GÖRÜŞ | Karadeniz gazından elektrik kesintilerine AKP’nin enerji krizi

Erdoğan'ın doğalgaz müjdesinin üzerinden bir hafta geçmeden yaşanan elektrik kesintileri, süslü iddiaların ardında ciddi bir enerji krizi yattığını gösteriyor.

Turgut Yıldız

Geçtiğimiz hafta Karadeniz’deki gaz yakma töreni sırasında AKP kanadından enerjide dışa bağımlılığın biteceğini öne süren iddialı açıklamalar yapılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da törende yaptığı konuşmada sondaj teknolojisinde bağımsızlığın kazanıldığını ve Karadeniz’deki rezerv ile doğalgazda dışa bağımlılığın azalacağını söylemişti.  Bu açıklamalardan 1 hafta önce ise elektriğe yüzde 15, doğalgaza da yüzde 12 oranında zam yapılmıştı.

Yıllardır enerji alanında iç içe geçen arz güvenliği, dışa bağımlılık ve piyasalaşma sorunları artık enerji sektörünü açık şekilde yönetilemez hale getirdi.

Üzerinden 1 hafta geçti ve İstanbul, İzmir, Ankara, Gaziantep, Konya, Bursa, Adana, Mersin, Kırklareli, Hatay, Uşak, Manisa başta, çok sayıda şehirde yaşanan elektrik kesintileri süslü söylemlerin altında bir kriz yattığını gösterdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kesintinin nedenini elektrik talebindeki artış olarak açıklarken dağıtım şirketleri TEİAŞ’ı suçladı veya arıza olduğu açıklamasını yaptı. Kesinti nedeniyle yapılan açıklamaların tutarsızlığı bu krizin sebebine de işaret ediyor: özelleştirme ve piyasalaşma.

Uzun yıllardır enerji alanında iç içe geçen arz güvenliği, dışa bağımlılık ve piyasalaşma sorunları artık enerji sektörünü açık şekilde yönetilemez hale getirdi. Alım garantileri, zamlar, kesintiler ve süslü söylemler arasında piyasa anarşisine teslim edilen enerji sektörünü soL okurları için inceledik.

Türkiye enerjisini nereden sağlıyor?

Yaklaşık rakamlar ile ülkemizde birincil enerji arzının yüzde 30’u kömür, yüzde 30’u petrol, yüzde 25’i doğalgaz ve yüzde 15’i hidrolik ve yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanıyor. Enerjinin yüzde 30’u sanayide, yüzde 25’i konut ve ticarethanelerde, yüzde 25’i çevrim sektöründe, yüzde 15’i ulaştırmada kalan yüzde 5 kadarı da tarım, hayvancılık ve diğer sektörlerde kullanılıyor.

Elektrik üretimi ise yüzde 35 kömürden, yüzde 25 doğalgazdan, yüzde 25 hidrolik kaynaklardan, yüzde 15 de hidrolik dışındaki yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor.

Üretim kapasitesi az değil, atıl kapasite var

Yaklaşık 97 bin MWe kurulu güce sahip olan ülkemizde ani puant yük 45 bin MWe civarında seyrediyor. Buradan bakıldığında mevcut kurulu gücünün ve üretim kapasitesinin talebini karşılamaya yeterli olduğu ve muazzam bir atıl kapasite bulunduğu söylenebilir. Ancak iletim kısıtları başta olmak üzere altyapı sorunları, santrallerin piyasa koşullarında işletilememesi, enerji kaynakları ve enerji tesislerinde kullanılan ekipmanlarda dışa bağımlılık, üretim ve tüketimde bölgesel dengesizlik, bölgesel bazda belli kaynaklara aşırı bağımlılık, gerçekçi olmayan projeksiyonlar, kur riski ve dalgalanan fiyatlardan doğrudan etkilenme gibi sebepler yüzünden sadece verilere dayanarak olumlu bir tablo çizmek olanaklı değildir.

Neticede arz güvenliği sorunu piyasalaşma ve dışa bağımlılık ile iç içe geçmiş bir planlama sorunudur ve mevcut koşullarda AKP arz sorununu sürekli yeni arz girişleri yaratarak çözmeye çalışmaktadır. Hükümet yeni yapılan santrallere enerji arzından ziyade inşaat yatırımı gözüyle bakmakta özellikle yenilenebilir enerji ve nükleer enerji alanında verilen yüksek garantiler ile ülkenin geleceği de ipotek altına alınmaktadır.

