Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İnsanların Türküleri | Denizlerin mavisi

Üç tarafı denizlerle çevrili memlekette deniz kültürü neden bu kadar sınırlı? Yusuf Şaylan'la serin bir Ankara gününde denize yakılan türküleri, ağ çeken balıkçıları, hiç deniz görmeden göçüp giden milyonları konuşuyoruz.

Resim: İvan Ayvazovski

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 04.10.2026 , 12:06 Güncelleme Tarihi: 04.10.2026 , 14:19

"Dört nala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim" diyor usta şair Nâzım.

Ama insan düşünmeden edemiyor. Üç tarafı denizlerle çevrili bir memlekette deniz kültürü ne kadar yaygın, ne kadar gelişkin?

Yusuf Şaylan'la bu hafta İnsanların Türküleri söyleşilerimizde denizlere yakılan türküleri konuşuyoruz. Gemileri, denizden çekilen ağları, tuz ve yosun kokan sözleri...

Ankara'da serin havalar iyice bastırdı. Biz de denizden uzakta, içinde hasretin, özlemin, mesafenin ve illa ki kavganın durduğu deniz türkülerine bakıyoruz. Kahveler geliyor, dumanı üzerinde. Şaylan elindeki notlara göz atıyor.

Başlıyoruz.

Heinrich Bünting'in 1581'de yayınlanan Itinerarium Sacrae Scripturae kitabındaki harita Asya kıtasını atın gövdesine başını da Akdeniz'den Avrupa'ya uzanan bir bölge olarak tarif ediyor. Bu imge çizimlerden edebiyata, şiirlerden türkülere kadar yaygınlık gösteriyor. 

Deniz üstü yelkenden ecel geldi erkenden

Şaylan gözlüklerini burnunun üstünde biraz yakınlaştırıp söze memleketin denizle ilişkisinden giriyor. Nâzım'ın Dünyanın En Tuhaf Mahluku adlı şiirindeki o ağır dizeyi anıyor:

"Hani Nâzım diyor ya, 'Şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf'. Bizim memleketin hâli biraz öyle. Denizin ortasında, denizden uzak bir hayatı var insanların. Ama mesele öyle kültürsüzlük falan değil. Bu yorum işin kolayına kaçmak olur. Hepsinin temelinde maddiyat var. Haritayı koy önüne, sonra düşün. Neden bunca denizin ortasında, hayatında bir kez olsun denize girmeden göçüp giden milyonlarca insan var?"

Bunları düşünürken iç çekiyor Şaylan. Sonra denizin türkülerdeki ikinci yüzüne dikkat çekiyor. O da mücadele...

"Malum deniz dediğin şey kendi hâline bir şey değil. Dalgası var, fırtınası var, balıkçının derdi var. O yüzden denizler hem mücadelenin konusu olmuş hem de zaman zaman gündelik yaşamdaki mücadelenin ilham kaynağı olmuş. Türküler de bunu taşımış."

Denizin dibinde demirden evler

Şaylan'ın "denizde olup da bu kadar az nasiplenmek" dediği şeyin gerçekten bir hakikati var. 

Öyle ki Osmaniye yöresinden denize yakılan türkülerden biri, "Deniz Kenarına Enmeyeydin" diye başlıyor. Sanki kıyıya inmek başlı başına bir dertmiş gibi.

Sebebi de yok değil. Akdeniz'de çok uzun yıllar boyunca deniz kenarları kalabalıkların yaşadığı yerler olmadı. Limanlar dışında yerleşimler, denizden uzağa, yüksek yerlere kuruldu. Kadim sebep sıtmaydı, yani sivrisineklerden uzaklaşmak.

Yusuf Şaylan

Sıtmayla mücadele de uzunca bir süre Cumhuriyet'in toplum sağlığı mücadelesinin en önemli başlıklarından biri oldu. Bataklıklar kurutuldu, çeltik tarımı denetime bağlandı. Bataklık kurutmada işe yarayan okaliptüs ağacına Çukurova'da "sıtma ağacı" denmesi bundandı. 

