Sayfa yolu
GÖRÜŞ | 20. Milli Eğitim Şurası'nın niteliği
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Rıfat Okçabol
Yayın Tarihi: 08.12.2021 , 09:50 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
20. Şura, başkanlık genelgesinde yapılacak toplantılarda kamusal tesislerinin kullanılması gerektiği belirtilse de bakanlığın sahip olduğu mekanlarında değil de, 1,3 milyon lira harcayarak 1-3 Aralık 2021 günlerinde 5 yıldızlı otelde toplanmıştır.
Bilindiği gibi ders programlarında din dersleri yaygınlaştırılırken, öğrencileri çağdaşlaştıran bilimsel dersler ve güzel sanat dersleri azaltılmıştır. Öğrenciler 1400 yıl öncesinin değerlerine göre ve Osmanlı hayranı olarak yetiştirilmeye başlanmıştır. Ancak Saray’da yapılan açılışta konuşan AKP lideri Hazreti Ali'nin, “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin” sözlerine atıfta bulunup “Zira günümüzün öğrencilerini dünün öğrencileri gibi eğitmeye, yetiştirmeye kalkarsak istikbalimizin elimizden kayıp gitmesine mani olamayız”1 demiştir. 19 yılda müfredat, ders kitapları, okullar, seçme sınavları ve sistemin yapısı defalarca değiştirilmiş olmasına karşın, “Eğitimle ilgili çalışmalarımızı yap – bozdan ziyade eskinin de kazanımlarını koruduğumuz yeni bir inşa ve tekâmül süreci olarak görüyoruz” demiştir. Zorunlu eğitim çağında olan yüz binlerce çocuk okula gitmezken, din dersleri dışındaki seçmeli dersler çok sınırlı sayıda açılıp öğrenciler din derslerini seçmek zorunda bırakılırken ve AİHM’nin zorunlu olamaz dediği din kültürü ve ahlak bilgisi dersi tüm öğrencilere dayatılırken AKP lideri “… sekiz yıllık kesintisiz eğitim yerine 4+4+4 olmak üzere zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardık. Evlatlarımıza çok geniş bir yelpazede istedikleri dersleri seçme imkânı getirdik. Bugün artık isteyen her öğrencimiz ülkemizdeki tüm okullarda mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim'i öğrenebiliyor” demiştir.
Bilindiği gibi AKP iktidarının ilk yılında göreve yeni başlayan öğretmenlere “stajyer/ aday öğretmen”, ilgili sınavı geçen stajyere “uzman öğretmen” ve bir başka sınavı geçen uzman öğretmene de “başöğretmen” unvanları verilmesi girişimi başlatılmıştı (Hürriyet, 13 Eylül 2003, s.21). Bu girişim piyasacı bir anlayışı yansıtması ve öğretmen camiasını bölecek bir nitelikte olması gibi gerekçelerle laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunanlarca büyük tepki toplamıştı. Zamanın yargı organlarının müdahalesiyle bu girişim kadük olmuştu. Ancak AKP liderinin bu konuyu unutmadığı Şura'yı açış konuşmasında söylediği şu sözden anlaşılmaktadır: “Öğretmenlikte 10 yılını doldurmuş öğretmenlerimize uzman öğretmenlik imkânını getiriyoruz. Eğitimlerini tamamlayan ve yapılan sınavdan başarıyla geçen uzman öğretmenlerimiz, hem bir derece alacaklar hem de maaşlarında bin lira artış olacaktır. Yüksek lisans yapmış öğretmenlerimiz ise sınavdan muaf tutulacaktır. 10 yıllık uzman öğretmenler, eğitimlerini tamamlayıp sınavda başarılı oldukları takdirde başöğretmen unvanıyla görev yapacaklardır. Yine bu öğretmenlerimize ilave bir derece verecek, ayrıca maaşlarında da 2 bin lira artışa gideceğiz. Doktora yapmış öğretmenlerimiz ise bu sınavdan muaf tutulacaktır."
