ve Akdeniz’de de kendini gösteriyor.
“Gemiler Giresun’a”, “Geldi Ordu vapuru” gibi ifadelerle tüm sahil şeridinde, Karadeniz türkülerinde takalara, yelkenlilere, gemilere ve vapurlara bolca rastlarız. Karadeniz’in karşı kıyısından da karşılık gelir türkülere. Şu “Yalta’dan taş yükledim, gemim dolmadı” diye.
Şaylan, notlarını masaya bırakıp uzaklara dalarak anlatmaya devam ediyor:
"Karadeniz bu açıdan çok bereketli, bir sürü türkü var bu bağlamda. Ama bu kadar çok türkü olmasında konunun sadece deniz kenarı olmasıyla ifade edilecek basit bir tanımı yok. Aslında daha fazlası var. O da bizim sakallı ustaların, (Marx ve Engels'i kastediyor) o anlattıkları ekonomik arka planda yatıyor. Üretim araçlarının şekillendirdiği yaşam ve kültür Karadeniz'de kendini gösteriyor. Aynı deniz Mersin'de de var, Adana'da da ya da Muğla'da da. Ama orada tarım için elverişli ovalar da var ya da ticareti şekillendirecek başka detaylar da. Ancak Karadeniz'in engin sarp dağları Karadeniz halkını denize muhtaç kılmış. Karadeniz'in inatçı insanı da o hırçın denizin üstesinden gelmiş, kavgadan galip çıkmış. Deniz Karadenizliler için hem ekmek kapısı hem ayrılık ve kavuşma noktası. O yüzden Karadeniz'de otomobillerin, arabaların ya da tekerlerin yanında yaygın olarak yelkenler, gemiler, tekneler yer alır. Artık kilometreleri rüzgarın şişirdiği yelkenden ölçeriz. Türküler de bunu anlatır. Yollardaki meşakkatin adını fırtınalar, yolları aydınlatan seher yıldızın yerini deniz fenerleri alır."
Ve Sanayi Devrimi, makinelerin türküleri
Tarihin tekeri ileri döndükçe türküler de değişiyor. Artık gündelik hayatta söylenen türkülerin peşi sıra şarkılar, kantolar ve birçok farklı icra türü ortaya çıkıyor. Türkülerde de bunlara eşlik eden örnekler yer alıyor hâliyle.
Şaylan burada teknik bir detayı aktarıyor ve konunun hem tarihsel hem de ekonomik arka planını anlatıyor:
"Türkülerde çok fazla otomobil, taksi gibi şeyler yer almaz. Bu durum tek başına taksi ve otomobil kullanılan zamanlarda türkülerin hükmü geçmedi diye anlatılamaz. Burada bir kritik detay aslında yoksul halkın hayatında, henüz otomobillerin çıktığı yıllarda gündelik hayatın içinde yer alamaması. Şarkılarda yer alır zira şarkılar kentle, kent kültürüyle ilişkilidir türkülere kıyasla. Münir Nurettin Selçuk 'Otomobil uçar gider' diye şarkı söylerken, bir yanda kağnılarla tarım devam ediyordu Anadolu'da köylerde. Ama otomobiller ağalarla, paşalarla ve zengin aileler ile eşleşen imgeler olmuştur.
Ama hiç yok değil. İşte Eşref'in türküsü bunlardan biridir. Giresun'daki bu türküde yaşanan bir cinayet ve öyküsü türküye nakşedilir. Ve vurulan adamın yaralı vücudu bir otomobile yerleştirilir hastaneye götürülsün diye. Yani insanların belleğinde kalanlar türkülerle aktarılır bir şekilde."
Şaylan tüm bunlara ek olarak sanayi devriminden sonra türkülerde özellikle trenlerin de yer aldığını hatırlatıyor. Kara Tren türküsü bir yanda Kara Tren Gelmezmola türküsü diğer yanda. Daha evvel yaptığımız trenler üzerine türküleri de anımsatarak bu faslı hızlı geçiyor.
Eşref’in türküsünü biraz detaylandıran Şaylan, gözlüğünü çıkarıp masaya bırakıyor. Türkülerdeki vasıtaları, taşıtları, dönen tekerleği ve şişen yelkeni anlatan Şaylan, insanlık tarihindeki kritik detayların her vesileyle türkülerde ya da şiirlerde, romanlarda ya da masallarda yer aldığının altını çiziyor.
Haftaya farklı bir türkü konusunu konuşmak için vedalaşıyoruz. Şaylan, dudaklarında bir türkü ıslığıyla Kızılay’a doğru yürüyor.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.