Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Kutsalı siyasallaştıran kutsala hakaret edendir

Deniz Göktaş teolojik bir noktadan “Ölü Deniz”i sunmadı. Dayandığı asıl eksen din değil, düzen eleştirisiydi. Türkiye’nin yeni kutsalı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı hicvetmesi bardağı taşıran son damlaydı. Yoksa Çekya’ya diplomat olarak atanan Egemen Bağış’ın her Cuma “salladığı” ayetler kutsal kategorisinden muaf tutuluyor olabilir miydi?

Tevfik Taş

Yayın Tarihi: 10.07.2026 , 11:30

Kültürel hegemonya üretimine katkısı “Müslümanların sinir uçları” söyleminden başlayıp, “dil koparma” tehditlerinden öte gitmeyen siyasal İslam tetikçileri, komedyen Deniz Göktaş’ın yandaş yargıya gammazlanmasında hiç zaman yitirmedi. Bir yurttaş olarak Deniz Göktaş’ın siyasallaştırılmış dine ya da dinselleştirilmiş siyasete dair yaptığı keskin gözlem ve eleştirileri hazmedilemedi. Hazımsızlığın kaynağında iddia edilen hakaretin niteliği değil, siyasetin nesnesi haline getirilmiş kutsalın kalkan olarak kullanılması duruyordu aslında.

Adabımuaşeretin egemen sınıflar için yönetme egzersizleri içeren bin ayrıntılı sıkıcı pratiği ile kutsalın adabımuaşeret ile paketlenmesi bir başka bağlama oturdu tarihte. Aydınlanma süreci aynı zamanda blasfemi, yani dine hakaretin her gerekçe ile öne sürülmesinin de tarihidir. Aydınlanma öncesinde blasfemi yasaları yoktu, çünkü kutsallık zırhının arkasına sığınmış egemen siyaset zaten mutlak iktidardı. İnsanlara işkence etmek, yakmak serbestti. Ortada bir hakaret söylemi yoktu çünkü siyasi iktidar kutsal adına kodifiye edilen egemen dinin tek muktediriydi. Keyfiyetin olduğu yerde hakaret gerekçesine ne gerek vardı ki!

Ne zaman ki aydınlanma tarih sahnesine çıktı, adabımuaşeret kuralları değiştiği gibi ezilen sınıflar için hakaret görünümlü cezai baskılama biçimleri de şekil almaya başladı. Örneğin, aydınlanma öncesinde tanrıya inanmamak affı olmayan bir kafirlik iken, yeni dönemde tanrıya inanmamak göreli olarak serbest ancak tanrıya inanmamayı propaganda etmek hakaret içeren suçtu! Dinsel dogmaları siyasal yaşama tahvil etmek vazgeçilmez faydalar sağlarken bu dogmaları siyasal eksende eleştirmek dahi hakaret suçu işlemeye yetiyordu. Yobazlığın gücü bu kadarına yetiyordu nihayetinde. Kutsalın modern dönemdeki değişen yeni icadı bu sınıf ilişkilerine dayanmaya devam etti velhasıl.

Seküler dönemin yeni kutsallarını icat etmekte elini korkak alıştırmayan burjuvazi, devrimci aydınlanmacılıktan ayrılarak yeni kutsallar dolaşıma soktu. Maksat iktidarı korumak, sınıf sömürüsünü sürdürülebilir kılmaktı. Laiklik mücadelesinin özü itibarıyla bir eşitlik mücadelesi olması gerçeği, burjuva düzeni açısından kabul edilebilir bir şey değildi. 'İktidar kiminse hukuk da onundur' kuralı değişmemiş, eşitliği işaret eden her çıkış, her çaba düşman olarak muamele görmüştür.

Bu tarihsel anlatımı “fazla Batı merkezli” bulan liberal yaklaşımın Deniz Göktaş’a dönük siyasal linç çabalarını hem nalına hem mıhına şeklinde görmek istemesi şaşırtıcı değildir. AKP tarafından fonlanan gazeteci kılıklı medya maymunlarını bir yana bırakırsak liberal İslam’ı savunan Mustafa Öztürk gibi kişiler dahi hem nalına hem mıhına vurmaktan başka bir lakırdı edemiyorlar. O kadar da ileri gidilmemeliymiş vb. vb… Oysaki, kendisi de benzer bir siyasal linç propagandasının muhatabıydı. Tabii arada bizim bilmediğimiz bir gelişme olmadıysa…

Oysa Deniz Göktaş teolojik bir noktadan “Ölü Deniz”i sunmadı. Dayandığı asıl eksen din değil, düzen eleştirisiydi. Türkiye’nin yeni kutsalı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı hicvetmesi bardağı taşıran son damlaydı. Yoksa Çekya’ya diplomat olarak atanan Egemen Bağış’ın her Cuma “salladığı” ayetler kutsal kategorisinden muaf tutuluyor olabilir miydi?

Deniz Göktaş, kutsal olduğu iddia edilene değil, kutsalın arkasına sığınılarak yapılan siyaseti bir bütün olarak hicvetti. Çünkü toplumu dinselleştirerek yönetme stratejisinin kutsalı koruma korosu ile arasındaki bağı deşifre etti. Bir yurttaş gibi davranarak günahtan, tabudan korkmadığını ilan etti. Milyarder komedyenler korosundan yüreklice uzak durduğunu gösterdi. Suya sabuna dokunmayan, riyakâr patron-komedyenlere inat içeriden gönderdiği mektubunda “şaka açıklama” garabetine düşmeden, “size dışarıda kolaylıklar” diyerek yalnızca unutulmuş politik hicvin bu ülkede yaşadığını temsil etmekle kalmadı, sürüden ayrılmanın tam zamanı olduğunun da işaret fişeğini ateşledi.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.