Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Çin-İran Kapsamlı İşbirliği Anlaşması ve İran’da sınıf savaşımı

İran'la Çin arasında yeni anlaşma İran sermaye sınıfı için bir nefes alma alanı yaratırken ülkede yoğun tartışmaların hedefi oldu.

Hakkı Hacınebioğlu

Yayın Tarihi: 04.04.2021 , 09:32 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, geçtiğimiz hafta aralarında Türkiye, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin de olduğu birçok ülkeye ziyaretlerde bulundu. Yi’nin seyahatinin her bir durağının ayrı bir önemi vardı. En önemlisi ise tüm dünyada büyük ilgiye neden olan İran ziyaretiydi. Yi ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, iki ülke arasında 25 yıllık kapsamlı işbirliğini hedefleyen bir metne imza attı. Metnin “açıklanmayan içeriği”, olası bölgesel ve küresel etkileri ile İran kamuoyunun bu metne yaklaşımı çokça tartışıldı. İran ile Çin arasındaki bu yeni işbirliğinin sınıf mücadeleleri açısından önemi ise, en azından görebildiğim kadarıyla, hiç konuşulmadı.

Ne olmadığı açıklanan, anlaşma olmayan anlaşma

Çin, dünyanın en çok petrol ve doğalgaz ithal eden ülkelerinden biri ve büyük oranda Ortadoğu petrol ve doğalgazına bağımlı. Bu nedenle başta BAE olmak üzere körfez ülkeleriyle sıkı bağlara sahip. Orta Doğu petrol ticaretinin güvenliği Çin ekonomisi için önemli konulardan biri olarak görülüyor. Buna ek olarak eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde İran’a uygulanan yeni yaptırımlar düzenli olarak artış gösteren Çin ve İran arasında, büyük bir ticaret hacmi söz konusu oldu; Çin, İran’ın en büyük ticaret ortağı. Üstelik İran Çin’in meşhur Bir Kuşak Bir Yol girişiminin kilit güzergahlarından bir tanesi. Bu girişimin başarısı İran’a yapılacak başta demiryolu olmak üzere çeşitli alanlardaki altyapı yatırımlarına bağlı.

Yi ve Zarif’in imzaladığı metnin uzun bir hazırlık aşamasından geçtiği biliniyor. İki tarafın açıklamalarında bu metnin oluşumunun başlangıcı olarak Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in 2016 yılında Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaret gösteriliyor. 5 yıllık bir hazırlık süreci bile imzalanan metnin alelade bir metin olmadığının kanıtı niteliğindedir. Fakat çok önemli olduğu aşikar olan bu metin hakkında bildiğimiz şeyler son derece sınırlı. Metnin içeriği açıklanmadı, ve muhtemelen uzun yıllar açıklanmayacak. Ekonomisi ABD’nin haksız, hukuksuz yaptırımları nedeniyle zor zamanlar geçiren İran’ın bu tercihi elbette makul; ancak meselenin tuhaflığı burada bitmiyor. İran Dışişleri Bakanlığı İran ve Çin arasında imzalanan 25 yıl süreli bu metnin bir "anlaşma olmadığını" duyurdu. İki ülkenin üst düzey temsilcileri törenle 25 yıl boyunca pek çok alanda kapsamlı işbirliğini öngören bir metne imza atmıştı, ama ne hikmetse bu bir anlaşma değildi. İran Dışişleri Bakanlığı “anlaşma” tabiri yerine yol haritası gibi tabirler kullanıyor.

Metnin içeriğinin gizli tutulduğundan yukarıda bahsedilmişti. Burada da iki tuhaflık söz konusu. İran Dışişleri Bakanlığı bir açıklamayla metnin ne olduğunu değil de, "ne olmadığını" açıkladı. Bakanlıpn açıklamasına göre, metinde Çin’in İran’a ne kadar yatırım yapacağı belirtilmiyor, metin iki ülke arasında ekonomik, politik, kültürel ve stratejik işbirliğini vurguluyor. Bununla birlikte, İran Dışişleri Bakanlığı’nın Doğu Asya Bölümü'nün başındaki Reza Zabib, bu “yol haritası” kapsamında onlarca hatta yüzlerce anlaşmanın imzalanabileceğini belirtti. 