Akdeniz'in medeniyetleri hep denizden uzakta kuruldu, deniz kıyısı tüccarlara mesken oldu. Türkülerimiz, şarkılarımız, manilerimiz de genel olarak denizden ırak kaldı. "Deniz kenarına ev yapılmaz" sözü de bir deyiş olarak dünden bugüne dolandı geldi.

Şaylan buraya bir ekleme yapıyor:

"Bu o kadar yaygın bir durum ki, 'deniz kenarına ev olmaz, olursa sağlam olmaz' lafı zamanla türkülere de konu oldu. Vaktiyle buralardan denize giden bir delikanlı sevdiğine türkü yakarken 'denizin dibinde demirden evler' diye anlatıyor bunu. Zaman değişmiş, artık demirden evler inşa edilmeye başlanmış. Delikanlı bu şaşkınlığını sevdiğine bu sözlerle aktarıyor."

Gemilerin sereni, tanımadım geleni

Şaylan "üç tarafı denizlerle çevrili memleket" ifadesini eksik bulduğunu söyleyerek devam ediyor.

"Üç yanı denizlerle kaplıyız, ama dahası var. Bir de iç denizlerimiz var. Marmara dışında Van Denizi mesela. Doğu'da göl diye değil, deniz diye bilinir Van. Osmanlı kayıtlarında da Van Deryası diye geçermiş orası. Denizin kültürel hafızamızda her bağlamda önemi var. Ama deniz ve kültür çalışmaları söz konusu olunca, araştırmalarda sayıca az çalışma görüyoruz. Bu boşluğu görece edebiyat kapatıyor. Yine de deniz türküleri deyince akla en çok Karadeniz geliyor."

Şaylan, Karadeniz'in gemi, deniz ve liman kavramlarıyla sık anılmasını üretim ilişkileriyle açıklıyor:

"Karadeniz'de geçim kaynağı balıkçılık. Deniz hem ekmek kapısı hem ayrılık durağı hem kavuşma mekânı. Tarım sınırlı. Dağlar dik ve hırçın, Karadeniz'in dalgaları gibi. Hâl böyle olunca en çok deniz imgesini Karadeniz'de görüyoruz desem yanlış olmaz. Mesela Ege türkülerinde deniz, kayık, liman imgeleri o kadar yaygın değil. Yayla, pınar, ova, dut, güzel kadınlara, yakışıklı erkeklere yakılmış türküler çoğunlukta. Ege ve Akdeniz'de pınarlar ve dereler denize kıyasla daha yaygın olduğu için böyle."

Denizlerin kumuyum, balıkların puluyum

"İlk kez 19 yaşında denize girdim" diye anlatıyor Şaylan. Bozkırda, Orta Anadolu'da doğup büyüyenlerin ortak derdi bu. Ulaşımın kolaylaşması, imkânların gelişmesiyle denize erişim bugün görece kolaylaşmış olsa da memleketin büyük çoğunluğu hâlâ denizi görmeden hayata veda ediyor.

Deniz türküleri ve şarkıları da bu ilişkinin izini taşıyor. Sınırlı sayıdalar, ama garip bir imge ve içerik zenginlikleri var. Kimi türkümüz, sınırlarımızın en uzak noktasında, bugün farklı ülkelerin limanlarına sesleniyor. Kimi "Şu Yalta'dan taş yükledim, gemim dolmadı" diye açılıyor, kimi Mağusa Limanı'na sesleniyor

Şaylan bu zenginliği, Anadolu insanının denizle kurduğu ilişkinin uzun yıllara yayılmış olmasına bağlıyor:

"Denizle olan ilişki sınırlı kalsa da kadim bir şey olmuş hep. Belki Orta Anadolu'daki biri hiç görmemiş denizi. Ama görenimiz de hep o mavinin kıyısında yaşamış. Yapamamış denizden uzakta."

Notlarını topluyor. Türkülerin büyük çoğunluğundaki hüzünlü melodilere dikkat çekiyor.

"O da emekçilerin söylediği türküler olmasından sanırım. Geleceğin bizim ellerimizde olduğu bir dünyada türkülerimiz de neşelenecek elbet."

Fincanlarda kahve soğumuş. Dışarıda Ankara'nın serin akşamı, içeride denizin mavisi.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.