Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | İran'daki son eylemler ne anlama geliyor?

İran’da egemen sınıfların emekçilere saldırıları her geçen gün daha da artıyor, emperyalizm ise tetikte bekliyor. Çıkış için tek umut emekçilerin bağımsız mücadelesinde...

Hakkı Hacınebioğlu

Yayın Tarihi: 25.05.2022 , 09:45 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Yıllardır ağır bir ekonomik krizin içerisinde debelenen İran’da hükümetin aldığı yeni ekonomik önlemler bir kez daha protestolara neden oldu. İran’da sermaye sınıfı her zaman ve her yerde olduğu gibi krizin faturasını emekçilere ödetme derdinde. Solun on yıllardır kayda değer bir ağırlığının olmadığı ülkede, örgütsüz ama şiddetli protestolara yenileri eklenmeye devam ediyor. İran’ın İslami rejiminin yaşadığı bir dizi derin kriz aynı zamanda emperyalist merkezlerin de dikkatine neden oluyor. 

Sübvansiyonların karakteri

İran dünya komünist-işçi hareketi tarihinde önemli bir yere sahip. 1920’lerden 1979’a kadar İran tarihini sol olmadan düşünmek mümkün değil. 1979’da bir ihtimalin çok ötesinde olan devrimin elden kaçırılmasına üzülmemek de elde değil. Solun gücü ve ağırlığı ülke siyasetinde öyle boyutlardaydı ki, burjuvazi mollalarla el ele solu ezerken bile birtakım sol referansları programına dahil etti. Yurtseverliğin İran toplumuna kazınmış olması bununla ilgilidir. İran’da hangi nedenle olursa olsun yabancı asker konuşlandırılmasının anayasa tarafından yasaklanması da…

Yurtseverlik, ezilmiş olsa da solun, İran toplumuna ve siyasetine kazıdığı başlıklardan yalnızca bir tanesi. İran’da '1979 İslami Devrimi’nden bu yana çeşitli düzeylerde devlet sübvansiyonları genel, kanıksanmış bir uygulamaydı. İran - Irak Savaşı sırasında temel ihtiyaç maddelerine erişim zorlaştı. Savaşın kimi anları ekmeğin dahi ulaşılmasını güçleştirdi. Bu dönemlerde molla rejiminin başta temel ihtiyaç ürünleri olmak üzere çeşitli sübvansiyonlar gerçekleştirdiğini görüyoruz. 

Bu sübvansiyonların belli düzeyde halkçı gayeler taşıdığını reddetmek mümkün değil. Fakat büsbütün halkçı saikler güdülerek uygulandıklarını söylemek de mümkün değil. İran’da devlet sübvansiyonları aynı zamanda ilgili sektörlerdeki sermaye gruplarını da koruma veya palazlandırma amacı taşıyor. Bu durum 10 gün kadar önce kaldırılan temel ihtiyaç ürünlerindeki sübvansiyonlar için de geçerli. Devlet temel ihtiyaç maddelerinin ithalatında uyguladığı düşük ve sabit kur politikası ile bu alanda ithalat yapan patronları da kur şoklarına karşı korumuş oluyordu.

Halkın öfkesi ve 'bizimkiler'

Sabık ABD Başkanı Donald Trump, selefi Barack Obama döneminde imzalanmış Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) çıkmış ve hatta İran’a yeni ağır yaptırımlar uygulamıştı. Bu andan itibaren İran kapitalizminin çaresizlik içinde, ülke tarihinde az görülen ölçüde bir ekonomik krize girdiğini görüyoruz. Kur şokları hayatın olağan akışının bir parçası haline geldi. Enflasyon yüzde 40 seviyesinde seyrederken, konut kiraları gibi emekçilerin yaşamsal ihtiyaçları akıl almaz derecede pahalılaştı. Bu durum kaçınılmaz olarak Hasan Ruhani hükümetinin sonu oldu. Hasan Ruhani hükümeti, tüm siyasi yatırımını KOEP’in başarısına yapmıştı. KOEP neticesinde İran kapitalizmi, dünya piyasalarına daha entegre hale gelecek, yaptırımların kalkması ile birlikte İran sermaye sınıfı için yeni olanaklar doğacaktı. Bu konu soL’da birkaçı bana ait pek çok yazıda ele alındığı için uzatmayacağım. 