Metnin içeriğine dair bir diğer tuhaflık aylar önce, 2020 yılının Haziran ayında gerçekleşmişti. İran - Çin 25 Yıllık Kapsamlı İşbirliği Anlaşması’nın metni olduğu iddia edilen 18 sayfalık bir metin basına sızdırılmıştı. İran’ın sıkı iç güvenlik tedbirlerine sahip olduğu düşünüldüğünde bu sızıntının İran’ın haberi olmadan gerçekleşmesi imkansız değilse de çok zordur. İran’ın bu sızıntıyla tepki ölçmeye çalıştığı iddia edimişti. Gerçekten de sızıntının ardından İran kamuoyunda ve dünyada büyük bir gürültü koptu. İranlı yetkililerin son açıklamalarının aksine metin taraflara yükümlülükler yükleyen bir anlaşma mahiyetindeydi. Yine bugün İranlı yetkililerin iddialarının aksine söz konusu metin Çin’in İran’a 400 milyar dolarlık yatırım yapması, İran’da Çin askeri üslerinin açılması, yapılacak yatırımların neler olacağı gibi ince ayrıntılar içeriyordu.

İran kamuoyunda anlaşmanın "kapitülasyon" niteliği taşıdığı değerlendirmeleri yapıldı. Anlaşmanın İran halkının şiddetli tepkisine neden olduğu açık. Bununla birlikte Batı kamuoyu anlaşmayı Çin’in İran üzerinden ortadoğuya yerleşmesi olarak okudu, hâlâ da öyle okuyor. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, bu anlaşmayı 1828 yılında Kaçar Hanedanı idaresindeki İran ile Rus Çarlığı arasında imzalanan ve Rusya’nın Kuzey Azerbaycan’ı ilhak ettiği Türkmençay Antlaşması benzetmelerini tekrar eden bir açıklama yaptı. Elbette egemen bir ülkenin imzaladığı bir anlaşma emperyalist haydutları zerre ilgilendirmez. 

Hikayesini yitiren rejim ve bir zayıf halka olarak İran

İran’ın modern tarihi yabancı güçlerle işbirliği halinde hüküm süren idarecilerle, onlara karşı yurtsever ve çoğu zaman ilerici bir hatta mücadele eden çeşitli halk kesimlerinin mücadelesi olduğunu söylersek yanlış bir ifade olmaz. İran modernleşmesi monarşiye karşı anayasa mücadelesi verirken meşruiyetini yurtseverlikte buluyordu. 1823 Gülistan ve 1828 Türkmençay antlaşmaları ile İran anavatının tarihi parçası olan Azerbaycan’ın bir bölümünü terk eden, daha sonra ülkeyi İngiltere ve Rusya başta olmak üzere yabancı güçlerin siyasi,ekonomik ve askeri nüfuzuna sokan Kaçar Hanedanı’nın otoritesini eriten de bu işbirlikçiliğiydi.1906 yılında gerçekleşen İran Anayasa Devrimi her şeyden önce yurtsever bir devrimdi. 

İran’da yabancı etkisi Kaçarlar döneminden sonra da devam etti. Özellikle ikinci Pehlevi şahı Muhammed Rıza, siyasi istikbalini İngiltere ve ABD’ye teslimiyette buldu. İran solunun hızlı yükselişi, İran Tude Partisi’nin İran işçi sınıfının temsilcisi haline gelmesi emperyalizme karşı verilen mücadele ile doğrudan ilgiliydi. Şahın başta petrol ve doğalgaz olmak üzere İran’ı emperyalistlerin yağmasına sunması işçi sınıfının ve değişik halk kesimlerinin (ve mollaların) büyük tepkisine neden oldu. Şah işbirlikçiliğini örtmek için milliyetçi hamasete başvurdu. Kendisini Sasani İmparatorluğu'nda olduğu gibi şehinşah (şahların şahı) ilan etti, “İran Devletinin kuruluşunun 2500’üncü yılını” büyük organizasyonlarla kutladı, ama tutmadı. İran emekçilerinin yurtseverliği milliyetçi hamasete sığmadı. 1979 yılına gelindiğinde şah ülkeden kaçmak, hizmetinde olduğu emperyalistlere sığınmak zorunda kaldı. 