20. Şura’da da geçmiş şuralarda değinilen pek çok öneri yeniden kabul edilmiştir. Bu Şura’da da aşağıda örneklendiği gibi aklı başında öneriler vardır:
- İşletmeler, kamu kurumları ve özel kurumlarda kreş, yuva gibi kurumların Milli Eğitim Bakanlığının belirlediği standartlara göre açılması, izlenmesi ve denetlenmesi sağlanmalıdır.
- Okullarda ücretsiz öğle yemeği veya beslenme desteği sağlanmalıdır.
- İl ve ilçe merkezlerinde spor salonu, yüzme havuzu, laboratuvar ve kütüphaneler gibi alanların kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
Ancak eğitim fakülteleri varken bu fakültelerin yaptığı işi yapacak, “milli eğitim akademisinin kurulması amacıyla yasal altyapı oluşturulması” önerisinin yapılmış olmasını anlamak mümkün değildir. Bu konu genelde bakanlık personelinin iktidarların siyasal eğilimleri doğrultusunda yetiştirilmesini isteyenlerin savunduğu bir konudur. Tekrar tekrar gündeme getirilmektedir. 1992 tarihli ve 3797 sayılı MEB örgütünü yeniden düzenleyen yasanın 55. maddesinde Milli Eğitim Akademisi yer aldığı halde bu kurum işlevsellik kazanamamıştır. Bu Şura’da yeniden gündeme getirilmiştir.
Bu Şura'da, zorunlu eğitim sürecinde tüm öğrencilere eşdeğerde genel eğitim verilmesi önerileceğine, piyasacı bir anlayışla öğrencinin geleceğini sınırlandıracak “mesleki ve teknik öğretime nitelikli öğrenci gelmesiyle ilgili" öneri verilmiştir. Şura’da kabul gören “Mesleki ve teknik eğitim kurumlarında uluslararası sektörlerin ihtiyaçları doğrultusunda yeni programlar açılması” ve “yabancı dil ağırlık mesleki eğitim programları yaygınlaştırılması” gibi öneriler de, piyasacılığın ötesinde uluslararası sömürgenlerin yararına olacak öneriler olmuştur.
- Eğitsel açıdan, insan hakları açısından ve de eğitimde fırsat eşitliği açısından bu Şura'nın en çok karşı çıkılan ve çıkılması gereken önerisi “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” önerisidir.
Bu gerici öneri iktidarın, bakanın ve bakanlık bürokratları ile Şura üyelerinin büyük çoğunluğu piyasacı ve gerici eğilimde olduğunu bilenler/düşünenler açısından sürpriz olmamıştır.
Şuranın piyasacı ve gerici yapısı gereği, büyük bir eşitsizlik kaynağı olan seçme sınavları, açık öğretim okulları gibi konularda herhangi bir öneri olmaması da şaşırtıcı olmamıştır.
Bu şuraya laik ve bilimsel eğitimi savunan partiler, sendikalar ve Veli Derneği gibi sivil toplum kuruluşları katılmamışken, Şura toplantısının bitiminde bakan Mahmut Özer, “Artık Millî Eğitim Bakanlığı olarak çok daha güçlüyüz. Çünkü şûra, Türkiye'nin eğitim ile ilgili müktesebatı olan tüm paydaşlarının, tüm sivil toplum örgütlerinin, sendikalarının, … velilerin görüşlerini alarak çıkmış olduğumuz bu yeni yolculukta geliştirilmiş olan politikaların yeniden değerlendirebilme imkânını verdi” diyebilmiştir. Özer açıklamasında Şura’da alınan kararları, “… emanet olarak alıyorum. Sizleri temin ederim ki burada alınan kararlar, ister oy birliği ile ister oy çokluğu ile olsun bu kararların birebir takipçisi olacağım” demiştir. Okul öncesinde dini öğretim kararıyla ilgili olarak sorulan soru üzerine de, “Bildiğiniz gibi şûra kararları, tavsiye niteliğindeki kararlardır. Uygulanma, yaptırım zorunluluğu yoktur” demiştir.
Bakan Özer’in bu tutumu da sürpriz değildir.

- 1https://ttkb.meb.gov.tr/www/20-mill-egitim-srasinin-acilis-programi-cumhurbaskanligi-kulliyesinde-yapildi/icerik/424
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