Dışa bağımlılık

Dışa bağımlılık fosil yakıtlar açısından çevre ülkeler kadar zengin olmayan ülkemizde uzun yıllardır tartışılan bir konu olagelmiştir. Kullanılan kaynakların birincil enerji üretiminde yüzde 70, elektrik üretiminde yüzde 40’tan fazlası ithal kaynaklardır. Doğalgaz ve petrolde yüzde 95’ten fazla ithal kaynaklara bağımlılık söz konusudur.

Enerji ithalatında Rusya ve Rusya eksenindeki ülkeler büyük paya sahiptir.  Dışa bağımlılık kaynak ithalatı dışında ekipman ve finansman ihtiyacında da kendini göstermektedir. Yenilenebilir ve nükleer enerji santrallerinde kullanılan ekipmanların çoğu ithal kaynaklıdır. Benzer şekilde yüksek alım garantileri ile finanse edilen yenilenebilir enerji projelerinin çoğu Avrupa kaynakları kredilere bağlı durumdadır.

AKP yabancı finansmanla yapılan projelere fahiş alım garantileri vererek bugün “beş kuruş vermeden” santraller kurulmasını teşvik etmekte, gelecekte ülkenin kaynaklarının verilen alım garantileri yüzünden ipotek altına alınmasına neden olmaktadır.

Özelleştirme ve piyasalaşma: Enerjide yönetim krizi

Mevcut santrallerin özelleştirilmesi ile elektrik üretiminin yüzde 80’den fazlası özel sektör eliyle yapılmaktadır. Petrol, elektrik ve doğalgaz sektörleri tamamen piyasalaşmış durumdadır. Üretimin yanı sıra dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin de ayrı ayrı özelleştirilmesi sinekten yağ çıkarırcasına enerji sektöründeki faaliyetlerden kâr edilmesini sağlamakta yurttaşların sırtındaki fatura yükünü sürekli artırmaktadır. Bugün evlerimize gelen faturalarda en az üç şirketin kârı bulunmaktadır.

Özelleştirmelerin tesisleri daha verimli çalıştıracağı, enerji alanını devletin ve bürokrasinin hantallığından kurtaracağı söylense de sektörde plansızlık ve kuralsızlık artmış, çevreye verilen zarar geri dönülemez boyutlara ulaşmış ve taşeronlaşma ile birlikte iş kazaları yaygın iş cinayetlerine dönüşmüştür.

Arz ve talebin merkezi olarak planlanmaması neticesinde alım garantileri ile iştahı kabaran enerji şirketleri enerji talebi bulunmayan bölgelere pek çok yenilenebilir enerji santrali ve HES kurmuştur.  

Elektrik dağıtımından sorumlu kamu kurumu olan TEDAŞ’ın özelleştirilmesi ile dağıtım işine de el atan patronlar gerekli altyapı yatırımlarından kaçınmıştır. Yenilemesi yapılmayan hatlar yangınlara, yetersiz altyapı ise kesintilere neden olmaktadır.

Gelinen noktada devlet merkezi olarak enerji sektörünü yönetme kabiliyetini yitirmiş, planlama yapmak için gerekli veri ve kestirimlerden yoksun duruma getirilmiştir.  

Çözüm: Merkezi planlama ve kamu işletmeciliği

Üç başlıkta ele aldığımız enerji sektörüne böyle bakınca bir felaket tablosu gözüküyor. Ancak enerji sorunu çözümsüz değil. Öncelikle yönetim krizinin aşılması için piyasa egemenliğinin sonlandırılması kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde duruyor.

Ancak piyasa egemenliğinin kırılmasından sonra enerjiden faydalanmak tıpkı sağlık, eğitim, barınma, ulaşım gibi temel bir insan hakkı olarak değerlendirilebilir ve yurttaşlara sunulabilir. Bunu başarabilmek için ise elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı başta olmak üzere enerji arz ve talebini yönetmek üzere bütüncül bir merkezi planlama hedeflemek, piyasa anarşisi yerine çağdaş planlama araçlarını kullanmak ve kamu işletmeciliğine geçmek kaçınılmaz görünüyor.