Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Cumhuriyetçi Sağlıkçılar Çalıştayı’nın ardından

Hiç aklımızdan çıkarmayalım: Örgütsüz bir toplum, hasta bir toplumdur. Çünkü örgütsüzlük insanı yalnızlaştırır, tek başına ve çaresiz hissettirir. Çaresizlik ise sinsi bir hastalık gibi insanın ruhunu da bedenini de günden güne çürütür.

Özgür Hacıosmanoğlu*

Yayın Tarihi: 20.05.2026 , 11:22

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Cumhuriyetçi Sağlıkçılar Çalıştayı geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da yapıldı. Geride bıraktığımız bu çalıştay, sadece sağlık alanına sıkışmış dar ve teknik tartışmaların çok ötesinde, hepimize nefes aldıran, güçlü bir politik zemin yarattı. Salonda yürütülen tartışmalar sağlık meselesinin yalnızca hastane koridorlarına, bitmek bilmeyen randevu krizlerine ya da sadece emekçilerin özlük haklarına indirgenemeyeceğini çok net bir şekilde yeniden hafızalarımıza kazıdı. Çünkü biliyoruz ki sağlık tıpkı hayatın diğer hayati alanlarında olduğu gibi, üretim ilişkilerinden planlama anlayışına, eğitim sisteminden teknoloji politikalarına ve hatta içinde nefes aldığımız kamusal yaşamın bütününe kadar her şeyle ilişkilidir ve ancak o bütünlük içinde gerçek bir anlam kazanır.

Bugün hem ülkemizde hem de küresel ölçekte sağlık sisteminin tam anlamıyla darmadağınık, parçalı bir yapıyla yönetildiğine şahit oluyoruz. Hastalıkları kökeninde engelleyecek olan koruyucu sağlık hizmetleri bilinçli bir şekilde zayıflatılırken, muayene ve tedaviye dayalı o devasa sektör durmadan büyüyor. Fakat bu büyüme, arkasında sadece şişirilmiş ve yapay veriler bırakıyor. Sağlık kurumları bugün toplumun gerçek ve can yakıcı ihtiyaçlarına göre değil, sermayenin kâr-zarar hesaplarına, maliyet unsurlarına göre inşa ediliyor. Sağlık sektöründeki emek gücü planlaması ise piyasanın günübirlik, kısa vadeli iştahına terk edilmiş durumda. Sonuçta karşımıza çıkan tablo hem canını dişine takan sağlık emekçileri hem de nitelikli hizmet bekleyen halk açısından tüm çıplaklığıyla çürümüş, artık taşınamaz ve sürdürülemez bir kriz olarak önümüzde duruyor.

Sağlıkta yaşadığımız bu derin kriz, basit bir yönetimsel koordinasyonsuzluk ya da birkaç bürokratik aksaklık yüzünden yaşanmıyor. Sorunun tam merkezinde, yıllar önce sinsice başlatılan ve adım adım büyütülen piyasacı dönüşüm yer alıyor. Sağlığın o en temel kamusal karakteri aşındıkça, aslında toplumun bir arada yaşamasını sağlayan ortak yaşam damarları da birer birer zayıflıyor. Bu gidişatı tersine çevirmek için sağlık hizmetini acilen yeniden toplumcu ve kamucu bir perspektifle ayağa kaldırmak, ticari kaygıların tamamen kapının dışında bırakıldığı yeni bir hizmet modelini inşa etmek zorundayız.

Çünkü "sağlık", satılık bir meta ya da bir lütuf değil en temel, en yalın insan hakkıdır. Koruyucu hizmetlerin merkezde durduğu, bilimsel bir planlamanın esas alındığı, eğitimin toplumsal ihtiyaçlara göre kurgulandığı, ileri teknolojinin üç beş şirketin kârı için değil halkın yararına seferber edildiği ve ilaç sanayisinde dışa bağımlılığın kökten bitirildiği bir ülke, artık sadece teorik bir düş ya da uzak bir tartışma başlığı değildir. Bugün içinden geçtiğimiz çoklu krizler, bu toplumcu yönelimin artık tarihsel ve kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu gözlerimizin önüne seriyor.

Çalıştayın bizlere hatırlattığı bir diğer can alıcı nokta ise sağlık emekçilerinin konumu oldu. Onları sadece muayene eden, reçete yazan, iğne yapan ya da sistemin çarklarını döndüren birer "hizmet sunucusu" olarak görmek büyük bir haksızlıktır. Sağlık emekçileri, bu toplumun yeniden ayağa kalkma ve örgütlenme sürecinde en kurucu, en belirleyici öznelerden biridir. Neden mi? Çünkü sağlık, doğrudan doğruya hayatın ta kendisidir. İnsanların nasıl yaşadığı, sofrasına ne koyabildiği, hangi insani ya da ağır koşullarda çalışmak zorunda kaldığı ve geleceğe bakarken yüreğinde ne kadar güvence taşıdığı sağlık başlığının et tırnak gibi ayrılmaz parçalarıdır. Tam da bu yüzden, örgütlenme meselesi bugünün en acil ödevi olarak önümüzde duruyor.

Piyasacılığın getirdiği o parçalı istihdam modelleri, performansa dayalı yarışmacı sistemler ve güvencesiz çalışma biçimleri sağlık emekçilerini birbirinden uzaklaştırmak, yalnızlaştırmak için kurgulandı. Oysa sağlık hizmeti, doğası gereği kolektif bir emeğin, omuz omuza vermenin ürünüdür. Bu alandaki sistemsel çözülmeye karşı duracak güçlü bir kamusal irade, ancak ve ancak örgütlü bir mücadeleyle örülebilir.

Önümüzdeki süreçte ihtiyacımız olan şey, salonlarda daha fazla teorik tartışma yürütmek değildir. Hastanelerin koridorlarında, üniversite amfilerinde, sendikalarda ve meslek örgütlerinin çatısı altında çok daha sahici, çok daha güçlü bağlar kurmak zorundayız. Sağlık alanındaki bu yıkıcı dönüşümün yönü, ancak ve ancak örgütlü bir toplumsal müdahaleyle halkın lehine çevrilebilir.

Bu çalıştayın masaya bıraktığı en umut verici, en değerli sonuç da budur: Uzun zamandır farklı mecralarda, dağınık ve yalnız şekilde ilerleyen o arayışlar ve itirazlar, belki de ilk kez bu kadar bütünlüklü, ortak bir çerçeve içinde yan yana gelebildi. Şimdi yapmamız gereken, bu ortak birikimi kalıcı kılmak ve bir adım daha ileriye taşımaktır.

Hiç aklımızdan çıkarmayalım: Örgütsüz bir toplum, hasta bir toplumdur. Çünkü örgütsüzlük insanı yalnızlaştırır, tek başına ve çaresiz hissettirir. Çaresizlik ise sinsi bir hastalık gibi insanın ruhunu da bedenini de günden güne çürütür. Oysa insan, ancak başka insanların elini tuttuğunda, onlarla yan yana geldiğinde iyileşir ve gerçekten güçlenir…


* Haydarpaşa Numune EAH - Sağlık Emekçisi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.