Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Dünyamızı bir Yalçın Küçük salladı

Sosyal bilimlerde son durumun esas alınamazlığı, sosyal bilimlerin birikerek ilerliyor olmasıyla ilgilidir ve devrim de böyledir; Hoca göçtü, biriktirmeye devam etmek, bize kaldı.

İlke Dündar

Yayın Tarihi: 11.04.2026 , 00:27 Güncelleme Tarihi: 11.04.2026 , 15:36

Çıkış 1’deki bir başlığı anımsıyorum, Am I a Marxist aynı anlama gelmek üzere Am I a Materialist? ve kendime sormadan edemiyorum, ben bir tahnitçi miyim yoksa bir ağıtçı mı?

Kadir Hoca (Cangızbay) göçtü, yazdım. Şimdi Yalçın Hoca, ve yine yazıyorum.

Yaptığımız okumaları türlerine ayırarak kaydetmek gibi bir alışkanlığımız olsa, Yalçın Küçük eserlerinin bir kategorizasyon problemini beraberinde getireceği açıktır: Karşı karşıya olduğumuz metin acaba teorik midir, akademik mi, yoksa edebî mi? 

Bir metnin dili şüphesiz ki o çalışmayı edebî kılmaya yetmez. Yine de iyi bir romanı okumanın bıraktığı tadı biliriz ve o tat, Yalçın Küçük okurken tüm lezzetiyle insanı kuşatır. 

Hoca’nın teorik ve/veya akademik niteliği başkalaştırmak veya azaltmak şöyle dursun daha da kuvvetlendiren edebî dili, yöntemsel bir sonuçtur. Masa başına geçip de bir mühendis gibi “ne yaparsam daha etkili olurum” diyerek dilini inşâ etmiş olsaydı, buna retorik der, geçerdik.

Yalçın Hoca hayatı boyunca bir, devrimciliği, iki, bilim yapmayı asla bırakmamıştır. Bilhassa araştırma tekniklerinin yöntem addedildiği bu ilginç zamanlarda gerçekten bilim yapmaya çalışan herkes gibi onun için de yöntem merkezî konumdaydı. Boşuna “Bilim, çok büyük ölçüde yöntemdir,” dememiştir.1 Dolayısıyla Yalçın Küçük’ün anlatım gücü ve “edebî” dilinin yoğunluğu, neyin nasıl düşünülebileceğine dair çizdiği çerçevenin, akıl yürütme biçiminin doğrudan sonucu iken sarihliği, devrimciliğinin yansımasıdır. Zor bir meseleyi karmaşık yazmak, yazmayı bilememektir ve anlaşılmamak üzere yazmak, bireysel tatmindir. 

Evet, Hoca güzel yazıyordu. Güzel yazarak bilim yapıyordu. Bilim yaptığı için güzel yazıyordu; yeniden yaratılan bir gerçeklik yok ise eğer, bilimde “güzel olan” doğamaz. 

“Kendi halinde gerçek hiç de harikulade değildir. İlgi çekici olduğunu söylemek bile zor. Güzel ve ilgi çekici olan yeniden yaratılmış gerçektir. Bilim, gerçeği yeniden yaratmaktır.”2

Hoca’ya göre sosyal bilimlerde, doğa bilimlerini taklit etme çabasına bağlı olarak gelişen son durumu tahlil etmeye dayalı3 betimlemekle yetinmenin boğuculuğu egemen olmaya başladı. Böylelikle kaba ampirisizm açıklama çabasının öne geçti, somuta mercek tutmak marifet sayılır oldu. Hâlbuki Marx’tan biliyoruz, “şeylerin görünüş biçimleri ile özleri dolaysız olarak çalışsaydı bilim tümüyle gereksizleşirdi”4 ve şeylerin özüne inebilmek için soyutlamak5, şarttır. Dolayısıyla sosyal bilimin laboratuvarı da deneyi de olmadığından bu durumu aşmanın yegâne yolu, dolayısıyla sosyal bilimi sosyal bilim yapan olmazsa olmaz unsur, soyutlamadır. Somut ise ancak soyutlanarak kavranabilir ve yöntemin özü, teoride cisimleştiği üzere, tam olarak soyutlamadır.6 

Toplumsal incelemelerde açıklamayıp betimlemekle yetinmek, bilimin nihai amacından uzaklaşmış olmaktır7 ve bu ne salt keyfi bir tercih ne de salt bir beceri problemidir. Sosyal bilimlerde uzun süredir şiddeti giderek artan kriz, bir siyasal saldırıdır. Hoca’ya göre Tekeliyet koşullarında bilinçli olarak içi boşaltılan kurumlardan birisi sürüleşen öğrencisiyle üniversite olmuştur. Artık üniversitenin temel işlevi bozmaktır ve bozabilmek için, bozulmuş olmak şarttır: “sadece cahiller, sürü imal edebilirler ve dolayısıyla, profesörlerin öğrencilerinden daha cahil oldukları bir yüksek aşamadayız.”8

Hoca’nın ölü olguların toplamı dediği ampirisizm, sosyal bilimler için biriktirme ve tasnif esasında, dostlar alışverişte görsün misali, bilim yapmadan yapıyor gibi görünmenin yolu oluyor. Sosyal bilimlerin temel sac ayaklarından biri olan sosyolojiden bir nebze olsun nasiplenmiş bir sosyal bilim faaliyeti oyun bozucudur, yıkıcıdır (G. Gurvitch) ve dolayısıyla bilim yapmak ile egemenlerin gazabını üzerine çekmek (K. Cangızbay) kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır.9 Açıklama çabasını rafa kaldırarak tasvir etmekle yetinmek suretiyle bilim yapıyor gibi görünmenin apolitik konformizmi, gökten düşmemiştir. Apolitik konformizm, sürü imalatının ön koşuludur, demirbaşıdır, olmazsa olmazıdır. 