Bu sürecin İslami Devrim ve İslami Cumhuriyet ile tamamlanması da İran emekçilerinin yurtseverliği ile doğrudan ilgilidir. Mollaların bu süreçte temel sloganı “Ne doğu, ne batı; İslami hükümet!” idi. Mollaların “doğu”dan kasıtlarının Sovyetler Birliği'yle dost bir işçi iktidarı olduğu ortada, fakat “ne batı” dediklerinde samimi olmadıklarını söylemek mümkün değil. İslami Devrimin lideri İmam Humeyni’nin 12 İmamcı Şiiliği temel alan, kendi ayakları üstünde duran, İslam dünyasına ya da en azından Şii dünyaya liderlik edebilecek bir kapitalist İran kurguladığı açıktı. Humeyni İran kapitalizmini komünistlerden kurtarmıştı, ama batılılara kaptırmaya da hiç niyeti yoktu. Bu süreçte bir önemli aşama Saddam Hüseyin’in batıyla işbirliği içinde İran’a saldırmasıydı. Mollalar bu istila girişimi sayesinde sallantıda olan iktidarlarını pekiştirir, ulusal çıkarlar ile rejimin çıkarları arasındaki açıyı kapatır ve muhalifleri ezmeyi başarır.

İran’daki teokratik burjuva iktidarının bundan sonraki tarihi gerçek bir başarı hikayesi. İran’ın yeni burjuvaları eskilerden kalanlara çökerek ve kamu mallarını yağmalayarak semirtilir, bütün bir İslam dünyasına seslenen İslam Devrimi, İran’ın yeni burjuvazisinin sermaye ihracına dair iştahıyla bütünleşir. Rüzgarın nereden estiğini görenler kravatlarını çıkarıp sarıklarını sararak bu fırsatlar dünyasına koşar. Humeyni’nin sürgün yıllarında geliştirdiği "velayet-i fakih" doktrinine uygun bir şekilde kurulan yeni devlet aygıtı farklı sermaye gruplarının temsiline olanak sağlamayı başarır. İran siyasetinde rejimin sınırları dahilinde olmak kaydıyla liberallere, muhafazakarlara, milliyetçilere, sosyal demokratlara yer vardır, rejim bir klikin iktidarı olmaktan ziyade İran kapitalizminin rejimi olmayı başarır.

Fakat işler bir süre sonra iyi gitmemeye başladı. İslam Devrimi, ideolojik gücünü kısa sürede Sünni dünyada yitirdi, Şii dünyada ise Batılı güçlerin sert karşılığıyla karşılaştı. Bugün İran’ın ideolojik etkisi Irak’tan Lübnan’a, Yemen’den Nijerya’ya kadar geniş bir coğrafyada güçlü bir şekilde hissedilmeye devam etse de İran semayesinin buralardaki etkinliği son derece sınırlı kalıyor. ABD’nin uyguladığı yaptırımlar, İran sermayesinin sermaye birikimi için yeni olanaklar yaratmada ihtiyaç duyduğu finans kaynaklarını ve teknolojiyi de erişilemez hale getirdi.

Bu durumun İran kapitalizmi ve teokratik burjuva rejiminde iki temel etkisi oldu. Sermaye birikimi için içeride ve dışarıda yeni olanaklar yaratma kabiliyetini yitiren İran kapitalizmi, bu kabiliyetini kaybettikçe sermaye birikimi için burjuvazinin en iyi bildiği şeye, işçi sınıfının emeğine daha fazla el koymaya başladı. Her yeni ABD yaptırımı daha fazla işsizliğe, reel ücretlerin daha fazla düşmesine neden oldu. Bir zamanlar geniş sermaye kesimlerine geniş olanaklar ve geniş ufuklar sunan İran teokratik burjuva rejimi giderek daha dar bir gruba hitap etmeye başladı. Öyle ki, rejimin merkezini korumakla yükümlü olan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) elindeki ya da çeperindeki finans olanaklarıyla devasa bir finans odağı haline geldi. Rejim hikayesini yitirdikçe merkezine doğru çekilmek ve merkezine yığınak yapmak zorunda kaldı. Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilip İran’a yeni yaptırımlar uygulaması bu süreci hızlandırdı. İçeride ve dışarıda daha yumuşak bir politika izlemeyi ve özellikle Avrupa sermayesiyle olan bağları güçlendirmeyi hedefleyen ve bunda Trump’ın hamlesine kadar bir ölçüde başarılı da olan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve reformistlerin etkisi ve itibarı fena halde sarsıldı. Rejimin merkezinin kendisinde müşahhas olduğu İslam Devrimi Rehberi Ali Hamaney’in etkisi ve itibarı ise aynı oranda artış gösterdi. Haziran ayında gerçekleşecek olan cumhurbaşkanlığı seçimleri için şimdiye kadar ortaya çıkan aday adaylarının düşük profilli oluşu, seçimi Hamaney’e yakın ve düşük profilli birisinin kazanmasının muhtemel olduğuna işaret ediyor. Hamaney’in siyaset üstü kimliğine bir de hızla artan siyasi kimliği ekleniyor. Bu İran devlet aygıtının ayarlarındaki ciddi bir bozulmanın işareti.