İran kapitalizminin içine düştüğü ağır buhranın bir hükümetin düşmesinden daha derin sonuçlarının olacağı açıktı. Ruhani tüm iddialarında fena çuvallamıştı ama İran müesses nizamının daha sağlam iddialarının olmadığı da görünüyordu. İran tarihinin meşruiyeti en sorunlu seçimi neticesinde göreve gelen Seyyid Ayetullah İbrahim Reisi hükümetinin, Ruhani dönemini aratmayan bir çaresizlikle boğuştuğunu görüyoruz. Reisi, cumhurbaşkanı seçilmeden önce, Seyyid Ayetullah Hacı Ali Hamaneyi’nin ölümünden sonra İslam Devrimi Rehberliği’nin en güçlü adayı olarak görülüyordu. Öyle ki, beklentiler cumhurbaşkanlığının rehberlik için bir hazırlık dönemi olması yönündeydi. Yargı Erki Başkanlığı döneminde Reisi, yolsuzlukla mücadelede parlamış yahut parlatılmıştı. Popülerliği cumhurbaşkanlığı döneminde de artarak devam edecek ve devrim rehberliği makamının ağırlığına yaraşır bir isim haline gelecekti. Reisi, Hamaneyi’den sonra 'devrim' rehberi olabilir mi, bilmek mümkün değil, ancak işlerin müesses nizamın planladığı gibi gitmediği ortada. Reisi, İran’ın kangrenleşmiş sorunları karşısında tam bir çaresizlik içinde.

Dayanılmaz hale gelen su kıtlığı

İran kapitalizmi ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya dedik. Sorunların bundan ibaret olmadığını söyleyerek devam edelim. İran kapitalizmi akla gelebilecek her alanda mutlak çaresizlik içinde olduğu sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunları tek tek ele almak mümkün değil, ancak bir örnek vereceğim. Mayıs ayının başlarında İran Dışişleri Bakanı Emir Hüseyin Abdullahiyan, Türkiye’yi İran’da su krizine neden olmakla suçladı. Meclis’te yaptığı konuşmada Abdullahiyan’ın fazla sert konuşması dikkat çekiciydi. Abdullahiyan, İran’ın pek çok bölgesinde, özellikle yaz aylarında yaşanan kuraklık, su kıtlığı problemlerinin ana nedeninin (hatta tek nedeni denebilir çünkü Abdullahiyan’ın işaret ettiği başka bir neden yok) Türkiye’nin sınıraşan sulara inşa ettiği barajlar olduğunu öne sürdü. Bu barajların İran, Irak ve Suriye için olumsuz sonuçlarının olduğu açık. İran’ın özellikle batı bölgelerinin bu barajlardan olumsuz etkilendiği ortada. Ancak, misalen, geçtiğimiz yaz aylarında İsfahan’da dayanılmaz boyutlara ulaşmış olan su kıtlığının Türkiye’nin barajlarıyla bir ilgisi yok. Pek çok diğer bölgedeki su kıtlığında da Türkiye’nin bir payının olduğunu söylemek mümkün değil. Asıl mesele İran kapitalizminin gittikçe dayanılmaz hale gelen ve geçen sene Huzistan’da görüldüğü üzere halkın şiddetli protestolarına neden olan bu sorunu herhangi bir vadede çözme ehliyetine sahip olmamasıdır. İran, iklim krizinin derinleştirdiği su kıtlığı, kuraklık ve çölleşme sorunlarına önlem ve çözüm olacak altyapı yatırımlarını yapamaz halde. 

Temel ihtiyaç ürünlerinin ithalatında uygulanan düşük ve sabit kur uygulamasının kaldırılması en güncel çaresizlik örneği. İran müesses nizamı pek çok başka nedenle birlikte ekonomik sorunlar nedeniyle de geniş emekçi yığınlar nezdinde inandırıcılığını yitiriyor. Bu sorunları çözme ehliyetine sahip olmadıkları açık olsa da, bir süredir bu sorunları bir ölçüde yönetmeyi başarıyorlardı. Mezkur sübvansiyonlar, ekonomik krizin büsbütün bir açlığa neden olmasını bir ölçüde engelliyordu. Veya bazı küçük çaplı ve geçici önlemler en azından İsfahan gibi şehirlerde su kıtlığını kontrol altında tutabiliyordu. Son bir senedir yaşananlar İran müesses nizamının bu kabiliyetini de yitirmeye başladığını gösteriyor.