“Devlet üniversitelerini, bir kışladan daha az hür veya bir büyük hapishanenin büyük maltası’ndan daha kurak ve tartışmasız yapmaları, bir sığınağı daha tahrip etmek içindi. Ticari üniversitelerle, kuraklığı tahkim ettiler; tekel üniversiteleri, darülfünun’dan çok daha despotik ve geridirler. Orada serfler, öğretim üyesidirler.”10

İşte bu nedenle Yalçın Hoca, üniversitenin ta kendisi oldu11 ve bu noktada artık bildik akademik disipliner sınırlamaların zincirlerini tümüyle koparttı. Bilim, siyaset ve devrimin iç içeliğini daha fazla duyumsar oldu.12 Çürüme ne kadar ağırlaştı ise Hoca o kadar görev bildi, o kadar saldırdı, o kadar denedi – günahı da bizimdir, sevabı da.

Yalçın Hoca, zihninin izin verdiği son ana dek açıklama çabasını, bilim yapmayı, dünyayı anlamayı ve dünyayı değiştirmeyi bırakmadı. Hepimizin gıptayla sözünü ettiği çalışkanlığı ve üretkenliği, bilim ile toplumsal mücadelenin o muhteşem kesişmesinden doğan enerjinin ve adanmışlığın zorunlu sonucudur. 

Yalçın Küçük, bilim ve devrim yapmanın sarsılmaz iradesidir ve Yalçın Küçük’ü Yalçın Küçük yapan, tam olarak budur. 

Bir insanın ardından iyi konuşma zorunluluğu yoktur ve bu kimseye dayatılamaz. Bir insanın ardından konuşurken ise o insanı o insan yapan şeyler esastır. Yalçın Küçük’ü Yalçın Küçük yapan bilimden ve devrimden uzak olanların ne söyleyeceği bellidir ve evet, konuşmaları da konuşmamaları da fark yaratmaz. Geri kalanların ise detaylara ilişkin şerhlerini, o detaylara ilişkin mücadelele zeminine saklamaları, kendilerine hiçbir şey kaybettirmez. 

Sosyal bilimlerde son durumun esas alınamazlığı, sosyal bilimlerin birikerek ilerliyor olmasıyla ilgilidir ve devrim de böyledir; Hoca göçtü, biriktirmeye devam etmek, bize kaldı.
 

  • 1

    Yalçın Küçük, Bilim ve Edebiyat, Ankara: Tekin Yayınevi, 1985, s. 577.

  • 2

    a.g.e., s. 578-579.

  • 3

    a.g.e., s. 591-592.

  • 4

    Karl Marx, Kapital III. Cilt: Bir Bütün olarak Kapitalist Üretim Süreci, yay. haz. Friedrich Engels, çev. Mehmet Selik; Erkin Özalp, Sekizinci Basım, İstanbul: Yordam Kitap, 2022, s. 804.

  • 5

    “.. iktisadi biçimlerin analizinde mikroskoptan da kimyasal ayıraçlardan da yararlanılamaz. Her ikisinin yerini soyutlama gücünün alması gerekir.” - Karl Marx, Kapital I. Cilt: Sermayenin Üretim Süreci, çev. Mehmet Selik; Nail Satlıgan, On Dördüncü Basım, İstanbul: Yordam Kitap, 2021, s. 18.

  • 6

    Yalçın Küçük, “Bilimlerin Sonu ve Bilimin Doğuşu”, Yurt ve Dünya, Sayı: 3, Mayıs 1977, s. 531-532.

  • 7

    Kadir Cangızbay, Sosyolojiler Değil Sosyoloji, 4. Basım, Ankara: Ütopya Yayınları, 2011, s. 9-11.

  • 8

    Yalçın Küçük, Tekeliyet 1, İstanbul: İthaki Yayınları, 2003, s. 9. 

  • 9

    Cangızbay, a.g.e., 2011, s. 10-11.

  • 10

    Yalçın Küçük, Tekeliyet I:Devlet ve Hürriyet, İstanbul: Salyangoz Yayınları, 2006, s. 14. 

  • 11

    a.g.e., s. 8-9.

  • 12

    Yalçın Küçük, Kurtuluş Yazısı, Ankara: Dönem Yayıncılık, 1988, s. 9-11.

Yazının yayınlanmasından kısa bir süre sonra yazarın dipnot ekleri metne eklenmiştir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.