İran rejimi ve kapitalizminin kırılganlığını gösteren ve bunu arttıran bir başka mesele de doğrudan doğruya sınıf savaşımı başlığı. İran kapitalizminin bu süreçte emekçi sınıflara dönük saldırısı korkunç boyutlara ulaştı. Saldırı öylesine büyüktü ki, rejimin yolunda başındayken büyük bir maharet ve barbarlıkla ezdiği işçi sınıfı hareketi küllerinden tekrar doğmaya başladı. Özellikle geçtiğimiz yaz aylarında pek çok sanayi kuruluşu yaygın ve kararlılığı yüksek grevler ve direnişlerle sarsıldı. İran rejiminin sert güvenlik politikaları bu direnişler karşısında çoğunlukla çaresiz kaldı. 

Görüldüğü üzere, İran rejimi ve kapitalizmi hikayesini yitirdikçe kırılganlaşmakta, kırılganlaştıkça hikayesini yitirmekte. Bu derin krizden kendi kendine çıkması da mümkün görünmemekte. İşte 25 yıllık İran - Çin Kapsamlı İşbirliği Anlaşması’nın (ya da yol haritası) köklerinin aranması gereken yer tam olarak burası.

Egemen sınıf bir kez daha işbirlikçiliğe soyunurken

Bu noktada sorulması gereken soru, Çin “yatırımlarının”, finansal ve teknolojik olanaklarının İran kapitalizminin kronikleşmiş açmazlarına çözüm üretip üretemeyeceği. İran rejimi bu konuda büyük umut beslese de, bunun bir dereceye kadar çözüm olabileceği gerçeğini kabul etmekte. İran ve Çin’in anlaşma hakkında yaptığı ortak açıklamada işbirliğinin kapsamı sıralanırken çölleşmeyle mücadeleden altyapı çalışmalarına, petrol üretimi ve petrokimya sanayinin modernizasyonundan, iletişim sektörüne kadar İran’ın kronikleşmiş neredeyse tüm sorunlarına atıf yapılması bu umudun göstergesi. Daha önce sızdırılan metinde yoksullukla mücadele gibi bir konunun varlığı da dikkat çekmekte; İran kapitalizmi sınıf mücadelesi başlığında dahi Çin mucizesine umut bağlamış görünüyor.

Eğer sızdırılan metinde belirtildiği gibi Çin, İran’a 400 milyar dolar yatırım yapacaksa İran kapitalizminin nefes alacağı kesin. Gayri safi milli hasılası 450 milyar dolar civarı olan İran için bu yatırımın ne kadar büyük olduğu açıkça ortada. Fakat İran’ın finans ve teknoloji yetersizlikleri nedeniyle modernleştiremediği petrol üretimi ve petrokimya sanayi başlıklarında Çin’in teknolojik olanaklarının yeterli olup olamayacağı kuşkulu.

Üstelik İran kapitalizmi için bu anlaşmanın kendisi bir büyük sorun. Protesto düzenlemenin zor ve tehlikeli olduğu ülkede çok sayıda yurtsever Meclis dahil pek çok noktada anlaşmayı protesto etti.. Anlaşmanın en çok tepki çeken yanı, Çin’in İran’da askeri üs açacağı yönündeki iddialar. İran’da hangi amaçla olursa olsun yabancı bir ülkenin asker bulundurması anayasa tarafından yasaklanmış durumda. Bu haliyle, en azından şimdilik Çin’in İran’da askeri üs açması mümkün görünmüyor. Fakat, İran medyasında askeri üs değil de Çin yatırımlarını korumak için 5 bin civarı Çinli özel güvenlik görevlisinin istihdam edileceği iddiaları dikkat çekti. Hafif silahlı özel güvenlik görevlileri Çin yatırımlarını askeri tehditlere karşı koruyamayacağına göre, hangi tehditlere karşı istihdam edilecekler, İran işçi sınıfına karşı mı? 

Hikayesini yitiren rejim kırılganlaşmakta, kırılganlaştıkça hikayesini yitirmekte. Tarih İran işçi sınıfını 1979’da yarım bıraktığı işi tamamlamaya, yurdunu işbirlikçilerden kesinkes temizlemeye çağırmakta. Bunu yapacak irade küllerinden doğmuştu, örgütsel ve ideolojik açıdan serpilip büyümeye ihtiyacı var.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.