Umutsuz yığınlar çareyi göç etmekte arıyor

Son kararlar elbette halkın öfkesinin bir kez daha patlamasına neden oldu. Çeşitli şehirlerde, çeşitli çaplarda protestolara neden oldu. Fakat bu son protestoların 2017-18’deki kadar yaygın ve şiddetli olduğunu söylemek mümkün değil. Huzistan gibi birkaç bölge haricinde protestoların çok şiddetlenmediğini görüyoruz. Bunun yerine, bu son meselede asıl çarpıcı olanın, ilgili karar yürürlüğe girmeden önce ucuz ürün stoklamak için halkın marketlere akın etmesiydi. Solun ezildiği, emekçilerin örgütsüz olduğu ülkede daha önceki yıllara damgasını vuran kararlıkta eylemler yerine bireysel önlemler ağırlıktaydı. İran emekçilerinin içine düştüğü bu üzüntü verici durum yıllardır artarak bugünlere geldi. Umutsuzluk içindeki yığınlar çareyi Türkiye’ye, Avrupa’ya göç etmekte, bunu yapamamışlarsa da kendi bireysel kurtuluşlarını başka yollarla aramaya çalışıyorlar.

Emperyalizm durumu ellerini ovuşturarak izliyor

Müesses nizamın yönetemediği, solun kayda değer bir ağırlığının olmadığı ülkede bir başka potansiyel tehlikenin biriktiğine de dikkat çekelim. Emperyalizm, İran'ın içine düştüğü durumu yakından ve ellerini ovuşturarak izliyor. Ülkedeki her sorun, her protesto Batı medyasının uzun analizlerine konu oluyor. Batı emperyalizminin beslemesi çeteler faaliyetlerini artırıyor. MOSSAD ve CIA bağlantılı sabotajların son yıllarda artığına tanıklık ediyoruz. Mesela, 22 Mayıs’ta Tahran’da, İslami Devrimin Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü komutanlarından Albay Hasan Seyyid Hodayari arabasında beş el ateş edilerek öldürüldü. ABD’nin eğitip donattığı Halkın Mücahitleri adlı çetenin sabotajları son iki yılda artmış durumda. Devrik ve sürgün kraliyet ailesi her meselede “soylu” düşüncelerini İran halkıyla paylaşıp ayaklanma çağrısı yapıyor. ABD’de yaşayan sürgün Veliahd Prens Reza Pehlevi, ABD’deki ofisinde prenslik oynayıp ABD’nin bir gün ona tacını bahşetmesini bekliyor. Devrik şehbanu (imparatoriçe) Ferah Pehlevi, Paris’teki şatafatlı sürgün hayatının arasında İran halkının zorba yönetime karşı mücadelesini selamlıyor(!)

Sınıf mücadelelerinin geleceğinden büsbütün umutsuz olmak doğru değil

Buna rağmen İran’da sınıf mücadelelerinin geleceğinden büsbütün umutsuz olmak doğru değil. İran’da emekçi sınıfların en azından bazı kesimlerinin örgütlü bir mücadeleyi adım adım ördüklerini de görüyoruz. Ülke sanayileşmesinin simgelerinden Heft Tepe Şeker Kamışı Tarım ve Endüstri Kompleksi’nin işçilerinin sendikalarını kurarak, kamulaştırma talebiyle verdikleri mücadele hâlâ devam ediyor. Geçtiğimiz yaz aylarında ülkenin güneyindeki petrol tesislerinde işçilerin yaygın grevleri belli ölçüde örgütlüydü. Ülkedeki son protestolarda da Tahran’daki otobüs şoförlerinin sendikal örgütlülükle yer almaları dikkat çekti. Hatta iktidar, otobüs şoförlerinin sendikacı işçi önderini tutuklamak zorunda kaldı. İran’da bir yanda lümpenlik, bireycilik hatta işbirlikçilik yayılırken diğer yanda örgütlü mücadele adım adım örülüyor. İran işçi sınıfının kavgasının içinden sürekli ve hayranlık verici derecede kahramanlaşan işçi önderleri çıkıyor. Bu işçi önderlerinin hiç değilse çoğunluğunun solcu olduğu açıkça görülüyor.

İran’da egemen sınıfların emekçilere saldırıları her geçen gün daha da artıyor. Müesses nizamın, ülkenin kangrenleşen sorunları karşısındaki mutlak çaresizliği ülkeyi gün geçtikçe yönetilemez hale getiriyor. Çoğunluğu örgütsüz emekçi yığınlar çaresizlik ve yılgınlık içinde bireysel kurtuluşlarını arıyorlar. Lakin birileri, belli ki yurduna ve sınıfına adanmış birileri henüz emekleme aşamasında olan ama Türkiyeli dostlarının saygı ve hayranlığını hak eden bir örgütlü mücadeleyi inşa ediyor. Bir gün burada İranlı emekçilerin sınıf bilinci ve partisiyle donanmış kavgalarını anlatma dileğiyle…

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.